adhk tarafından

‘Suç işleyen yabancı sınır dışı edilsin’

Temmuz 27, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

0,,19424768_303,00Almanya şiddet eylemleri sonrası alınacak “önlemleri” tartışıyor. Bavyera Eyaleti İçişleri Bakanı Herrmann’ın suç işleyen yabancıların kriz ülkelerine geri gönderilebilmesi talebi sert tepki topladı
HABER MERKEZİ(27.07.2016)- 
Bavyera eyaletindeki saldırı ve cinnet eylemleri Almanya’nın iç güvenliği ile ilgili tartışmalara yol açtı. İnsan hakkı savunucuları ve yargı, yasamaya ‘basiret ve ölçülü olma’ çağrısında bulundu. Uluslararası Af Örgütü, sabıkalı mültecilerin sınır dışı edilip kriz bölgelerine gönderilmesinin devletler hukukuna aykırı olduğunu savundu. Örgüt sözcüsü Andrea Berg ‘Neue Osnabrücker Zeitung’ gazetesine verdiği demeçte, “Kimse hayatının ve hürriyetinin tehlikede olduğu bir ülkeye sürülemez”, dedi. Eyyalet İçişleri Bakanı Joachim Hermann suç işleyen yabancıların kriz ülkelerine gönderilebilmesini talep etmiş ve bu konunun tabu olmaktan çıkarılmasını istemişti.

Ordu ve iç güvenlik

Alman Ordu Temsilciliği terör saldırılarının ardından silahlı kuvvetlerin yurtiçinde görevlendirilmesinin istisnai uygulama olarak kalması gerektiğine dikkat çekti. Ordu temsilciliği başkan yardımcısı Andreas Steinmetz bir gazeteye yaptığı açıklamada, “Anayasanın öngördüğü üzere iç ve dış güvenlik birbirinden ayrılmalıdır. Alman ordusu yardımcı polis teşkilatı değildir”, dedi. Steinmetz, yalnızca ordunun yardımı olmadan üstesinden gelinemeyecek durumlarda ve eyalet yönetimlerinin çağrısı üzerine müdahalede bulunabileceğini, dile getirdi.

Federal Başsavcı Peter Frank önlemlerin aceleye getirilmemesi gerektiğini belirterek, ‘polis ve kovuşturma makamlarının yasal yetki ve teknik imkânlar dâhilindeki imkânlarının yeterli olup olmadığına göre karar verilmesinin doğru olacağını’, dile getirdi.

Almanya Aile Bakanı Manuela Schwesig Münih’teki cinnet eylemi nedeniyle şiddet içeren video oyunlarının yasaklanmasından yana olmadığını söyledi. Schwesig saldırganların aşırı şiddet içeren oyunlara düşkün olduklarını ancak bu oyunlarla vakit geçiren herkesin cinnet getirmediğini, belirtti.

‘Darknet’ lanetlenmesin

Bavyera eyalet hükümeti halkın şiddet eylemlerinden korunabilmesi için polisiye önlemlerin arttırılmasını kararlaştırdı. Bavyera yönetimi polis mevcudunun sürekli arttırılacağını ve diğer Alman eyaletlerinden de polis gücünün takviye edilmesinin beklendiğini duyurdu. Eyalet Başbakanı Horst Seehofer federal polis teşkilatına da aynı tavsiyede bulunmuş ve sınır koruma teşkilatının yeterli olmadığı yerlerde sınır güvenliğinin ordu tarafından sağlanmasını talep etmişti.

Münih saldırısı internetteki ‘darknet (deep web)’ tartışmasına da yeni bir boyut kazandırdı. Münih’teki saldırıyı düzenleyen gencin cinayetleri işlediği tabancayı internet’in karanlık yüzü olarak da adlandırılan ‘darknet’ten temin ettiği belirlenmişti. ‘Chaos Computer Club’ adlı Alman hackerler birliği internetteki anonim alanların sorumlu tutulamayacağını savundu ve Münih’te dokuz kişiyi öldüren kişinin ‘darknet’ üzerinden tabanca satın alabilmek için aylarca uğraştığını, oysa ‘serbest’ piyasada silah temin etmenin çok daha kolay olduğunu öne sürdü.

