adhk tarafından

Mücadelenin biçim ve araçları arasındaki bağ

Şubat 24, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

mcadele ara ve biimHer mücadele ve araç mutlak biçimde sınıf mücadelesinin nesnel gerçeklikleri ve ihtiyaçlarına göre biçimlenmek durumundadır Yani sınıf mücadelesinin nesnel yasalarına dayanmayan ve sübjektif yaklaşımlarla ele alınan bir mücadele hattı proleter bir içerik taşımaz ve son tahlilde küçük burjuva bir muhtevaya dönüşür. Her sürecin temel ve başlıca çelişkilerine göre bütünlüklü bir siyaset geliştirmeliyiz.

HABER MERKEZİ (24-02-2016)- Gazetemizin 116. sayısında gazetemizin köşe yazarlarından Refik Demir’in “Mücadelenin biçim ve araçları arasındaki bağ” başlıklı makalesini okuyucularımızla paylaşıyoruz.

Sınıf mücadelesi değişik toplumsal sorun ve çelişkiler bağlamında keskinleşerek devam ediyor. İstisnasız olarak gök kubbenin altında yaşanan her sorun mutlak biçimde sınıflar mücadelesine tekabül etmektedir. Yani kısacası günümüz dünyasında sınıflar mücadelesinden azade bir toplumsal sorun asla düşünülemez. Bu berrak devrimci gerçekliği kavramayanlar ya da muğlâklaştıranlar iflah olmaz sınıf işbirlikçileri ve MLM’yi reddeden post Marksistlerdir. Dolayısı ile sınıf mücadelesinin olmazsa olmaz ayaklarından biri olan ideolojik mücadele bugün her zamankinden daha fazla önem arz etmektedir. İdeolojik mücadelenin rafa kaldırılarak ya da önemsizleştirilerek ele alındığı bir sınıf mücadelesi kesinlikle proleter devrime hizmet etmez. Reel politika adına koşullara teslim olanlar ve toplumsal mücadeleyle ilişkilenmeyi devrimci ilkelerden kopuk ele alanlar kesinlikle bir devrim hareketi yaratamazlar.

Sınıflar mücadelesini sadece andaki konjonktür devrimciliğine indirgeyenler olsa olsa iflah olmaz oportünistlerdir. Mevcut konjonktür değiştiğinde bu iflah olmaz oportünistlerimizin ne yapacaklarını merakla beklemekteyiz. Devrim; bütünlüklü bir ideoloji, program, strateji ve taktikler toplamıdır. Bugün açıkça belirtmek gerekir ki; devrim hareketi burjuva ideolojik kuşatmanın basıncı altındadır. Sınıflar mücadelesinin ve MLM’nin reddedildiği ya da silikleştirildiği ve buna bağlı olarak da siyaset yapış tarzından tutalım da örgütlenme meselesine oradan da kullanılan dile ve araçların muhtevasına kadar hepsi bu düzlemde biçimlendirilmeye çalışılmaktadır. Proleter devrimin kendine has devrimci argümanları, araçları ve siyaset yapış tarzı yerine anti MLM siyaset yaşama geçirilmektedir. Somutlarsak, DKÖ’ler yerine STÖ(Sivil Toplum Örgütleri)’nün, proleter demokrasi yerine radikal demokrasinin ya da Kürt Ulusal Hareketi yerine Kürt Özgürlük hareketi kavramlarının üst perdeden kullanılması gibi. Bu örnekleri daha da çoğaltabiliriz. Kuşkusuz ki bu yaklaşımlar sadece basit birer kavram kargaşası yüzeyselliğinde ele alınamazlar. Her kavram mutlaka bir ideolojik zeminden beslenmektedir. Yukarıda vurgulamaya çalıştığımız gerçekliklerden kaynaklı proleter devrim hareketi MLM bir zeminde ideolojik mücadeleyi daha berrak ve keskin bir biçimde yürüterek kendi devrimci yasalarını bayraklaştırmalıdır.

Sınıflar mücadelesi, stratejik, taktik, silahlı-silahsız, illegal-legal vb. onlarca değişik ve her birinin kendi içinde özgünlükler taşıdığı mücadele biçimleri ve araçları ile sürdürülmektedir. Mücadele biçimlerinin ve araçlarının muhtevasının farklılığı ve özgünlüğü onları asla karşı karşıya koymaz ve önemsizleştirmez. Esas-tali diyalektiği düzleminde ele alınması gereken tüm mücadele biçim ve araçları devrimin objektif birer devrimci mevzileridir. İstisnasız olarak bütün mücadele biçim ve araçları proleter devrim hareketine kan taşıyan ve onu besleyen bir perspektifle ele alınmalıdır. Bunu öteleyen ya da sıradanlaştıran anlayışlar reformizme kaymaktan kurtulamazlar. Bu anlamda legal mücadele biçimleri ve araçları kesinlikle devrimci meşruluğu ve militan devrimci bir hattı esas alarak örgütlenmelidir. Bu alan plansız, programsız, hedefsiz ve kendi misyonunu sadece belli görevlerle sınırlandıran sığ yaklaşımlarla asla ele alınamaz. Diğer tüm devrimci çalışmalar gibi legal alandaki çalışmalarda sınıf mücadelesinin keskin çelişkilerini ve ihtiyaçlarını karşılayacak bir ciddiyet ve perspektifle ete kemiğe bürünmek zorundadır.

Her mücadele ve araç mutlak biçimde sınıf mücadelesinin nesnel gerçeklikleri ve ihtiyaçlarına göre biçimlenmek durumundadır. Yani sınıf mücadelesinin nesnel yasalarına dayanmayan ve sübjektif yaklaşımlarla ele alınan bir mücadele hattı proleter bir içerik taşımaz ve son tahlilde küçük burjuva bir muhtevaya dönüşür. Her sürecin temel ve başlıca çelişkilerine göre bütünlüklü bir siyaset geliştirmeliyiz. Bütün mücadele araçlarımız gündemde olan devrimin niteliğine uygun olarak biçimlenmelidir. Yani gündemde olan devrimin niteliği başka, kullandığımız araçlar ve mücadele biçimleri başka bir içerikle ele alınamazlar. Sosyalist devrimin gündemde olduğu bir durumda demokratik devrime tekabül eden mücadele biçim ve araçlarıyla sınıf mücadelesi yürütülemez. Bu anlamda tartışmasız olarak tüm mücadele araçlarımız demokratik devrimin kalan görevlerini de üstlenen sosyalist devrim perspektifi ile ele alınmalıdır. İçerikten tutalım da, argümanlara oradan da isme kadar tüm mücadele araçlarımız ve kurumlarımız sosyalist devrim ve sosyalist devrimle paralellik arz eden sosyalist bir halk hareketi yaratma perspektifini rehber alarak biçimlenmek durumundadırlar. Bu devrimci gerçeklik tüm araçlarımız ve kurumlarımızın önüne komünler, konseyler ve meclisler tarzında örgütlenmeyi esas alan bir perspektif koymaktadır.

