adhk tarafından

IŞİD Kobanê kent merkezinden temizlendi

Haziran 27, 2015 de ANASAYFA adhk tarafından

kobane kent merkezi isidden temizlendiİki gün önce Kobanê kent merkezine sızarak katliam yapan IŞİD, YPG/YPJ’nin operasyonları sonucunda kent merkezinden temizlendi

HABER MERKEZİ (27-06-2015) – YPG/YPJ güçlerinin operasyonlarının sonucunda Kobanê kent merkezi IŞİD’den temizlendi.

Gerçekleştirdikleri katlimın arından Mekteba Reş (Siyah Okul), Saziya Çande (Kültür Merkezi) ve Nexweşxane ya Miştenur’a (Miştenur Hastanesi) sığınan IŞİD’e yönelik operasyonlar iki gündür sürüyordu. Bugün IŞİD’in gizlendikleri üç merkeze de hamle yapan YPG/YJ güçleri IŞİD’i kent merkezinden temizledi. Üç merkezin tepesine de YPG bayrakları asıldı.

Kent merkezi bütünüyle IŞİD’den arındırılırken, kentin 6 kilometre güneyinde yer alan Kulilk köyünde saklanan IŞİD’e dönük operasyonun ise halen sürdüğü öğrenildi.

5-6 kadar IŞİD üyesinin saklandıkları evlerin çevresini kuşatan YPG/YPJ güçlerinin, söz konusu grubu da temizlemesinin an meselesi olduğu bildirildi.

http://www.halkingunlugu.net/

adhk tarafından

KCK: Katliamların hesabı sorulacak

Haziran 26, 2015 de ANASAYFA adhk tarafından

KCK ACIKLAMAKobanê’de DAİŞ’in gerçekleştirdiği katliamlara dönük KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı bir açıklama yayınlayarak, “faşist çetelerin gerçekleştirdiği katliamların hesabı sorulacaktır” dedi

HABER MERKEZİ (26-06-2015)- KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı, Kobanê’ye yönelik DAİŞ saldırılarına ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı yaptığı açıklamada “YPG ve YPJ karşısında yenilgi üzerine yenilgi alan faşist çeteler, mübarek Ramazan Ayında Kobanê’de sivil halkı vahşice katlederek bu yenilgilerinin rövanşını almak istemişlerdir. Bu saldırılar, faşist çetelerin ne kadar sıkıştığını ortaya koymuştur. Sivil halka saldıran, sivil halkı rehin alan bu insanlık dışı çeteler, bu saldırının hesabını mutlaka vereceklerdir…Tüm dünya, Ortadoğu ve Türkiye halkları bilmelidir ki, özgürlüğü için mücadele eden halkımızın fedai kızları ve oğulları bu katliamın hesabını mutlaka soracaklardır” dedi.

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı, Kobanê’ye yönelik DAİŞ saldırılarına ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada, “25 Haziran sabahı biri Türkiye sınırı, diğeri de güneybatıdan olmak üzere Kobanê’ye iki koldan giren 50-60 faşist çete onlarca sivili katletmiş, onlarcasını da yaralamışlardır. YPG ve YPJ karşısında yenilgi üzerine yenilgi alan faşist çeteler, mübarek Ramazan Ayında Kobanê’de sivil halkı vahşice katlederek bu yenilgilerinin rövanşını almak istemişlerdir. Bu saldırılar, faşist çetelerin ne kadar sıkıştığını ortaya koymuştur. Sivil halka saldıran, sivil halkı rehin alan bu insanlık dışı çeteler, bu saldırının hesabını mutlaka vereceklerdir” denildi.

Saldırıda yaşamını yitirenleri saygı, minnet ve rahmetle anan KCK, yaralılara da acil şifalar diledi. KCK, “Halkımıza yapılan tüm bu saldırılar başta Rojava ve Suriye olmak üzere Kürdistan’ın özgürleştirilmesi ve Ortadoğu’nun demokratikleşmesini önleyemeyecektir. Özgür yaşamda kararlı olan Kürdistan halkı, kendisiyle birlikte tüm Ortadoğu’yu da demokratikleştirip özgürleştirecektir” diye belirtti.

‘Türk devleti ve AKP hükümeti sorumludur’

Kobanê’de yapılan saldırılardan IŞİD’i büyütüp destekleyen tüm devletler ve siyasi güçlerin sorumlu olduğunun altını çizen KCK,”Başta da Türk devleti ve AKP Hükümeti sorumludur. Bu saldırıları teşvik eden ve normalleştirenler “PYD IŞİD’ten daha tehlikelidir” diyenlerdir. Kendi halkını savunan YPG-YPJ ile kendisinden olmayan herkese saldıran bir faşist çeteyi aynılaştırmak, Türk devletinin karakterini ve Rojava Devrimine düşmanlığının ne düzeyde olduğunu ortaya koymaktadır. Hala “PYD IŞİD’ten daha tehlikelidir” diyenlerin sözleri kulaklarda çınlarken bu saldırıların arkasında kimlerin olduğunu gizlemek mümkün değildir.