Kaynak: Deutsche Welle Türkçe

adhk tarafından

2016’da 3 bin göçmen Akdeniz’de boğuldu

Temmuz 27, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

akdenizde-2-yilda-10-bin-gocmen-boguldu2016’nın başından bu yana 3 binden fazla göçmenin Avrupa’ya girmek isterken Akdeniz’de boğularak yaşamını yitirdiği açıklandı

HABER MERKEZİ(27.07.2016)- Uluslararası Göç Örgütü (IOM), 2016’nın başından bu yana 3 binden fazla göçmenin Avrupa’ya deniz yoluyla girmek isterken yaşamını yitirdiğini duyurdu.

BM Cenevre Ofisi’nde düzenlenen basın toplantısında konuşan IOM Sözcüsü, 2016’nın başından bu yana 383’ü Ege Denizi’nde olmak üzere 3 binden fazla göçmenin Akdeniz’i geçerek Avrupa’ya deniz yoluyla girmek isterken boğulduğunu, 249 bin 854 göçmenin ise Avrupa’ya girmeyi başardığını söyledi.

IOM’nin verilerine göre, 2016 başından 24 Temmuz’a kadar geçen sürede Avrupa’da deniz yoluyla en fazla göçmenin giriş yaptığı ülke Yunanistan oldu. Yunanistan’a bu yıl 159 bin 657, İtalya’ya 88 bin 351 sığınmacı girdi.

Verilerde, Avrupa’ya girmeyi başaran göçmenlerin üçte birini Suriyeli olduğu, 78 bin 779 Suriyeli göçmenin Avrupa’ya girdiği belirtildi. Suriyelileri 40 bin 878 kişi ile Afganistan, 25 bin 607 kişi ile Irak’tan gelenler takip etti.

adhk tarafından

Brezilya’da MST Neoliberal Politikalara Karşı Toprak İşgallerine Hazırlanıyor

Temmuz 26, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

reuters_mst_land_brazil_2.jpg_1718483346Brezilya’nın en büyük toplumsal hareketi, Topraksız İşçiler Hareketi, Perşembe günü yaptığı duyuruda eğer Başbakan Michel Temer yabancıların toprak mülkiyeti edinmesiyle ilgili konulan yasağın kaldırılmasını senatoya zorla kabul ettirirse toprak işgalleri başlatacaklarını bildirdiler
HABER MERKEZİ(26.07.2016)-
Köylü hareketi MST’nin sözcüleri Brezilya’da arazi devriyle ilgili yeni liberal reformları protesto edeceklerini söylediler.

Brezilya’nın en büyük toplumsal hareketi, Topraksız İşçiler Hareketi, Perşembe günü yaptığı duyuruda eğer Başbakan Michel Temer yabancıların toprak mülkiyeti edinmesiyle ilgili konulan yasağın kaldırılmasını senatoya zorla kabul ettirirse toprak işgalleri başlatacaklarını bildirdiler.

MST sözcüsü Joao Pedro Stedile, “Biz şirketleri uyarıyoruz: Şayet bu sorumsuz faaliyet kabul edilirse, buradan toprak satın almaya cesaretiniz olmayacak çünkü biz yabancı sermayeye verilen tüm toprakları işgal edeceğiz,” dedi.

MST açıklaması hükümetin “Brezilya’nın tarım arazilerinin yabancılara satılması işlemleri kolaylaştıracaktır” açıklamasının ardından geldi. 2010 yılından bu yana, Brezilyalı olmayanlara toprak satışı yasaklanmıştı.

Stedile’ye göre, Temer’in kararı ülkedeki gıda üretim politikalarından sorumlu olan Tarımsal Kalkınma Bakanlığı’nı ortadan kaldırarak, büyük kayıplara neden olacak.

Hareketin sözcüsü aynı zamanda Temer’in sosyal güvenlik reformunun bir parçası olarak, emeklilik yaşını 65 yaşa çıkarmayı planlayan darbeci hükümeti suçladı. Ülkede emeklilik yaşı kadınlar için 55 yaş ve erkekler için 60 yaş olarak uygulanıyor.

Stedile, devlet başkanı Dilma Rousseff’in görevden alınma sürecinin final oylamasının askıya alınması ve öncesinde geçici başkan Temer’in istifasının talep edileceği ülke çapındaki protestolara diğer toplumsal hareketlerinde katılacağını söyledi.