Sosyalist bir halk hareketi yaratma perspektifi ile mücadele eden devrimci-sosyalist kuvvetler kurultaylar sürecine girmiş bulunmaktadırlar. Kuşkusuz ki bu süreç her açıdan yeni bir devrimci motivasyon ve enerji yaratacaktır. Bu bağlamda kurultaylar süreci aynı zamanda kitle seferberliği ile kitlelere gitme ve kitleleri örgütlemenin bir aracına dönüştürülmelidir. Sadece klasik komitelerle ve belli sınırlılıklarla bu süreç asla ele alınmamalıdır. Her aşamasında geniş kitlelerle tartışma ve kitleleri bu sürecin öznesi yapma perspektifi ile kurultaylar süreci ele alınmalıdır. Nasıl bir halk hareketi, komünler, konseyler ve meclislerden ne anlıyoruz gibi önemli gündemleri bu süreçte kitlelerle tartışarak hem kavrayıp hem de kavratarak daha da ilerletebiliriz. Bu anlamda kurultaylar süreci kesinlikle kitlelerle buluşmanın siyasal bir kampanyasına dönüştürülmelidir.

http://www.halkingunlugu.net/

adhk tarafından

Bu Çelik Aldığı Suyu Unutmayacak

Şubat 24, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

ibrahim'i anma gecesi43 Ölümsüzlük Yıldönümünde Komünist Önder İbrahim Kaypakkaya Şahsında Parti ve Devrim Şehitlerini Anıyoruz

İşçiler, emekçiler, yoldaşlar;

Enternasyonal proletaryanın kızıl bayrağını Türkiye /Kuzey Kürdistan topraklarında göklere çeken Komünist Önderimiz ve Başkomutanımız, önder yoldaş İbrahim Kaypakkaya’nın, 18 Mayıs 1973’te Diyarbakır işkencehanelerinde, aylarca sürdürülen işkenceler ardından faşist diktatörlük tarafından katledilmesinin 43. Yıldönümündeyiz.

Her yıl olduğu gibi bu yılda Mayıs ayında Komünist önder İbrahim Kaypakkaya şahsında parti ve devrim şehitlerini anma etkinliğinin bir yenisini daha yapmaktayız. Bu vesile ile bir kez daha tereddütsüzce ve gururla haykırıyoruz ki;

18 Mayıs, Faşist Türk devleti şahsında emperyalizmin, komprador bürokrat kapitalizmin, feodalizmin ve tüm dünya gericiliğinin, komünizmi kazanma azmiyle direnen ve ser verip sır vermeyen, komünist önderimiz İbrahim Kaypakkaya şahsında enternasyonal proletaryanın önünde acizleşerek diz çöktüğü tarihi bir gündür.

18 Mayıs, Önder yoldaş İbrahim Kaypakkaya’nın yaşamı ve ölümüyle billurlaştırdığı proletaryanın kızıl bayrağının zafer günü; bizlere sonuna kadar devrim, zafere kadar savaş çağrısıdır.

18 Mayıs direniş ve zafer destanı, sadece direnmeyi değil; stratejik bir ideolojik duruşla, insanlığın altınçağı komünizme kilitlenmiş, yılmak bilmez bir iradeyle yegane kurtuluş ve özgürlük yolunda nihai zaferi kazanmak için direnmeyi ve savaşmayı öğretir.

18 Mayıs, komünizmi kazanmak için kararlılık manifestomuzdur! Önder yoldaşımız İbrahim Kaypakkaya’nın   ifadesini komünist teori, ideoloji, yöntem ve bilimsel felsefede bulan komünist çizgisi, burjuva medeniyetçi paradigma ve onun tarih anlayışı, felsefesi, çizgisi ve siyasetine karşı billurlaşan kızıl güzergahta ilerleme yeminidir.

18 Mayıs, Partimiz TKP(ML)’nin ideolojik siyasi ve örgütsel devamı olan Partimiz Maoist Komünist Partisi(MKP)’nin kavga bayrağı, devrim andıdır.

18 Mayıs zaferimizin yaratıcısı, kızıl güzergahımızın vazgeçilmez stratejik önderi Yoldaş İbrahim Kaypakkaya tarafından Marksizm Leninizm Maoizm rehberliğinde ve Marksizm Leninizm Maoizm’in ülkemizin somut şartlarına uygulanmasıyla kurulan Maoist Komünist Partisi önceli TKP(ML), Büyük Proleter Kültür Devriminin eseri olarak,Mustafa Suphi TKP’sinin devrimci mirasını omuzlayarak 50 yıllık pasifizmin, parlamentarizmin ve legalizmin, reformizmin, sosyal şovenizmin, Kemalizm kuyrukçuluğunun ve türlü modern revizyonist akımların revaçta olduğu bir dönemde bütün bunlara karşı köklü olarak karşı koyuş ve meydan okuyuştur. Bu temelde İbrahim Kaypakkaya ve oldukça sınırlı sayıdaki kadro ile birlikte kurduğu partimiz TKP(ML), Mustafa Suphi TKP’ nin komünist mirasının nitel olarak ilerletilmiş halidir.

Parti ve Devrim mücadelesinde ölümsüzleşen neferlerimiz, mutlak zafere yürüyüşümüzde beslendiğimiz temel kaynağımızdır

Partimizin, şehitlerle aydınlanan 44 yıllık tarihinde, sınıf savaşının her özgün süreci; sürecin temel görevlerine cevap olan direnişler, devrimci eylemliliklerle taçlandırılarak devrim ve komünizm mücadelesi ilerletilmeye çalışılmıştır. 1973 yılı 18 Mayıs’ında, gözü dönmüş, kudurgan faşizmin zindanlarında, kendi önder kişiliğinde, komünizme bağlılığın feda eyleminde, proletaryanın parıldayan direniş yıldızı olarak ölümsüzleşen Kurucu Önderimiz ve Başkomutanımız Yoldaş İbrahim Kaypakkaya’nın “diren-kazan” talimatı, parti tarihimizin karşı-devrimle irade savaşının yaşandığı her keskin dönemecinde kadın,genç ve erkek yoldaşlarımızca, ona layık bir düzeyde temsil edilegeldi. Meral YAKAR’dan, Baarbara’ya, Süleyman CİHAN’dan Kazım Çelik’e, Manuel DEMİR’den, Baba ERDOĞAN’na Cüneyt KAHRAMAN’dan, Cafer CANGÖZ’e, Aydın HANBAYAT’dan Berna SAYGILI’ya, Hürmek’ten Mercan’a ’96 büyük Ölüm Orucundan, 2000 Ölüm Orucu’na hem tek tek, hem de kitlesel direnişlerin her biçiminde devrim, sosyalizm ve komünizm savaşının Maoist komünist militanları ölümsüzlük eylemlerinde Partimiz Maoist Komünist Partisi’nin ve Ordumuz Halk Kurtuluş Ordusu’nun savaş ilkesi olan, devrim kavgasında yer almanın ve çizgiye bağlılığın göz kamaştıran ışıkları ve teminatı oldular.