Faşist çeteler iki koldan şehre girmişlerdir. Bunlardan biri de Kobanê’nin doğusunda Türkiye sınırından yapılmıştır. Bu da Akçakale yönündeki çete kamplarını işaret etmektedir. Akçakale’de çetelerle Türk devletinin istihbarat örgütüyle asker ve polisinin iç içe olduklarını tüm dünya bilmektedir. Akçakale’de çetelerle iç içe olan Türk devletinin, “sınırlardan geçen çetelerle ilişkimiz yok” demesi tabii ki büyük bir yalandır ve suç ortaklığının inkarıdır. Şimdiye kadar IŞİD’le ilişkide olan, IŞİD’e her türlü desteği veren Türk devleti hangi ilişkisini itiraf etmiştir ki bunu da etsin! Hiç kimse Türk devletinin bu saldırıdaki işbirliğini ve suç ortaklığını itiraf etmesini beklememelidir. Türk devleti dün olduğu gibi şimdi de inkar etmeye devam edecektir.

“PYD IŞİD’ten daha tehlikelidir” diyecek kadar pervasızlaşan Türk devleti, Rojava Devrimi düşmanlığını bırakmadığı müddetçe IŞİD, El Nusra ve daha başka Rojava Devrimi düşmanı örgütlerle ve siyasi güçlerle işbirliğini sürdürerek her türlü suç ortaklığına girecektir. Biz, Türk devletinin Bakurê Kurdîstan’da yürütülen mücadeleye karşı her türlü Kürt düşmanı güçlerle nasıl suç ortaklığı yaptığını çok iyi bilmekteyiz. Kürt sorununu çözmediği müddetçe bu tür ilişkileri sonuna kadar sürdürecektir. Nitekim şimdiye kadar Kürt Özgürlük Hareketi’ne düşman olan herkesle kurduğu ilişkiyi bugün de Rojava Devrimi düşmanlarıyla sürdürmektedir. Bu nedenle “Kobanê’ye saldıranların bizimle ilgisi yok” demesi sadece suç ortaklığını örtmek için söylenmiş sözlerdir. Tüm dünyaya da IŞİD’le ilişkimiz yok demişlerdir, ama ilişkilerini de hiçbir zaman kesmemişlerdir. Bu yalanı sadece Kürt halkına ve Türkiye halklarına değil, uluslararası alandaki en yakın müttefiklerine bile söylemişlerdir, söylemeye devam etmektedirler” dedi.

‘Türk devleti katliamın suç ortaklığından kurtulamaz’ KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı açıklamasında devamla şunlar ifade edildi:

“Bu saldırılardan yıllardır IŞİD’le en yakın ve yoğun ilişki sürdüren Türk devlet sorumludur. Türkiye sınırlarını IŞİD’in cenneti haline getiren Türk devleti, Kobanê’de gerçekleştirilen katliamdaki suç ortaklığından kurtulamaz. Hem IŞİD’le bu kadar sıkı fıkı ilişki içinde olunacak, hem de Kobanê’de gerçekleşen katliamla ilişkimiz yoktur denilecek! Bu, pişkinlik ve utanmazlıktan başka bir anlama gelmemektedir. AKP Hükümeti ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan artık bu pişkinlikleri bırakıp IŞİD’le ilişkilerini kesmelidirler; Rojava Devrimine karşı düşmanlığı bırakmalıdırlar.

‘Halkımızın elleri sorumluların iki yakasında olacaktır’

Rojava Devrimi düşmanlığı bırakılmadan Kürdistan’ın dört parçasındaki Kürtler Türk devletinin bu suç ortaklığını, AKP Hükümetinin Kürt düşmanı politika ve söylemlerini unutmayacaklardır. Halkımızın elleri her zaman AKP Hükümeti ve sorumlularının iki yakasında olacaktır.

‘Herkes demokratik tepkisini ortaya koymalıdır’

Kürt halkı ve Türkiye halkları Tayyip Erdoğan, AKP Hükümeti sözcüleri ve yandaş basınının “Bu saldırılarla ilişkimiz yok” sözüne kesinlikle inanmamalıdır. Kobanê katliamına karşı demokratik tepkilerini ortaya koymalı, AKP Hükümetinin bu saldırılardaki suç ortaklığını protesto etmelidir.