Köylü sözcüsü Rousseff’in görevden alınma sürecinin onun hatalarıyla bir ilgisi yoktu, onun herhangi bir suçu yoktu, bu ancak neoliberal politikaları hayata geçirmek ve işçi haklarını yok etmek için elitler tarafından uygulanan planın bir parçasıydı dedi.

Stedile ayrıca 5 Ağustos tarihinde başlayacak Rio Olimpiyat Oyunları’ndan önce çeşitli protesto eylemleri yapacaklarını da dile getirdi.

isyandan.org

adhk tarafından

Fransa’da yeni çalışma yasasının iptali için üç başvuru yapıldı

Temmuz 26, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

fransa-da-calisma-yasasina-karsi-protestolar-buyuyor-138982-1Fransa Meclisi’ndeki üç grup, ülkede son aylarda büyük tartışmalara neden olan ve geçen hafta onaylanan çalışma yasasının iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu
HABER MERKEZİ(26.07.2016)- Fransa Meclisi’ndeki üç grup, ülkede son aylarda büyük tartışmalara neden olan ve geçen hafta onaylanan çalışma yasasının iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu.

Senato’daki Cumhuriyetçi Parti’ye üye senatörler, Meclis’teki Cumhuriyetçi Parti, Bağımsız ve Demokratlar Birliği milletvekilleri ile Meclis’teki radikal sol ve iktidar partisi üyesi bir grup ‘küskün’ milletvekili, yasanın iptali için Anayasa Mahkemesi’ne üç ayrı başvuru yaptı. Anayasa Mahkemesi’ne başvuru için, en az 60 milletvekili veya senatörün imzası gerekiyor. Anayasa Mahkemesi’nin, 21 Ağustos’a kadar başvuru ile ilgili kararını açıklaması gerekiyor.

GEÇEN HAFTA ONAYLANDI

Fransa’da büyük tartışma yaratan yasa, Başbakan Manuel Valls tarafından geçen hafta onaylanmıştı. Anayasa, hükümete, gerektiği takdirde oylama yapılmadan bir tasarıyı Meclisten geçirme hakkı veriyor. Bu takdirde, muhalefet partileri ön oylama yapılmadan hükümeti düşürmek için gensoru verme hakkına sahip. İktidardaki Sosyalist Parti içinde tasarıya karşı olan milletvekillerinden çekinen Valls, daha önce, Mecliste oylama yapılmadan tasarıyı iki kez geçirmişti. Muhalefetin çoğunlukta olduğu senato, tasarıyı değiştirerek kabul edilince, metin tekrar son kez oylanmak üzere geçen hafta Meclise geri dönmüştü.

YASADA NELER VAR?

Fransa’da yoğun tartışmalara neden olan yasaya göre, günlük azami 10 saatlik çalışma süresi 12 saate çıkarılacak, iş sözleşmesinde değişiklik yapmak isteyen çalışanlar işten atılabilecek, yarı zamanlı çalışanların haftalık 24 saat olan asgari çalışma süresi düşürülecek, fazla mesailerde daha az ödeme yapılabilecek.

etha

adhk tarafından

Berlin’de Biraraya Gelen Kitle: Faşizme Karşı Omuz Omuza!

Temmuz 23, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

DSC_0029Berlin’de “Ne Askeri Darbe Ne AKP Diktası Çözüm Barış ve Demokrasi Hemen Şimdi” şiarıyla düzenlenen yürüyüşte  yüzlerce kişi biraraya geldi
HABER MERKEZİ(23.07.2016)-
Berlin’de “Ne Askeri Darbe Ne AKP Diktası Çözüm Barış ve Demokrasi Hemen Şimdi” şiarıyla düzenlenen yürüyüşte  yüzlerce kişi biraraya geldi.

Barış ve Demokrasi Platformunun çağrısıyla biaraya gelen kitle dün saat 18.00’de toplanarak Hermannplatz’tan başlayan bir yürüyüş gerçekleştirildi.