Yine Mayıs ayı, başta komünist önder İbrahim Kaypakkaya olmak üzere Deniz, Hüseyin, Yusufların; Nurhak’ta Sinan, Kadir, Alpaslanların; Diyarbakır zindanlarında bedenlerini ateşe veren Ferhat, Necmi, Eşref ve Mahmutların ve onlar gibi sayısız komünist, devrimci ve yurtsever, önder kadro ve savaşçının kızıla boyadığı bir aydır. Gerçekte, hiçbir ay, hiçbir gün yoktur ki Türkiye-Kuzey Kürdistan toprakları, halk için, devrim için, canını feda eden bir devrimcinin kanıyla sulanmasın… Bundandır ki; “Mayıs Ayı Devrim ve parti Şehitlerini Anma Ayı”, ülkemizde bağımsızlık, sosyalizm ve komünizm için can bedeli mücadele eden on binlerce yurtsever, devrimci ve komünistin şanlı anılarını “Unutmadık, unutmayacağız” şiarıyla, devrim antlarıyla selamladığımız bir aydır…

Her bir şehidimizin hesabını soracağız. Hiçbir şehidimizin mezar taşı devrik kalmayacaktır. Elleri şehitlerimizin kanlarına bulanmış hiç bir halk düşmanı cezasız kalmayacaktır. Tıpkı Kızıldere’de, Vartinik’te ve Türkiye /Kuzey Kürdistan’da yüzlerce devrimci ve yurtseverin katledilmesinde birinci dereceden rol üstlenmiş, kontrgerilla şefi azılı faşist Fehmi Altınbilek’i, 43 yıl sonra saklandığı kozmik odadan çıkarıp hesabı soran devrimci bilincimiz ve adaletimizde olduğu gibi, kızıl namlularımız diğer halk düşmanı katillerinde üzerinde olacak, yaptıklarının hesabı sorulacaktır. Kuşkusuz şehitlerimizin hesabını kör bir intikam duygusuyla değil, Türkiye-Kuzey Kürdistan halkının kurtuluşunu sağlayacak mücadelenin bir parçası olarak ele alıp soracağız. Çünkü onlar için alacağımız en güzel intikam yemini devrim sözüdür ve şehitlerimize söz veriyoruz: Şehitlerimizin kanlarıyla kızıllaştırdıkları devrim bayrağını Türkiye-Kuzey Kürdistan kentlerine dağlarına devrimin her mevziisine şanla şerefle asacağız!

Komünist önder Kaypakkaya’yı ve devrim mücadelesinde yitirdiklerimizi anarken Türkiye /Kuzey Kürdistan’da içerisinde geçtiğimiz siyasal gelişmelere karşı kayıtsız kalınamaz. Zira Türk hakim sınıfları ve egemenlik sisteminin Kürt ulusuna yönelik topyekûn geliştirdiği milli zülüm ve barbarca katliamlarına karşı tereddütsüz Kürt halkının yanında yer alarak Kaypakkayacı direniş bayrağıyla mücadele siperlerinde direnişi alevlendirmek tarihsel ve siyasal bir sorumluluk ve görev olduğunun bilincindeyiz. Kaypakkaya yoldaşın kızıl güzergahını Parti 3. Kongremizle güncelleyen   Maoist Komünist Parti, Türk, Kürt ve çeşitli milliyetlerden halkımızın tek gerçek kurtuluş yolunun Sosyalist Halk Savaşı olduğunu bilimsel olarak ifade etti. Sosyalist Halk Savaşı ile bürokratik gerici burjuva devlet aygıtının her biçimini parçalayarak, proletarya ve emekçilerin doğrudan- katılımcı, komün, sovyet ve halk konseyleri iktidarı çerçevesinde, tüm ulus ve azınlıkların tam hak eşitliği ve ulusların kendi kaderini tayin hakkı temelinde her türlü ulusal ayrımcılığı ortadan kaldıracak ve Türkiye-Kuzey Kürdistan topraklarını gerçekten değişik uluslardan proletarya ve halkların kardeşleşebildiği tam bağımsız bir halklar mozaiği yapacaktır. Önderimiz İbrahim Kaypakkaya’nın doğru bir şekilde ifade ettiği ve bugün hayatın, doğruluğunu binlerce kez kanıtladığı milli meseledeki temel şiarımız: Ezilen ulus, azınlık ve inançlara uygulanan, resmi dil, din, tarih, düşünce, inkar ve imha politikalarına karşı; ulus, azınlık ve tüm inanç kesimlerinin tam hak eşitliği, ulusların kendi kaderini tayin etme hakkı ve bütün ülkelerin işçilerinin ve ezilen halkların birleşmesidir…

‘’İktidar Namlunun Ucundadır’’

Sınıf savaşımı zor temelinde yükselmektedir. Emperyalizm ve uşağı Türk hakim sınıfları, proletaryanın, ezilen halkların ve ezilen ulusların haklı ve meşru mücadeleleri karşısında tepeden tırnağa silahlanmaktalar. Her yıl binlerce fabrika kuracak kadar, milyonlarca aç insanı doyuracak kadar parayı silahlanmaya harcıyorlar. Halk yığınlarını ideolojik-politik etki altında tutarak kendi köhnemiş düzenlerini korumak için silah altına alıyorlar ve milyonlardan oluşan ordular besliyorlar. Proletaryanın ve halkın örgütlenmesine karşı yine yüksek teknolojik donanımla istihbarat örgütleri kuruyorlar ve halkları denetim altında tutmak istiyorlar. Bütün bunlara karşı, reformist, revizyonist, Postmodernist ve sağ tasfiyeci safsatadan ibaret olan teorilerin aksine, sınıfın devrimci zorunu örgütlemek tayin edicidir. Türkiye /Kuzey Kürdistan’da devrim tarihine bir karabasan gibi çöken 50 yıllık sağ tasfiyeci reformist ve pasifist, legalist ve parlamentarist dalgayı parçalayan 71’ silahlı devrimci çıkışın mimarlarından biri olan komünist önder Kaypakkaya yoldaşın sistemli görüşlerini günün somut koşullarına uyarlayan Maoist Komünist Partisi, tepeden tırnağa karşı devrimci zor üzerine kurulu faşist Türk devletini ve onun egemenlik sistemini, kır ve şehir diyalektiği üzerine oluşan Sosyalist Halk savaşıyla tarihin çöplüğüne atacaktır.

Komünist önderimiz Kaypakkaya ve tüm yitirdiklerimiz devrim, sosyalizm ve komünizm mücadelemizde devrimci isyanı büyütmede, bize yol gösteren ve manevi komutanlık eden kutup yıldızlarımız olacaktır.

Bu bilinçle ‘’Bu Çelik Aldığı Suyu Unutmayacak’’ şiarıyla, Köln Stadhalle’de yapacağımız;

‘’43.Ölümsüzlük Yıldönümünde Komünist Önder İbrahim Kaypakkaya Şahsında Parti ve Devrim Şehitlerini Anıyoruz’’ gecesine tüm halkımızı katılmaya çağırıyoruz.

Komünist Önder İbrahim Kaypakkaya Ölümsüzdür!

Parti ve Devrim Şehitleri Kavga Bayraklarımızdır!

Yaşasın Marksizm-Leninizm- Maoizm!

TERTİP KOMİTESİ

Mart 2016

adhk tarafından

İdil havadan bombalanıyor

Şubat 24, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

idil-havadan-bombalaniyorİdil güne Yeni Mahalle’ye yapılan yoğun top atışlarıyla uyanırken, havadan da Kobra tipi helikopterler mahalleyi yoğun ateş altına aldı

HABER MERKEZİ (24-02-2016) – İdil güne Yeni Mahalle’ye yapılan yoğun top atışlarıyla uyanırken, havadan da Kobra tipi helikopterler mahalleyi yoğun ateş altına aldı.