‘Bu katliamın hesabı mutlaka sorulacaktır’

Tüm dünya, Ortadoğu ve Türkiye halkları bilmelidir ki, özgürlüğü için mücadele eden halkımızın fedai kızları ve oğulları bu katliamın hesabını mutlaka soracaklardır. Hiç kimse bu halkın özgür ve demokratik yaşam iradesini kıramayacaktır. Rojava Devrimcileri de kahramanlık destanı olan mücadeleleriyle Kürdistan’ı özgürleştirip Suriye’yi demokratikleştireceklerdir. Suriye’nin demokratikleşmesinde, özgürleşmesinde en büyük rolü oynayarak bu faşist çetelere ve destekçilerine en iyi cevabı verecektir. Şehitlerin anıları ve özlemleri özgür ve demokratik yaşamla taçlandırılacaktır.”

KAYNAK: ANF

http://www.halkingunlugu.net/

adhk tarafından

Kobanê’de katliamında ölenlerin sayısı 152’ye çıktı

Haziran 26, 2015 de ANASAYFA adhk tarafından

kobane katliamiDün IŞİD’in Kobanê’de giriştiği katliam sonrası hayatını kaybedenlerin sayısı 152’ye çıkarken, 30 IŞİD’li öldürüldü

HABER MERKEZİ (26-06-2015) – IŞİD’in dün Kobanê’ye saldırarak sivil katliamına giriştiği saldırı sonrasında çatışmalar bugünde kentin sokak ve mahallelerinde devam ediyor.

IŞİD’in saldırısı sonrasında ise yaşamını yitirenlerin sayısı 152’ye ulaştı. Yaralı sayısı ise 180 olarak belirtildi.Berxbotan ve Kobani kent merkezinde yapılan saldırıda öldürülenlerin çoğunluğu kadın, yaşlı ve çocuklardan oluştuğu ifade edildi.

Saldırı sonrası operasyon başlatan YPG/YPJ ve Asayiş Güçleri, IŞİD’in saklandıkları noktaları kuşatmaya alırken yaşanan çatışmalarda ilk belirlemelere göre, 30 IŞİD’li öldü.

http://www.halkingunlugu.net/

adhk tarafından

Kobanê’de çatışmalar devam ediyor

Haziran 25, 2015 de ANASAYFA adhk tarafından

sid kobane -heseke saldiriIŞİD güçleri bugün TC sınırından Kobanê’ye girerek bombalı saldırılarda bulunurken kentte IŞİD’le YPG arasındaki çatışmalar devam ediyor IŞİD’in saldırılarında en az 42 sivil katledilirken onlarcası da yaralandı

HABER MERKEZİ (25-06-2015 )- Bu sabah saatlerinde Kobanê’ye giren IŞİD militanları katliam yaptı. Sabah saatlerinde Mürşidpınar sınır kapısına bombalı saldırı gerçekleştiren IŞİD militanlarının Kobanê merkezine doğru ilerleyerek saldırılarını sürdürdü.

Edinilen bilgilere göre bölgeye takviye güç gönderen YPG’yle IŞİD arasındaki çatışmalar devam ediyor. Azadi Meydanında ve buraya yakın bir okula saklanan IŞİD’lilerle YPG arasında çatışmalar yaşandığı belirtilirken burada 11 IŞİD’linin imha edildiği kaydedildi.

IŞİD’in saldırılarında aralarında çocukların da olduğu en az 42 sivil katledilirken onlarca kişi de yaralandı. Öte yandan IŞİD’lilerin 5 aileyiyse kalkan olarak kullanmak için kaçırdığı kaydediliyor. Kobanê’nin 30 kilometre güneyinde bulunan BerxBotan köyüne de saldıran IŞİD’liler burada 20’den fazla sivili katletti.

Kent merkezinde YPG’nin IŞİD militanlarını temizlemek için başlattığı operasyon devam ediyor.

Haseke’ye saldırılar

IŞİD’in çizgisinde yayın yapan bazı haber kaynaklarının verdiği bilgilere göreyse IŞİD Haseke’ye de saldırarak burada iki mahalleyi ele geçirdi. Kaynaklar IŞİD’in burada Esad askerleriyle savaştığını ve 320 askeri öldürdüğünü iddia ediyor. İddialara göre IŞİD Kuzey ve Doğu Haseke’yi alarak buradan Qamışlo’ya ilerlemek istiyor.