Platformun yaptığı açıklamada “14 yıllık AKP iktidarı Türkiye’yi felakete sürüklemiştir. Gezi hareketine karşı uygulanan kanlı girişimle başlayan, 7 Haziran 2015 seçimleri sonrası izlenen savaş, baskı, süregelen talan ve meclisi tasfiye politikası, Alevilere yönelik baskı ve barbarca saldırılar, Kürt illerinde asker ve polis tarafından uygulanan katliamlarla birlikte 15 Temmuz darbe girişimine zemin hazırlamıştır.Eğer şimdi mücadele etmezsek, darbe girişiminin püskürtülmüş olması, doğrudan bir demokratikleşmeye yol açmayacak! AKP’nin, bu süreci muhalefeti yok etmek ve başkanlık rejimi adı altında bir tek parti diktası kurmak için fırsat olarak kullanmasına izin vermeyelim!Bu süreç halkları korku ve umutsuzluğa sürüklüyor. Bu umutsuzluğu mutlaka aşalım sokakları özgürleştirelim!” denildi.

Yapılan yürüyüşte sık sık “Faşizme karşı omuz omuza” “Jin Jiyan Azadi” “Katil Erdoğan” sloganları atıldı.Sloganların ardından Alman polisinin keyfi tutumuyla “Katil Erdoğan” sloganının tehlike oluşturabileceği uyarısıyla kitle hepbir ağızdan “Katil Erdoğan” sloganını atmaya devam etti.
Yürüyüş Oranienplatz’da sonlandırıldı.

DSC_0009 DSC_0004 DSC_0002 DSC_0001

adhk tarafından

Münih’teki Saldırıda 10 Kişi Yaşamını Yitirdi

Temmuz 23, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

0,,19422144_303,00Münih’te 9 kişiyi öldüren saldırganın 18 yaşında İran kökenli bir Alman olduğu açıklandı. Saldırganın cesedi olay yerine yakın bir parkta bulundu. Saldırının nedeni henüz bilinmiyor
HABER MERKEZİ(23.07.2016)- 
Münih’te Olympia Alışveriş Merkezi ve bir hızlı restoran önünde silahla saldırı düzenleyerek 9 kişiyi öldüren, 16 kişiyi yaralayan saldırganın cesedi, olay yerine bir kilometre uzaklıkta bulundu. Polis saldırganın intihar ettiğini tahmin ediyor. Ancak saldırganın operasyon sırasında polisler tarafından vurulmuş olabileceği de belirtiliyor.

Sabaha karşı basın toplantısı düzenleyen Münih Emniyet Müdürü Hubertus Andrä, saldırganın önce hızlı restoran önünde insanlara ateş açtığını, daha sonra ise alışveriş merkezine giderek saldırıyı sürdürdüğünü belirtti. Saldırganın cesedinin olay yerine bir kilometre uzaklıkta bulunduğu kaydedildi. 18 yaşındaki saldırganın İran kökenli bir Alman olduğu bildirildi. Polis saldırganın cesedinin yanında bir silahın bulunduğunu da kaydetti. Dün akşam saatlerinde üç saldırganın olduğundan şüphelenen polis saldırganın tek olduğunu belirtti.

Saldırının nedeni bilinmiyor

Münih polisi saldırının nedeni hakkında bir açıklama yapmadı. Emniyet Müdürü Hubertus Andrä, ‘Şu an itibariyle sadece bir silahlı saldırıdan söz edebiliriz’ dedi. Dün akşam saatlerinde Alman medyasında saldırganın radikal İslamcı ya da aşırı sağcı olabileceği yönünde spekülasyonlar yapılmıştı.

Münihli saldırganın, son yıllarda da Münih’te yaşadığı belirtildi. Münih Emniyet Müdürü görgü tanıklarından, saldırgana dair video ya da fotoğraf görüntülerini polise ulaştırmasını istedi.

Saldırının düzenlenmesinin ardından kentte olağanüstü hal ilan eden polis, üç saldırganın olduğundan şüphelenildiğini belirtmiş, vatandaşlara evlerinden çıkmama uyarısında bulunmuştu. Toplam 2 bin 300 polisin görev yaptığı operasyonda Bavyera polisine komşu eyaletlerden de destek geldi. Operasyona terörle mücadele birliği GSG 9 da katıldı. Operasyonun başlamasının ardından Münih’te tren, otobüs, metro ve tramvay seferleri iptal edilmişti. Yetkililer bu sabahtan itibaren bütün seferlerin yeniden başladığını duyurdu. Kentteki güvenlik önlemleri ise sürüyor.