Şırnak’ın İdil ilçesinde saldırılar 9’uncu gününde yoğun bir şekilde devam ediyor. Saatlerdir Xirapşeref köyü ve TOKİ konutlarına yerleştirilen tanklardan Yeni Mahalle bombalanıyor. Bombalama sonucunda birçok ev yıkılırken, bazı evlerden de dumanlar yükseliyor. Havadan ise 2 Kobra tipi helikopter mahalleleri yoğun bombardıman altına aldı. Helikopterlerin saldırısı devam ediyor.

Son 9 günün en şiddetli çatışmaları Yeni Mahalle’de yoğunlaşmış durumda.

DİHA

adhk tarafından

Avusturya’da emperyalizm ve devlet baskıları paneli

Şubat 24, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

avAvusturya’da aralarında Türkiye-Kuzey Kürdistan’lı devrimci, sosyalist kurumlarında olduğu birçok kurum, devlet baskılarını ve emperyalist devletlerle Türk hakim sınıflarının arasındaki işbirliğini konu alan bir panel düzenledi

AVUSTURYA (24-02-2016) – Avusturya’da aralarında Türkiye-Kuzey Kürdistan’lı devrimci, sosyalist kurumlarında olduğu birçok kurum, devlet baskılarını ve emperyalist devletlerle Türk hakim sınıflarının arasındaki işbirliğini konu alan bir panel düzenledi.

20 Şubat Cumartesi günü yapılan panele, Avukat Salih Sunar ile birlikte, Avusturya Demokratik Haklar Federasyonu (ADHF), Avusturya Anadolu Federasyonu (AAF) ve İnnsbruck Alevi Kültür Merkezi (İAKM) temsilcileri konuşmacı olarak katıldı.

Yapılan konuşmalarda, AAF temsilcisi daha çok kendi kurumlarına yönelik devletin baskı ve saldırılarını teşhir etti. ADHF temsilcisi ise, saldırıların yaşanmakta olan emperyalist krizden, emperyalistler arası çelişkilerden, pazar dalaşından ve bunun sonucu olarak dünya halklarına yaşatılan kıyım ve kırımlardan ayrı ele alınamayacağının altını çizdi. ADHF temsilcisi, bütün bu yaşatılanların büyük kitlesel sosyal patlamalara gebe olduğunu, bunun için emperyalistlerin iç faşistleşmeye hız verdiklerini vurguladı. Panelin moderatörlüğünü İAKM temsilcisi yaparken, İnnsbruck Dersim Derneği ise panele destekleyici olarak katıldı.

adhk tarafından

ADGH 21. Kongresi‘ne Çağrı

Şubat 24, 2016 de ADGH, ANASAYFA adhk tarafından

genclikkongresiEmperyalist kapitalist sömürü sistemine karşı gençliğin sosyalizm mücadelesinin parçası ol; DİRENİŞ MEŞRUDUR!

Genç işçiler, emekçiler ve öğrenciler,

ADGH (24-02-2016) Bizler, emperyalizmin kalbi sayılan, dünyanın en zengin ülkelerinde yaşıyor olmamıza rağmen, emperyalist-kapitalist devletler, maddi kaygılar olmadan öğrenim görmemiz ve iyi bir yaşam sürmemiz için gerekli imkânları bizlere sunmamaktadır. Üniversite öğrencilerinin büyük bir bölümü, öğrenim görmenin yanı sıra ucuz iş gücü olarak çalıştırılmaya mecbur bırakılarak sömürülürken, bu şartlarda öğrenim görmeleri için yeterli bir zaman dahi bulamamaktadırlar. Birçoğu öğrenim stresinin yanında bu tür zorluklar da yaşadıkları için psikolojik rahatsızlıklara sürüklenmektedirler.

Okullar artık öğrenim görülen yerler olmaktan çıkmış, öğrenciler için bir işkence merkezine dönüşmüş durumdadır. Genç yaşlardan itibaren çocuklar, yetenekli ya da daha az yetenekli olarak kategorize edilirken, bu durum performanslarını yükseltmeleri için bir baskı unsuru oluşturmaktadır. Sınıfların tıka başa doldurulduğu, öğrencilere ezber eğitimin dayatıldığı bu gerçeklik, onların birçok anlamda gelişimlerini engelleyen bir hal almıştır. Eğitim için daha fazla yatırım yapmak yerine, bu alandan yapılan kısıtlamalar, dış ülkelere pazarlanmak üzere militarizm ve silah harcamalarında kullanılmaktadır.

Meslek eğitimi gören gençler de ucuz iş gücü olarak kullanılmakta, bu gençlerin yaptığı fazla mesai saatleri ödenmemekte, bunun yanında kimi zaman kendilerine meslekleri dışındaki angarya işler dayatılmaktadır. Üç yıl emeği sömürülen bu gençler çalıştırıldığı işyerleri tarafından işe alınmayarak, başka bir iş aramak zorunda bırakılmaktadırlar; ki ilişkilerinin olmadığı durumlarda işe alımlar o kadar da kolay olmamaktadır. İş bulma durumlarında dahi, egemen sistemin varlık sebebi olan olası bir ekonomik krizde işlerini kaybetme olasılıkları yüksek olduğu için, sürekli olarak bunun korkusu ve stresiyle yaşamaktadırlar. Firmaların yaptıkları yüksek kazançlara rağmen, genç işçiler emeklerinin karşılığının çok çok altında bir ücretle çalıştırılırken, sendikalar ise bizlerin asgari ücrete razı olmamızı beklemektedirler. Bizler, asgari olanı değil, emeğimizin karşılığını istiyoruz.

Tüm bu eşitsizlikler ve sömürüye paralel olarak, kapitalizmin yarattığı perspektifsiz gençlik, her geçen gün daha çok gettolaştırılmış bölgelerdeki uyuşturucu batağına sürükleniyor. Dahası kapitalist değerlerin bir parçası olma ve para kazanma hırsı ile kolay para kazanmak umuduyla kumar bağımlısı oluyorlar, çünkü günümüz toplumuna çok para aynı zamanda saygınlıkla eşdeğer olarak sunulmaktadır.

Kapitalizm sorunun kendisidir!

Yaşadığımız sorunların asıl kaynağı olan ve aşmamız gereken, bu sistemi, yani kapitalizmi yenmektir. Tüm sorunlarımızın asıl kaynağı kapitalist- emperyalist sistemin ta kendisidir. Çevreye zarar veren, eşitsizliklerin ve ekonomik krizlerin asıl sebebi olan kapitalizm, halkı milli ve din olguları üzerinden kışkırtıp birbirine düşürerek asıl problemi medya vb. araçlarıyla görmemizi engellemek istemektedir. Bir tarafta ezen, diğer tarafta ezilenlerin olduğu sınıflı toplumlarda, egemen sömürücü sistem, ezenlerin zenginliklerine zenginlik katmak ve yeraltı zenginliklerine kavuşmak için bu ülkeleri savaşlara sürükleyerek dünya halklarını katledip, topraklarından sürmekten kaçınmazken, kan ve gözyaşı üzerinden, emperyalist sömürü ve savaşlarla elde edilen muazzam karların ufak bir kısmı ise, bu ülkelerde yaşayanlara, ‘demokrasi, özgürlük, sosyal devlet, güvenceli toplum’aldatmacalarıyla sus payı olarak sunulmaktadır. Bütün bunlar ezilen halk gençliği olarak bizlere, bu sistemi değiştirmemiz için yeterli sebeplerimizin mevcut olduğunu göstermektedir.