Müslim: Türkiye yalan söylüyor

Öte yandan saldırılarla ilgili DHA’ya konuşan PYD lideri Salih Müslim Türkiye’nin saldırıların Türkiye üzerinden gerçekleştiği yönündeki haberleri yalanlamasıyla ilgili açıklama yaparak “Türkiye her şeyi yalanlıyor, ama kendisi yalan söylüyor. Bölgedeki kendi kaynaklarımız, Türkiye’den geçildiğini söylüyor. Bazıları Türkiye’ye geçerek Türk askerine teslim olmuş. Bizim kaynaklarımız böyle söylüyor” dedi. Saldırılarla ilgili bilgi veren Müslim Kobanê’nin kendi kontrolleri altında olduğunu ancak bir noktada hala çatışmaların yaşandığını kaydederek “60 kadar kişi, Özgür Suriye Ordusu’nun giysilerini giyerek buraya sızmış. Şehrin 2-3 ayrı yerine yerleşmişler. Sivilleri hedef almışlar. Çatışmalar halen devam ediyor. Şimdi bir yere sıkıştırılmışlar. Onlardan şimdiye kadar 15 kişi öldürülmüş. Bu sayı daha da artmış olabilir. Bazıları sağ yakalanmış, bazıları ise Türkiye tarafına kaçmışlar” dedi.

http://www.halkingunlugu.net/

adhk tarafından

Halil Gündoğan’nın kitap çalışmasına idare engeli

Haziran 25, 2015 de ANASAYFA adhk tarafından

halil gndoan kitap yasaklamasHapishane’lerde tutsaklara yönelik keyfi uygulamalar devam ediyor Halil Gündoğan’nın çıkarmak istedigi kitap keyfi gerekçelerle engellenmeye çalışılıyor

HABER MERKEZİ (25-06-2015)Hapishaneler’de tutsaklara yönelik keyfi saldırı ve uygulamalar devam ediyor.Daha öncede belli çalışmaları Sincan F tipi hapishanesi tarafından engellenen Halil Gündoğan’nın çıkarmaya çalıştığı yeni bir kitab’nın dışarıya ulaştırılması idare tarafından keyfi gerekçeler öne sürülerek engellendi.

Bu durumu protesto eden Halil Gündoğan,kardeşine bir mektup yazarak durumu anlattı ve kamuoyuna duyarlılık göstermesi çağrısında bulundu.Gündoğan’nın açıklamasını öneminden dolayı olduğu gibi yayınlıyoruz.

“ Türkiye ve Sosyalist Devrim Gerçekliği” isimli son kitap çalışmam bir ayı aşkın bir süredir idare tarafından el konulmuş durumda. Burada yazdıklarımızı çoğaltmak için dışarıya, ailelerimize gönderiyoruz. Onlarda çoğaltıp bir nüshasını bize gönderiyorlar. Bu aşamalarda sürekli sorun çıkaran hapishane idaresi son olarak dayım tarafından bana gönderilen değişik dergilerle birlikte bir “fotokopi”dosyama el koydu ve bana vermedi.

Yazı dosyasının tarafıma verilmesi için iki kez dilekçeyle başvurdum. Üç hafta sonra dergiler verildi. Ancak yazı için “inceleniyor” yanıtın verildi. Ve nihayet bu gün (16.06.2015) verilmeyeceğine dair “Eğitim Kurulu”nun kararı tebliğ edildi.

Gerekçe aynen şöyle: “ Adı geçen yayın hakkında Tüzük’ün 43-1 bendi gereğince yapılan incelemede belirtilen dokümanın süreli ve süresiz yayın olarak değerlendirilememekte olup…” “ Yukarıda belirtildiği şekilde fotokopi şeklinde gönderilen dokümanların süreli ve süresiz yayın olarak değerlendirilemeyeceğinden bahsi geçen hükümlüye verilmemesine , (…) oy birliğiyle karar verilmiştir.” Denmektedir.

İnfaz Hâkimliği’ne itirazda bulunacağım elbette. Çünkü her şeyden önce söz konusu yazı dışarıdan gelen “ süreli süresiz yayın” değil, benim kendi çalışmamdır. Üstelik bu tür yazıların fotokopisini ailelerimiz aracılığıyla yaptırabileceğimize dair İnfaz Hakimliği kararı var. Öte yandan kitap çalışmamın redaksiyonu yapabilmem için yasal her hangi bir engel yokken Hapishane İdaresi’nin bu yönlü kararı ve el koyma tutumu tamamen keyfi ve anti demokratiktir.

Biliyorsun; Sincan F Tipi Hapishane İdaresi tutuklu ve hükümlüleri cezalandırma ve çalışmalarımızı engelleme tavrı ilk değil elbet. Bilindiği üzere daha önce de “ Metris’ten Munzur’a Bir Firarinin Öyküsü” adlı kitabımın 2. Cildinin fotokopisini yaptırmak istemiştim. İdare aynı biçimde ona da el koyup “imha edilmesine” karar vermişti. Ve ilginçtir mahkeme bu ortaçağ zihniyetini onaylamıştı. Avukatımız da davayı AİHM’e götürdü, davamız orada görülmektedir. Bu konuyla ilgilenirsen çok sevinirim. Sevgilerimle

Halil Gündoğan

Sincan 1 Nolu F Tipi Hapishane. B-2/67 SİNCAN- ANKARA

http://www.halkingunlugu.net/

adhk tarafından

ADHK; Madımak Unutulmadı/Unutulmayacak!