Deutsche Welle

adhk tarafından

Arjantin’de Halk Zamlara Karşı Sokağa Çıktı

Temmuz 22, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

barios-argentinos.jpg_1718483346Barrios de Pie Hareketi ve Halk Ekonomisi Konfederasyonu (TCPA) tarafından düzenlenen eylemde protestocular Buenos Aires’deki yüzden fazla sokağı bloke ettiler
HABER MERKEZİ(22.07.2016)-
 Yüzlerce kişi su, elektrik ve gaz hizmetlerine gelen yüksek zamları protesto etmek ve Mauricio Macri hükümetinin bu artışları durdurmasını talep etmek için Salı günü Arjantin’de sokağa çıktı.

Barrios de Pie Hareketi ve Halk Ekonomisi Konfederasyonu (TCPA) tarafından düzenlenen eylemde protestocular Buenos Aires’deki yüzden fazla sokağı bloke ettiler.

Endüstri ve ticaret sektörlerinde yaşanan daralmayla birlikte resmi rakamlara göre, enflasyon oranı yıllık yüzde 42 olarak açıklanmış, hükümet, ‘faiz artırımına’ giderek, yüzde 200 ile yüzde 2.000 arasında elektrik, gaz ve su faturalarına zam yapmıştı.

TCPA üyesi bir öğretmen olan Lucila Gonzalez, “Ekonomik kriz okulları da vurdu, okulda ışık yok, gaz yok, duvarlar dökülüyor. Devlet okullarının durumu gerçekten çok acı,” dedi.

Resmi Twitter'da görüntüleResmi Twitter'da görüntüleResmi Twitter'da görüntüleResmi Twitter'da görüntüle

Barrios de Pie hareketi işsiz ya da büyük şehirlerin kenar mahallelerinde güvencesiz işlerde çalışan insanları bir araya getiriyor. Hareket Salı gecesi de sokaklarda “çorba mutfağı” açarak dağıtım yaptı.

Özel Katolik Üniversitesi Toplumsal Gözlemevi’ne göre; 1,4 milyon Arjantinli, Macri’nin 10 Aralık’ta göreve gelmesinden bu yana yoksulluk içine düştü. Çalışmada 40 milyon olan Arjantin nüfusunun yüzde 35’inin yoksulluk içinde yaşadığı belirtiliyor.

isyandan.org

adhk tarafından

Filistin’de Bilal Kayed İçin Özgürlük Mücadelesinde 11 Tutsak Daha Açlık Grevine Katıldı

Temmuz 22, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

bilalasira222 Temmuz itibarıyla açlık grevinde 38 günü geride bırakan devrimci tutsak Kayed, Barzilai hastanesinde bir odada, ayak ve elleri kelepçeli halde, gardiyanlar, kameralar, alarmlar tarafından gözetlenerek esir tutuluyor. Sadece su içiyor, vitamin ve diğer destekleyici maddeleri almayı reddediyor
HABER MERKEZİ(22.07.2016)-
FHKC’li tutsak Bilal Kayed’in, 14,5 yıllık hapis cezasının bitimine günler kala, 13 Haziran’da idari gözaltı kararı ile tekrar hapis cezasına çarptırılması üzerine işgal hapishanelerindeki tutsaklar güçlü bir direniş hareketi başlatmışlardı. 19 Temmuz’da ise Negev hapishanesindeki 11 FHKC’li tutsak Ramon, Ofer, Eshel ve Gilboa hapishanelerindeki 45 esire katılarak açlık grevine gireceklerini duyurdular

22 Temmuz itibarıyla açlık grevinde 38 günü geride bırakan devrimci tutsak Kayed, Barzilai hastanesinde bir odada, ayak ve elleri kelepçeli halde, gardiyanlar, kameralar, alarmlar tarafından gözetlenerek esir tutuluyor. Sadece su içiyor, vitamin ve diğer destekleyici maddeleri almayı reddediyor.

Nafha hapishanesindeki tüm direniş örgütlerinden Filistinli tutsaklar ise Bilal Kayed’e ve açlık grevindeki diğer tutsaklara destek için 19 Temmuz’da bir günlük açlık grevi eylemi gerçekleştirdiler, koğuş kapılarını kapatarak sayıma çıkmayı reddettiler.

isyandan.org

adhk tarafından

“Darbecilik”, diktatörlük ve tüm gericilikler devrimci savaşla yıkılacaktır!