Çözüm Sosyalizm´dir!

Gerici emperyalist-kapitalist devletler bizi, milyarlarca işçiyi, emekçiyi, avuçları kan dolu bu barbarların daha da zenginleşmesi için sistemlerine inandırma çabasındadırlar. Fakat biz, anti-faşist, anti-emperyalist ve sosyalist gençlik hareketi olarak diyoruz ki; Başka bir dünya mümkün! Bu sebeple, ezilen halk gençliği olarak bizler, egemenlerin diktatörlüğünden başka bir şey olmayan parlamenter sahte demokrasi yerine, sisteme karşı geliştirilen mücadeleyi yükselterek, sömürgecilerin daha fazla zenginliği için değil, hep birlikte kendi ihtiyacımız olanı üreteceğimiz sosyalist sistem için mücadele edelim, çünkü; İnsanlığın kurtuluşu Sosyalizmden geçmektedir!

“Belki bir parmağı kırabilirsin; fakat beş parmak bir yumruktur! “ -Ernst Thälmann

Hayatlarımızı zorlaştıran birçok etken olmasına karşı, gençlik olarak umutsuzluğa düşmemeliyiz, çünkü alternatifsiz değiliz. Tarih bize, mevcut ekonomik-toplumsal sistemin, devrimci kitlelerin ortak eylemiyle değiştirilip, yerine daha iyi bir toplumun yaratılabileceğini öğretti. Bizler, örgütlenmeli ve birlikte mücadele etmeliyiz. Ernst Thälmann’ın da dediği gibi: ” Belki bir parmağı kırabilirsin; fakat beş parmak bir yumruktur”.

Bu sebeple sizleri 26-27 Mart 2016 tarihlerinde Frankfurt’ta gerçekleştireceğimiz ADGH 21.Kongresine, Avrupa Demokratik Gençlik Hareketi bünyesinde örgütlenmeye ve hep birlikte haklarımız için mücadele yürütmeye çağırıyoruz.

Örgütlü bir gençlik gelecekir ve gelecek gençlerin ellerindedir !

Omuz omuza daha iyi bir dünya için mücadeleye !

Yaşasın gençliğin meşru sosyalist dünya mücadelesi !

23.02.‘16

Avrupa Demokratik Gençlik Hareketi -ADGH

ADGH 21. Kongresi

26-27 Mart 2016

(Cumartesi, 12:00-Pazar, 10:00)

Saalbau Gallus (Frankenallee 111, 60326, Frankfurt am Main)

adhk tarafından

YPS: 13 devlet gücü öldürüldü

Şubat 23, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

yps-13-devlet-gucu-oldurulduYPS Genel Koordinasyonu’nun açıklamasına göre son iki günde 13 devlet gücü öldürüldü

HABER MERKEZİ (23-02-2016) – Kuzey Kürdistan’da faşist “TC” güçleri ile YOS güçleri arasında devam eden savaşta, “TC” kayıplar vermeye devam ediyor YPS Genel Koordinasyonu’nun açıklamasına göre son iki günde 13 devlet gücü öldürüldü.

YPS, devlet güçleriyle girilen çatışmalara ilişkin şu bilgileri paylaştı;

“21 Şubat günü Şırnak merkeze bağlı Yeni Mahalle’de saat 11.00’de direniş birliklerimiz polis evi önünde toplanan 10 polise ve binaya yönelik bir eylem gerçekleştirmiştir. Bu eylemde net iki polis öldürülürken 2 polis de yaralanmıştır.

22 Şubat günü Şırnak’ın Hezex ilçe merkezinde çeteler Yeni Mahalle’ye girmeye çalışırken direniş birliklerimizin etkili cevabı ile karşılaşmıştır. Burada 4 özel harekat polisi öldürülmüştür.

23 Şubat günü sabah saatlerinde çeteler Midyat yolundan Turgut Özal Mahallesi’ne girmek isterken direniş birliklerimiz 3 özel harekâtçıyı vurarak öldürmüştür. Direniş birliklerimizin etkili cevabı karşısında çeteler geri çekilmek zorunda kalmıştır. Çeteler daha sonra mahallelere karşı ağır silahlarla yoğun vuruşlar yapmıştır.

22 Şubat günü belirli zaman aralıklarıyla Amed’in Sur ilçesinde sızma girişiminde bulunan 4 çete vurularak öldürülmüştür. Birliklerimiz çetelerin üzerinden 3 çelik kalkanı ele geçirmiştir.”

http://www.halkingunlugu.net/

adhk tarafından

Ovacık Belediyesi’nin gelir-gider tablosu halka açıldı

Şubat 23, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

ovacik-belediyes-igelir-gider-tablosuDersim’in Ovacık Belediye Başkanı Fatih M Maçoğlu, belediyenin bir yıllık gelir ve gider tablosunu belediye binasına astı

DERSİM (23-02-2016) – Demokratik Haklar Federasyonu (DHF) ve Türkiye Komünist Partisi (TKP) adayı olarak belediye başkanı seçilen Fatih Mehmet Maçoğlu, belediyenin bir yıllık gelir ve gider tablosunu Ovacık halkı ile paylaştı

“Söz yetki karar halka” şiarıyla hareket eden DHF yerel yönetim anlayışını uygulayıcısı olan Ovacık Belediyesi, yerel yönetimlerde şeffaflık ilkesiyle gelir gider dağılımını ovacık halkı ve kamuoyu ile paylaştı.

Gelir ve gider tablosu pankarta yazılarak, belediye binasına asıldı.

http://www.halkingunlugu.net/

ERDAL EMRE tarafından

“Misliyle” Ahmaklık

Şubat 22, 2016 de ERDAL EMRE ERDAL EMRE tarafından

hoErdal Emre (22-02-2016) Türk egemen aklı dört bir yana diklenip, -rasyonel bir nedene dayansın dayanmasın- düşman algıladığı herkese “misliyle karşılık verme” tehdidiyle sorunları çözeceğini sanıyor.

Tarihi tersten okumayı tercih ederek ‘kimse benim gücümü test etmeye kalkmasın yoksa misliyle döverim ha!’ diyerek trajedisini komediye dönüştürüyor. Gayet anlaşılır tarihsel, politik ve psikolojik sebepleri vardır tüm bu davranış bozukluklarının.

Osmanlı’dan Kemalist cumhuriyete Türk devlet aklı”vatan haini” ve “iç düşman” üretiminde pek başarılı olmuştur. Başlangıçta “tebam, dindaşlarım, yurttaşlarım” dediği bu “iç düşmanlar”ı bildik bahanelerle ya boğazlayarak ya da tehcir ederek mülklerine el koymada çok daha mahir oluştur. Zira işlediği her suç yanına kâr kalmıştır. Ne Abdülhamit ne İttihat Terakki ne de Kemalist cumhuriyet dönemi boyunca işlenen tekil ve kolektif cinayetlerin, pogrom ve soykırımların hesabı sorulamamıştı. Hal böyle olunca Türk-İslam sentezci devlet aklı, tedricen bir özgüven kazanmış oldu. Elbette bu özgüven sürekli bir “bölünme”, “iç düşman”paranoyası ve kabarık bir suç sicilinin tedirginliğiyle içiçe geçmiş hastalıklı bir özgüvendi. Ama yine de bir özgüvendi ve de hâlâ işe yarıyordu. ‘Yaptık da ne oldu, gerekirse bir daha yaparız’a referans oluyordu.