Haziran 25, 2015 de ANASAYFA adhk tarafından

ADHK_LOGOADHK (25-06-2015) 2 Temmuz 1993 Pir Sultan Abdal Kültür Derneğinin Sivas’da düzenlemiş olduğu şenliklere katılıyor yazarlar, sanatçılar, aydınlar! Çoğunluğu Alevi kökenlilerin oluşturduğu katılımcılara yönelik, doğrudan devletin örgütlediği gerici kalabalıklar “Ya Allah Bismillah, Allahuekber” nidalarıyla yürüyüşe geçerek Madımak oteli önünden toplanmaya başlar. Irkçı-faşist sloganlar eşliğinde otel taşlanmaya başlanıyor.

Yüzlerce asker, polis gibi devletin kolluk kuvvetlerinin bulunduğu, medyanın gelişmeleri kaydettiği gündüz ortamında; gerici kalabalık sloganlar eşliğinde araba yakmalardan adım adım otele doğru hızla yaklaşmaya ve giderek oteli ateşe vermeye başlıyor. Hasret Gültekin, Muhlis Akarsu,Asım Bezirci, Metin Altıok gibi yazar ve sanatçıların yanısıra toplam 32 insan dünyanın gözleri önünde yakılarak katledildiler.

Tesadüfen kurtulan Aziz Nesin gibi aydın insanların “yardımına” gelen itfaiye aracındaki görevlilerinin, leş kargaları misali, saldırılarına tanıklık ettik. Daha dün cenazesi kaldırılan, halka demokrasi kahramanı olarak yutturulmaya çalışan ve O günün cumhurbaşkanı azılı bir halk düşmanı Demirel; “olaylarda ağır tahrik var, polisi halkla karşı karşı getirmeyin” direktifini vermekteydi. Kürdistan’da 1993 savaş konseptinin gözü kara uygulayıcılarından biri olan, binlerce öldürmelere, yirmibin civarındaki gözaltı kayıplarının altında imzası bulunan ve Sivas Madımak olayını kastederek “Ne mutlu ki olaylara katılan hiç bir vatandaşımızın burnu kanamamıştır” diyen, diğer bir halk düşmanı olan dönemin başbakanı Tansu Çiller, “Endişelenmeyin, güvenlik güçleri olay yerine intikal etmek üzere” diyen dönemin başbakan yardımcısı Erdal İnönü’dür. Mahkemece verilen zaman aşımı kararı için “Milletimiz için hayırlı olsun” diyen ve şimdilerde hemen herkesin nefret ettiği cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan’dı . Bunlar arasında her hangi bir fark görmek mümkün mü? Tümü ecdatlarının torunlarıdır ve özleri, sözleri, olaya bakan gözleri tıpatıp aynıdır.

2 Temmuz1993 Sivas-Madımak otelinde yaşananlar bilinmektedir. Sonuç açıkça ortadadır. Bugün bir subay ҫıkıp Madımak katliamını Kontr-gerilla olarak kendilerinin düzenlediğini itiraf ediyor ama devlet yetkililerinden her hangi bir tepki yok. Çünkü katilleri organize edenin devlet olduğu tescillenecektir. Bu ve benzeri katliamlar şekil ve gerҫekleştiren örgütler değişerek devam ediyor. Şu günlerde Orta-Doğu’da ve özellikle Rojava-Kobane’de barbarlığın ötesinde kelleler kesen, kadına tecavüz eden, kadınları satan, çocuk-yaşlı demeden büyük sayıda sayısız katliamlar yapan İŞİD ve benzerleri tartışılmaktadır. Dün Sivas-Madımak otelinin yakılmasının arkasında yer alan Türkiye devletinin anlı-şanlı yöneticileri, bugün Kobane’de Ezidi’leri, Kürtleri, Alevileri ve diğer halkları katleden Cihad’çı İŞİD faşistlerinin arkasında yer almaktadırlar. Bütün bu yaşananlar, olup bitenler tesadüf olabilir mi? İŞİD’e silah, mühimmat tedarik edenlerin, onları eğitenlerin, misafir edenlerin, yaralılarını tedavi edenlerin Türkiye’nin faşist sisteminin faşist şahsiyetleri/sorumluları olmaları neye işaret eder? Görüyoruz ki Sivas-Madımak olaylarının arkasında yer olan katiller, Kobane’de ve daha başka yerlerdeki katliamların arkasında yer alanlar aynı sistem, aynı zihniyet aynı katillerdir. Bu noktayı bilincimize derinden kazımamız şarttır.

Şunu net olarak kavramalıyız ki, katliamların arkasında yeralan güç; sadece ve sadece bugünkü hükümetle, ilk defa yaşadığımız özel bir poitika veya uygulamadan ibaret değildir. Osmanlı’dan modern dedikleri Türkiye Cumhuriyeti devletine kadar uygulanan her bir katliamın arkasında aynı politika ve zihniyet vardır. İçinde bulunulan duruma, kendine has özel koşullarına rağmen, işin özü tamamen budur. Oyuncular değişiklik de gösterse senaryo aynıdır. “Devletin bekası, milletin birliği ve vatanın bölünmez bütünlüğü” nakaratları eşliğinde, kah gerici kalabalıklar, kah devletin resmi kuvvetleri, kah her iki kuvvetin birleşik hareketiyle mazlumlar, hayvanların yüzünü bile kızartacak kadar ve akıllara durgunluk verecek katliamlara imza atanlar Osmanlı-Türk Sunni egemenliğinin sözcüleridir ve ezilenlerin can düşmanları bunlardır. Bunlar kavranmadan doğru bir çizgi etrafında birleşmek ve bu zulüm makinasını parçalayarak alt etmek mümkün değildir.

Sivas-Madımak katliamını Unutmadık Unutmayacağız!

Zülüm, Tacı İle Tahtı ile Parçalanıp Dağıtılmadan Kurtuluş Yoktur!

AVRUPA DEMOKRATİK HAKLAR KONFEDERASYONU!

25 Haziran 2015

adhk tarafından

Kobanê’de intihar saldırısı

Haziran 25, 2015 de ANASAYFA adhk tarafından

kobaneye bombali intihar saldirisi isidIŞİD Kobanê’ye YPG kıyafetleri ile girerek intihar saldırısında bulundu ve sivillere ateş açtı Çok sayıda sivil hayatını kaybederken yaralılar Suruç ve Urfa’da hastanelere götürülüyor

HABER MERKEZİ (25-06-2015) – Önce Kobanê’de ardından Cizire kantonunda ki saldırıları kırılan IŞİD, kontrolü altında olan Gire Spi’yi de kaybedince sivillere dönük bombalı saldırılara başladı. Kobanê kent merkezinde IŞİD tarafından intihar saldırısı düzenlendi ve IŞİD’lilerce halka ateş açıldı. Birçok sivilin hayatını kaybettiği belirtilirken bölgede çatışmalar sürüyor.

Saldırı sabah 05.00 sıralarında düzenlendi. Hayatını kaybeden ve yararıların sayısı ise henüz tam olarak bilinmiyor. Yaralıların Suruç Devlet Hastanesi ve Urfa kent merkezinde ki hastaneler taşınmasına da devam ediliyor.

IŞİD’lilerin YPG kıyafetleriyle dolaştıkları ve toplamda 4 araç oldukları aktarıldı. IŞİD’in elinde sivil rehineler olduğu ve YPG güçlerinin halka uyarı yaparak dışarı çıkmamalarını istediği gelen bilgiler arasında bulunuyor.

Dört noktada çatışmalar sürerken 12 sivilin hayatını kaybettiği ve 35 sivilinde yaralandığı bilgisi aktarıldı.

http://www.halkingunlugu.net/

adhk tarafından

DHF’li tutsaklara ‘çıplak arama’ işkencesi

Haziran 24, 2015 de ANASAYFA adhk tarafından

siyasi tutsaklarSilivri L Tipi Hapishanesi’nde tutsak olan DHF’li Çağlar Fakir ve Akın Odabaş’a hapishane yönetimi tarafından çıplak arama dayatması yapıldı

HABER MERKEZİ (24-06-2015)- Devletin hapishanelerde siyasi tutsaklara yönelik saldırı ve tecrit politikaları devam ediyor. 27 Mayıs’ta uydurma fezlekelerle gözaltına alınan ve çıkarıldıkları mahkemece tutuklanarak Silivri L Tipi Hapishanesi’ne gönderilen DHF’li tutsaklar Akın Odabaş ve Çağlar Fakir hapishane yönetimi tarafından çıplak arama işkencesine maruz bırakıldı. Gardiyanların ve hapishane yönetiminin fiziki ve psikolojik şiddetine maruz kalan tutsaklardan Çağlar Fakir’e ayrıca yemek yemesi için masa da verilmedi. Bunun üzerine DHF’li tutsaklar saldırıları protesto etti.

http://www.halkingunlugu.net/

adhk tarafından

Hamburg’da Şenol Akdağ ile Müzik Dinletisi

Haziran 24, 2015 de ANASAYFA adhk tarafından

IMG-20150623-WA0005Hamburg (24-06-2015) Bir süredir müzikal çalışmalarını solo olarak sürdüren Grup Munzur’un eski elemanlarından müzisyen Şenol Akdağ, 27 Haziran Cumartesi akşamı saat 18:00’de, Hamburg Mig Zentrum Dernegi’nde bir müzik dinletisi ve söyleşi gerçekleştirecek.