Bölünme Korkusu ve Saldırganlık

Geçen yüzyılın başlarında bir osmanlı yöneticisi şöyle diyor: “Bir fesad coşmuştur gidiyor. Girit gitti, Trablusgarp gidiyor, Türkiya gidiyor, İslamiyet gidiyor…” “Bu hafta haritaya baktım. Çoğu gitti azı kaldı. Bu da gidecek an karîb”. * “Gitti, gidiyor” denilen gasp malı bölge ve ülkeler ya rakip imparatorluklara kaptırılmış ya da asıl sahiplerine geri dönmüştür.

Dönemin Osmanlı ve -devamında- cumhuriyetin yönetici kadrolarında kronik bir travmaya dönüşen korkunun tarihsel planda anlaşılır bir yanı vardı… Gasp ve fetihlerle büyüyerek zamanının bir süper gücüne dönüşen koca bir cihan imparatorluğu, küçüle küçüle bugünkü ‘misakı milli’ sınırları içine çekilmek zorunda kalmıştı. Ama “Türkiya gidiyor, İslâmiyet gidiyor…” gibi hezeyanlar bugünkü nesillerin bile bilincini zehirleyen irrasyonel bir kültür yarattı. “Bu topraklar, üzerinde yaşayan herkesindir” demek yerine “Türkiye Türklerindir” ve “Türkiye’nin %99’u müslümandır (yani sünnidir)” diye resmi bir kimlik yaratıp empoze etmeye kalktınız mı otomatik olarak kendi ötekilerinizi de yaratmış oluyorsunuz.

Kürtleri Türk, Alevileri de Sünni yapmaya, renkleri soldurmaya, çeşitliliği tekçiliğin ipine çekmeye, hep kurbanları suçlamaya ve işlediğiniz insanlık suçlarını arsızca inkâr etmeye kalkıştınız mı, kaçınılmaz olarak halk ve inanç topluluklarını hak arayışına, giderek meşru direnişlere mahkum ediyorsunuz demektir. Bu tarihsel bir olgudur, insan icadı kanunlara da benzemez.

Toplumları “azınlıklar” değil “çoğunluklar” a yaslanan despot ve barbar iktidarlar böler.. Ezdiğiniz halkların, sosyal sınıfların,etnik ve batıni inanç topluluklarının tehdidi altına girmeniz kaçınılmazdır. Suç batağına battıkça korkularınız derinleşir, giderek akli dayanaklarının da ötesine geçip bir paranoyaya dönüşerek istiklal marşınızın baş cümlesinin baş köşesine oturur. Yatışmayan bir “bölünme” ve « iç düşman » korkusu sürekli bir “kurtuluş savaşı” psikozuna dönüşüyor. Geçen yüzyılın başlarından itibaren Anadolu’nun yerlisi Hristiyan halklardan kurtulma biçiminde yaşanan “kurtuluş savaşı”, hayli zamandır da Kürt illerine, ilçelerine, köy ve mahallelerine bayrak dikerek Kürtlerden kurtulma savaşı olarak devam ediyor. Bir avuç Kürt gencinin üzerine sayısız ağır zırhlı araç-gereç eşliğinde 3 tümen, korucu destekli on binlerce kişilik bir jandarma ve polis özel harekât gücüyle gitmenin asli nedeni korkudur. Bir diğer neden ise geçen yüzyılın başından bu yana işlenen suçların hesabının sorulamamış olmasıdır.

Anadolu’nun yerli Hristiyan halklarına, Kızılbaş-Heteredoks inanç topluluklarına karşı Abdülhamit istibdadının gerçekleştirdiği pogromların hesabı sorulabilseydi şayet, ittihatçılar 1915 soykırımını planlayıp uygularken daha etraflı düşüneceklerdi. Aynı şekilde 1915’in hesabı caydırıcı tarzda sorulabilseydi sonraki dönemde Koçgiri, Ağrı, Zilan ve Dersim’de yapılanlar aynı kolaylıkla göze alınamayacaktı.Tüm bu savaş ve insanlık suçları Türk muktedirlerinin ‘başarı’ hanesine yazılınca da, bugünün “süpürme harekatları”na kadar gelindi. Yani Sur’un, Cizre’nin, Silopi’nin… Kürtler’in başına yıkılması olgusu bir tarihsel devamlılık içinde oluşageldi.

Peki nereye kadar?

Yüksek bir ateş gücü ve devasa bir orduyla Kürtlerin başına çullanan Türk devletinin uzun zamandır Rojava Kürtlerine de diş bilediği, -Körfez’deki Sünni ittifakın da desteğiyle-doğrudan saldırmak için fırsat kolladığı da biliniyor.

AKP Teşkilat-ı Mahsusası’nın Reyhanlı, Diyarbakır, Suruç, Ankara Garı, Sultanahmet ve son Ankara bombalamasındaki parmağı sır değildir. Bu saldırılar ve izlediği genel stratejiyle Halife-Sultan Tayip önderliğindeki AKP, savaş cephesini genişletmek, “iç ve dış düşmanları”na, iç ve dış müttefiklerine mesajlar vermek, yeniden paylaşılması kaçınılmaz Irak ve Suriye’den pay koparmak, tüm Kürtleri ümmet içinde hizaya çekmek ve Ortadoğu’nun karmaşık konjonktürel dengeleri içinde kendine yer edinmek, giderek Sünni müslüman dünyanın lideri olmak istiyor.

Darı ambarında görülen hoş bir rüya.

17 şubatdaki bombalı saldırının Kemalist ordu ve sivillerle ittifakı güçlendirmek, kamuoyunu savaşa hazırlamak, Birleşmiş milletleri muhtemel bir Suriye çıkarmasına ve Rojava Kürtleri’nin başına çullanmaya ikna etmek isteyen yeni Osmanlıcıların işine çok yarayacağı umuluyordu. Ama tertibin içinde “misliyle” acemilik ve aptallık vardı. Kimliği derhal tespit edilen fail Suriyeli bir Kürt ve üstelik de PYD’liydi!

Tekçilik ve Kürt düşmanlığında hemfikir olan Neo Osmanlıcı-Kemalist ittifakın işi bu kez öyle kolay olmayacaktır. Yaratılmasına aktif katkıda bulundukları kaostan yararlanarak Kürtlerin devletleşmesini engellemek ve yanı sıra Halep ve Musul’a el koymayı düşleyen Ümmetçi-Kuva-i milliyeci ittifak için bu son oyun olacaktır. Hüsranla bitecek bir son oyun…

Erdal Emre

* Aktaran T. Akçam. İnsan Hakları ve Ermeni Sorunu. Sf. 110

adhk tarafından

Ankara saldırısının ardından 14 kişi tutuklandı

Şubat 22, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

ankara sakeri ara saldiriTAK örgütünün Ankara’da askeri servis aracına yönelik bombalı saldırının ardından gözaltına alınan 21 kişi adliyeye çıkarıldı Savcılık sorgularının ardından 7 kişi serbest bırakılırken 14 kişi de mahkeme tarafından tutuklandı

HABER MERKEZİ (22-02-2016)- Ankara’da askeri servis aracına yönelik saldırının ardından çeşitli illerde gözaltına alınan 21 kişi sağlık kontrolünden geçirildi, daha sonra Ankara Adliyesi’ne sevk edildi.

Savcılık sorgusunun ardından 7 kişi serbest bırakılırken, 14 kişi tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi.

Sulh Ceza Hakimliği, 14 kişinin tutuklanmasına karar verdi.

Şüphelilerin, “silahlı terör örgütüne yardım etme”, “resmi belgede sahtecilik” ve “kamu kurum ve kuruluşlarını aracı olarak kullanarak dolandırıcılık” suçlarından tutuklandığı bildirildi.

Ankara’da, 17 Şubat’ta, askeri servis araçlarının geçişi sırasında gerçekleştirilen bombalı saldırıda 28 kişi ölmüş, 61 kişi de yaralanmıştı. Yapılan eylemin ardından bombalı saldırıyı TAK üslenmişti.

http://www.halkingunlugu.net/

adhk tarafından

ATİK’li tutsaklar için Uluslararası Sempozyum

Şubat 20, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

semPolitik iktidar hukuku eleştirisi ve ATİK’li tutsaklar için Nünberg’de uluslararası sempozyum düzenleniyor

Almanya (20-02-2016) ATİK Aktivistlerine yönelik yargılama örneğinden hareketle, “Politik İktidar Hukuku Eleştirisi İçin Uluslararası Sempozyum” adıyla düzenlenecek olan sempozyum Almanya’daki “129a ve 129b maddelerindeki siyasi cezalandırma hukukuna karşı” ve “Siyasal iktidar baskılarına karşı uluslararası direniş hakkını savunmak için” başlıklarıyla 20 Şubat tarihinde yapılacak.

Uluslararası Sempozyum etkinliğinin çağrıcısı kurumlar şunlar: IAPL (Halkların Avukatları Uluslararası Birliği), AZADÎ e.V. (Kürt Hukuki Yardımlaşma Derneği), MAF-DAD e.V.(Uluslararası Hak ve Demokrasi Derneği) ve KIZIL YARDIM Örgütü – Federal Yönetim Kurulu.

Federal Organize Komitesi tarafından yapılan açıklama ve program şu şekilde:

“15 Nisan 2015 tarihinden beri dokuz devrimci Almanya Bavyera eyaletinin farklı cezaevlerinde gözaltında bulunmaktalar. Alman Adalet Bakanı’nın talimatıyla TKP/ML üyesi oldukları iddiasıyla kapsamlı bir polis operasyonu sonucu devrimciler gözaltına alınmışlardı. Ayrıca şu an; İsviçre’de gözaltında bulunan Mehmet Yeşilçalı’nın da Almanya’ya iade edilmesi söz konusudur. Mehmet Yeşilçalı’nın da Almanya’ya iadesi gerçekleşirse, büyük bir ihtimalle 2016’nın ilk bahar aylarında, Münih’de Eyalet Yüksek Mahkemesi’de, duruşmalar başlayacaktır.

Müslüm Elma, Erhan Aktürk, Dr. Banu Büyükavcı, Dr. Sinan Aydın, Haydar Bern, S. Ali Uğur, Musa Demir, Sami Solmaz, Deniz Pektaş ve Mehmet Yeşilçalı ile birlikte toplam 10 devrimci, 2002’de yürürlüğe giren ceza kanunun 129 b yasası kapsamında, ”yurt dışında faal olan terör örgütü” olarak lanse edilen,  -Türkiye Komünist Partisi/ Marksist Leninist TKP/ML – üyesi olmakla suçlanmaktalar. İddianemede geçen suçlamaların içinde en çok dikkat çeken olgu; tutsakların Suriye’de bulunan Kürdistan’ın Kobanê / Rojava bölgesinin kurtuluşu mücadelesine ve demokratik otonomi projesi inşasına katıldıkları ve bunun bir ”suç unsuru” olarak yer almasıdır!

TKP/ML Almanya’da ne yasaklı ne de “AB-Terrör listesinde” bulunan bir örgüttür. Soruşturmalar, gözaltılar ve yargılamalar bu yüzden ilerici göçmen kişilere ve kuruluşlara karşı- ama aslında, dünyanın dört bir yanında bulunan demokratik ve devrimci mücadele güçlerine karşı- hükümetler, iktidarlar eliyle siyasi yargılama başlatarak onları kriminalize etme çabalarının yeni bir aşaması olarak görülmelidir. Gözaltında bulunanların arasında Avrupa’da göçmenlerin en eski  demokratik ve solcu örgütlerinden biri olan ve kuruluş öncesinde de varolan olan örgütlerle birlikte 40 yılı aşkın bir süredir eşitlik, halkların kardeşliği ve demokrasi uğruna kesintisiz aktif mücadele sürdüren Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonu (ATİK) aktivistleri de bulunmaktadır.

Gözaltında bulunanlar devrimci insanlar, Bavyera eyaletinin ayrı ayrı cezaevlerine tek kişi olarak konulmuş ve ilk başlarda tamamen izole edilmiştiler. Avukatların verdiği itiraz dilekçeleri ve duyarlı ulslararası kamuoyunun kitlesel protesto eylemleri sonucu total izolasyon koşulları kısmen kaldırılmıştır. Lakin gelinen aşamada halen tutsaklar, avukatları ve aileleri arasında gözetimsiz iletişim sağlanamamakta- avukatlar ve müvvekilleri arasında geçen yazışmalar dahi cezaevi yönetimi tarafından düzenli okunmaktadır. Özgür savunma hakkı ihlal edilmektedir. İzolasyon altındaki tutukluluk koşulları, uluslararası arenada, insan hakları örgütleri ve sol muhalefer tarafından uzun zamandır eleştirilmekte ve haklı yere “piskolojik şiddet” olarak tanımlanmaktadır.

Alman Adalet Bakanlığı’nın emriyle Federal Savcılığın hazırladığı iddianamedeki bilgiler tamamen Türk istihbarat birimleri tarafından verilmiş olduğu için, bu sözde deliller zaten baştan şüphelidir ve dolayısıyla bu yargılama merasimi de, AKP hükümetinin halkları bölme ve hak arayanı baskılama politikasına çanak tutmaktadır. Türk İstihbarat bilgileri çoğunlukla hukuka aykırı yollardan ve/ya işkenceyle temin edildiği için, geçmiş zamanlarda bu bilgilere dayalı sözde belgeler, uluslararası mahkemeler tarafından geçersiz görülmüş ve üstelik yüzlerce yargılamanın adil olmadığına somut olarak kararverilmişti.

Almanya Federal Savcılığı, Polisi ve Hukuk Kurumları böylece AKP rejiminin yalancı istihbarat anlayışına itiraz bile etmeden yaslanarak, onun anti-demokratik politikalarının uzantısı olma durumuna düşmektedir. Böylece Kürtlere, Alevilere, Müslüman olmayan topluluklara, solculara ve sosyalistlere karşı aylardır linç ve katliam politikası uygulayan ve düşünce özgürlüğü, toplanma, örgütlenme ve koalisyon özgürlüğü gibi temel hakları ortadan kaldıran böylesine anti-demokratik bir hükümeti açıktan desteklemiş oluyorlar.