Etkinliği düzenleyen Mig Zentrum Hamburg derneği, tüm dostlarını dinletiye katılmaya davet ediyor.

 

Şenol Akdağ ile Müzik Dinletisi & Söyleşi

27 Haziran Cumartesi, Saat:18:00

Mig Zentrum, Langenfelder Str. 53, 22769, Hamburg

Giriş: 5€

 

adhk tarafından

Bir Seçimin Ardından

Haziran 23, 2015 de ANASAYFA adhk tarafından

HDP miting analizEn sonda söylenecek sözü baştan söyleyerek başlayalım; bugünkü siyasi ortam ve anayasal koşullarda oluşturulan bir parlamento, ezilenler için bir umut olmaktan çok uzaktır Çünkü bugünkü parlamenter sistemi, ezilenlerin nihai kurtuluşu için bir çare olarak görmek, özünde bu çarpık sistemden medet ummak, iyi niyetin ötesinde, gelecek aydınlık yarınları yaratma yolundaki esas mücadeleyi sekteye uğratmak demektir

HABER MERKEZİ (23.06.2015)- En sonda söylenecek sözü baştan söyleyerek başlayalım; bugünkü siyasi ortam ve anayasal koşullarda oluşturulan bir parlamento, ezilenler için bir umut olmaktan çok uzaktır. Çünkü bugünkü parlamenter sistemi, ezilenlerin nihai kurtuluşu için bir çare olarak görmek, özünde bu çarpık sistemden medet ummak, iyi niyetin ötesinde, gelecek aydınlık yarınları yaratma yolundaki esas mücadeleyi sekteye uğratmak demektir. Durum böyle iken, geride bıraktığımız seçimler ve sonrasında oluşacak parlamento dağılımının halklar açısından tamamen önemsiz olduğunu da iddia edemeyiz.

Seçime giren bütün partilere eşit ve adil bir yarış hakkının tanınmadığı 7 Haziran 2015 seçimlerinin, bütün halk kitlerinin hak ve iradelerini temsil ettiği söylenemez. Buna rağmen bu seçimlerin birkaç yön ve noktada analiz edilmesi, seçim sonrası söylem ve eylemlerdeki satır aralarının doğru okunması, demokrasi mücadelesi açısından önemlidir.

Seçime giren her partinin iktidara geldiği takdirde, seçmenine farklı farklı binlerce vaadi vardı. Kimi emekliye fazladan maaş veriyordu, mega kentler kuruyordu; kimi tek adam sultası altında daha çok istikrar ve refah vaat ediyor; kimileri de “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur” minvalinde hala kafatasçılıktan dem vuruyordu.

İnsan onuru, yaşam hak ve özgürlüğünün esas alındığı, çok sesliliği ve çok renkliliği bu ülkenin zenginliği olarak görüp bütün halkların demokratik taleplerine cevap olmaya talip olan tek bir parti vardı, o da % 10 barajıyla cebelleşmek zorunda kalıyordu. Cuntanın barajını yıkmakla uğraşmak bir tarafta, diğer tarafta mitinglerinde patlayan bombalar, seçim bürolarına yapılan sayısız saldırılar, seçmen kitlesini birbirine düşürmeye yönelik ölçüsüz kara propaganda ve iftiralarla başa çıkmaya çalışan parti de aynı partiydi. Yani; hazineden hiçbir seçim yardımı almadan, kendi olanaklarıyla adil ve etkili bir seçim kampanyası yürütmek zorunda kalan parti.

12 Eylül faşist cunta zihniyetinin ürünü bir seçim yasasıyla sandığa giden milyonların oy pusulasında onlarca parti, ancak bizi bekleyen tek bir sonuç vardı. Demokrasiden uzak, iç güvenlik yasasıyla iyice iç edilmiş insan hakları öteden beri sadece kağıt üzerinde işleyen güdük bir hukuk sistemi, tekçi bir yasama ile adaletten uzak yürütme ve yargı mekanizmasının kaotik kıskacı.

Bütün demokratik muhtevası iğdiş edilmiş böylesi bir sistemde iktidara talip olmak, çok cazip olmasa gerek. Çünkü bu sistemin izin verdiği ölçülerde eşitlikçi, adil, özgürlükçü, demokratik bir hükümet kurmak ve sosyo-ekonomik yapısı güçlü bir icraata imza atmak, somut veriler dikkate alındığında oldukça zor görünüyor.

Üretime dayalı olmaktan uzak, İslamlaştırma ve tekçi-şeriatçı bir düzen beklentisiyle, Arap şeyhlerinin AKP hükümetine hibe ettiği sermaye ile ayakta durabilen bir ekonomik sistemin, eninde sonunda çökmeye mahkum olduğu bilimsel bir gerçekliktir. Sırf bundan dolayı da olsa, iktidara gelecek olan koalisyon ya da azınlık hükümetini zor günlerin beklediği aşikar.

Başta belirttiğimiz gibi ezilenler açısından bir kurtuluş yolu olmasa da, yeni oluşturulacak hükümetin bileşeni partileri, bir dizi olumsuzluk bekliyor olsa da bu seçimlerin pozitif diye nitelenebilecek birkaç mesajı da yok değil.

Birincisi; Cumhuriyet tarihi boyunca bölgesel siyasete mahkum edilen bir ulusun, ülke genelinde iktidara talip olabilecek bir seçmen kitlesi çoğunluğuna ulaşabilmiş olması. Yani Kürt halkının temsilcisi konumundaki HDP ve seçim bileşenleri sol-sosyalist partilerin söylemlerinin, bütün ülkede karşılık bulabilmiş olması.

İkincisi; ülkede korku iklimine yol açan diktatörlük özlemi ve tek adam uygulamalarının, son bulacağına dair umutların yeşermiş olması. Zira geniş halk yığınları üzerine çöreklenen kara bulutlar, seçim sonucunun AKP’ye tek başına iktidar, dolayısıyla Tayyip Erdoğan’a da başkan olma olanağı vermemesiyle kısmen dağılmış sayılır.

Bir diğer olumlu nitelenebilecek seçim sonucu ise daha önceki seçimlerden pek aşina olmadığımız, mecliste biraz daha geniş tabanlı bir temsil imkanının belirivermesi. Bir başka deyişle; yeterli ve özlenen nitelikte olmasa da ülkedeki değişik milliyetlerden halklar, inanç grupları ve geçmişten bugüne hep toplumsal yaşamın dışına itilmiş, ötelenmiş azınlık ve grupların, bu seçimlerle mecliste temsil hakkını elde etmiş olmaları.

Yine eşitlikçi olma adına, istenilen ve olması gereken oranda olmasa bile, yeni parlamentoda yerini alacak olan kadınların, geçmişteki bütün seçimlere nazaran daha fazla sayıda olmaları, bu ülke kadınlarının artı hanesine yazılabilir.

Kadının dilini, rengini ve iradesini uygulamada hakim kılarak, erkek egemen sistem ve düşüncesini geriletmek asıl amaçtır ve daha çok kadın milletvekili sayısı, bu amaca hizmet edecek bir başlangıç olarak görülebilir. Çünkü meclise girme hakkını elde eden kadın milletvekillerinin büyük çoğunluğu, partilerinde zorunlu kadın kotasını uygulayan siyasi partilerden gelmektedir.

Özellikle eşbaşkanlık sistemini hayata geçiren HDP’nin kadın sorununa duyarlı ve sorunun çözümüne kafa yoran bir parti olduğu, daha önceki pratiği ile sabitlenmiş durumdadır.

Tabii ki; yeni kadın vekillerin, gerçekte kadının lehine ve çıkarına hizmet eden politikalar üretmeleri, kadını aşağılayan ve ötekileştiren devlet uygulamalarına karşı aktif tavır almaları çok önemlidir. Kadını, devletin ve erkeğin şiddetinden koruyan yasaları çıkarmak ve bu yasaların da toplum tarafından içselleştirilmesini sağlayan eğitim önlemlerini hayata geçirmek, meclisteki kadın vekillerin başarı ölçüsü olmalıdır.

Yazının sonuna gelirken, başta söylediklerimize bir daha vurgu yapmamız gerekirse; günümüzün verili siyasi sisteminde ne bir seçim, ne de bu seçim aracılığıyla oluşturulacak bir parlamento, ezilen halkların nihai kurtuluşu için kesin bir çözüm olmayacaktır. Bu durum sabit olsa da, meclise giren veya girecek olan dürüst, halkçı, özgürlükçü, adil, eşitlikçi ve insanca bir yaşamdan yana milletvekillerinin, köhnemiş bu düzeni teşhir etme olanağını küçümsememek gerek.

Sistemi kendi içinden ve meclisinin kürsüsünden teşhir etmek, halkların uyanışını hızlandırıp, kitleleri insanlığın kurtuluşu mücadelesine omuz vermeye motive etmek, onurlu her milletvekilinin birincil görevi olmalıdır.

Rima Güneş

http://www.halkingunlugu.net/