Bir taraftan Türk İstihbaratı, Türk milliyetçileri, MHP’li faşistler, İslamcı-Faşist örgütlerin sempatizanları ve Salafistler Almanya’da istihbarat birimleriyle birlikte hareket ederek  Kürtlere, solculara ve sosyalist kişilere ve kuruluşlara karşı yaptıkları saldırlarla anılırken, diğer taraftan ise Almanya’da ilerici-demokratik-devrimci örgütler ve kişiler Alman hükümetinin emriyle takip edilmekte ve insanlık dışı devlet baskılarına maruz bırakılmaktalar.

Bu baskılara en geçerli örnek 22 yıldır Almanya’da geçerli olan anlamsız PKK yasağıdır. PKK ve Kürt Ulusal Kurtuluş Mücadelesi örgütleri  Avrupa’nın hiç bir ülkesinde Almanya’daki kadar bu denli güçlü bir takibata ve baskıya maruz kalmamaktadır. Fakat,  Avrupa Birliği ülkeleri ikiyüzlüce Kürt örgütlerinden Türkiye ve Orta Doğu’da daha “stratejik barış siyaseti izleyen bir angajman” beklediklerini de dillendirmekteler. Şimdilerde Almanya’da 7 Kürt aktivisiti tutuklu bulunmaktadır: Kenan BAȘTU, Ahmet ÇELIK, Mustafa ÇELIK, Mehmet DEMIR, Bedrettin KAVAK, Ali ÖZEL ve Abdullah ȘEN. Onların yıllardır verdiği siyasal ve ulusal kurtuluş mücadelesi -Türkiye’de de olduğu gibi – Almanya’da da artık terör olarak nitelendirilmektedir.

”Politik iktidar hukuku anlayışlarına karşı uluslararası sempozyum” adı altında organize ettiğimiz bu etkinlikte uluslararası kamuoyunun ilgisini bu antidemokratik ve haksız davalara çekmek ve devrimci politik tutsaklarla uluslararası dayanışmayı yükseltmek istiyoruz. Bunu yaparken de uluslararası bir hak olan ”direnme hakkı”ndan yararlanıyoruz. Almanya’nın tarihinde kanıtlanmış de olduğu gibi; sömürgelere, emperyalizme, faşizme ve dini fanatizme karşı bütün uluslararası özgürlük mücadelelerin de gösterdiği olgu -Heinrich Böll’ün de bizden önce barizce tespit ettiği gibi; “direniş bir özgürlük hakkı”dır. Direnmek meşru bir hak değildir sadece, aynı zamanda da bir gerekliliktir. Berthold Brecht’in sözleriyle: “hakkın haksızlığa dönüştüğü yerde direniş bir sorumluluktur”.

Bu yüzden uluslararası arenada bütün ilerici ve devrimci kişi ve kuruluşları Almanya’da hukukî yaptırımlarla karşı karşıya kalan ilerici-demokratik, devrimci örgütleri ve kişileri siyasi ve pratik manada aktif olarak desteklemeye çağırıyoruz. Özgürlük ve direniş hakkımızı kararlılıkla savunmak için enternasyonal dayanışma eylemlerine ve 20 Şubat’ta Nürnberg’de gerçekleştirilecek uluslararası sempozyuma katılınız.”

Program:

09:00 – Uhr – Ulaşım Ve Açık Büfe

09:45 – Uhr – Başlama Ve Açılış Bilgileri

10:00-10:30 – Açılış Konuşması:

Prof. Dr. Júlio da Silveira Moreira – Halkların Avukatları Uluslararası Birliği (İAPL) Başkanı ve Latin Amerika Entegrasyonu Federal Üniversitesi (UNILA) görevli Profesörü, Parana, Brezilya.

10:30-13:00 Birinci Oturum

Sunucu: Murat Çakır, Rosa Luxemburg Vakfı Hessen Müdürü

  1. a) AKP İktidarı sürecinde Orta-Doğu, Kürdistan ve Türkiye’de Politik Gelişmeler:

Konuşmacı: Dr. Haluk GERGER, Siyasal Bilimci, Yazar, Orta-Doğu Uzmanı / Ankara

  1. b) Türkiye’de yurtseverlere ve sosyalistlere karşı siyasi iktidar hukuku ve infaz uygulamaları:

Konuşmacı: Ercan KANAR, Avukat Ve İnsan Hakları Aktivisti / İstanbul

  1. c) Geçmişten günümüze Türkiye’de insan hakları ihlalleri

Konuşmacı:Eren KESKİN, Avukat Ve İnsan Hakları Aktivisti / İstanbul

14.00-15.00 Uzun Mola

14:00-16:30 İkinci Oturum

Sunucu: Stephan KUHN, Müslüm Elma’nın Avukatı, Frankfurt

  1. a) ATİK Aktivistlerine yönelik yargılamanın siyasal ve hukuksal analizi

Konuşmacı:Frank JASENSKI, Avukat / Gelsenkirchen

  1. b) Almanya ve Avrupa’da ”anti-terör” yasaları üzerinden demokrasi aşınması

(özellikle yasama, yürütme ve yargı üzerinden):

Konuşmacı:Dr. Peer Stolle, Araştırmacı Avukat, Berlin

  1. c) Alman Ceza Hukuku 129a ve 129b maddelerine bağlı verilen yargı kararlarının

ve siyasal takibatların eleştirel analizi:

Konuşmacı:Berthold FRESENIUS, Avukat / Frankfurt/Main

16:30-17:00 Kısa Mola

17:00-19:30 Üçüncü Oturum

Sunucu: Heike Geisweid, Avukat, Demokrasi Ve Uluslararası Hukuk Derneği, MAF-DAD Başkanı

  1. a) Kürt Özgürlük Mücadelesi aktivistlerine karşı  Alman Ceza Hukuku (129 b)           kapsamındaki baskıcı uygulamalar:

Konuşmacı: Dr. Elmar Millich, Kürt Hukuki Yardımlaşma Derneği-Köln

AZADİ Başkanı)

  1. b) Almanya’da göçmenlerin ve politik sürgünlerin kriminalize edilmesi:

Konuşmacı: Süleyman Gürcan, Uluslararası Politik Tutsaklarla Dayanışma Komitesi, UPOTUDAK-ATiK

  1. c) Almanya’da politik sol akımlara karşı sürdürülen baskıcı uygulamalar:

Konuşmacı: Henning v. STOLTZENBERG, Kızıl Yardım-Federal Yönetim Kurulu Üyesi

  1. d) Mehmet Yeşilçalı’nın İsviçre’den Almanya’ya iadesine dair yorum:

Konuşmacı: Marcel BOSONNET, Mehmet Yeşilçalı’nın Avukatı / Zürih

  1. e) İngiltere’de politik örgütlerin kriminalize edilmesi:

Konuşmacı: Saleh MAMON, Öğretmen, Örgütlenmelerin Kriminalize Edilmesine Karşı Kampanya (CAMPACC)-Sözcüsü

19:00  Politik (İktidar) Hukukuna Ve Baskılara Karşı Bildirge

Bildirgenin sunulması, tartışılması, onaylanması ve akabinde basın konferansı

19.30 Uhr Etkinliğin Kapanışı