Temmuz 22, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

darbe giriimi resim 2Ulusal ve sosyal kurtuluş davasının devrimci-komünist güçlerinin yarattığı birlik, bu süreçte daha da güçlü kılınması gerekmektedir. Devrimci savaşın mevzilerinden militan ve silahlı duruşun muhalif kitleleri kapsaması, kaçınılmazdır. Bu gerici kuşatmayı dağıtmak, sivil ve askeri faşist güçleri, kirli emellerinde başarısız kılmak, devrimci halk direnişiyle olanaklıdır. Bu anlamıyla devrimci kitlelerin silahlanması, devrimci savaşın mevzilerindeki devrimci militan duruşla savaşın stratejik bir parçası olması, hâkim faşist gericiliğin tüm planlarını bozacaktır. “Darbe” girişimini bastırma üzerinden taktiksel bir üstünlük elde etse de, bu durum geçicidir. Faşist iktidara karşı ezilen halkların kini bilenmiştir. Yani stratejik olarak zayıflamaktadır. Stratejik güçlülüğümüzle, gerici burjuva dalaşı devrimci savaşla derinleştirmek, gerici burjuva düzeni tüm türevleriyle yıkmak, bugün her zamankinden daha olanaklı ve günceldir

HABER MERKEZİ (22.07.2016)-Faşist “TC”nin egemenlik sistemi içinde, gerici iktidar dalaşının bir sonucu olarak, 15-16 Temmuz tarihinde, faşist gericiliğin tarihsel ve güncel güvencesi olarak görülen Türk Silahlı Kuvvetleri içinde bir kesimin başlattığı “darbe” girişimi, başarısızlıkla sonuçlandı. Aksiyon filmlerini andıran gelişmelerin bir geceye sığdırıldığı ve beraberinde yığınlarca tartışmanın gündemleştiği “darbe” girişiminin, AKP-Erdoğan hâkim kliğinin karşı darbesi ile başarısız olduğunu söylemek, somut durumu daha doğru ifade etmektedir. Faşist “TC”nin tarihinde nadir görülen, egemen gerici güçler içindeki bir kapışmaya dönüşen 15-16 Temmuz “darbe” girişimi, AKP-Erdoğan diktatörlüğü tarafından “Halkımızın tavrı ile demokrasi kurtarıldı” diye sonucu “demokrasi şöleni” olarak lanse edilse de, gerici burjuva kliklerin çatışması ve bu çatışmanın toplumsal alana yansımalarına bakıldığında, her anlamıyla faşist barbarlık yaşanmıştır. Yani ortada, burjuva demokrasisi anlamında dahi olsa, burjuva demokrasisi ile askeri cuntanın dikta rejiminin bir çatışması söz konusu değildi. Kullanılan kirli silahlar, yöntemler, geliştirilen linç girişimleri ve kitlesel katliam boyutu ile gerici kliklerin sınıfsal dokularına uygun olan faşist yöntemlerle bir hesaplaşması söz konusu idi. “Darbe” girişiminde bulunan generaller, gerici hasım kliği olan AKP-Erdoğan diktatörlüğünün gardını düşürmek için, belirli kurumlara çapı oranında saldırırken, AKP-Erdoğan diktatörlüğü, bu klik çatışmasında iktidarda kalmayı sürdürmek için, “askeri cuntanın” açık faşist uygulama yöntemleriyle, denetimindeki militarize devlet güçleriyle, paramiliter güçlerle sokakları “teslim” almıştır. Oluşumu ve uygulanması, bundan sonraki sürece dair planlaması ile kapsamlı bir değerlendirme konusu olan bu meseleyi, detaylı niteliği konusunda bir değerlendirme yapmaktan öte, bu “darbe” girişiminin yarattığı sonuçlar, AKP-Erdoğan iktidarı tarafından süreci yönetme biçimi ve ulaşmak istediği sonuçlar üzerinden, devrimci ve komünistlerin alması gereken tutumu ortaya koymak, ilk elden daha doğru bir ele alış olacaktır.

Tarihsel süreci ve güncel hali, ezilen halklar, ötekileştirilen inanç grupları ve mazlum uluslar üzerinde bir baskı ve diktatörlük aracı olarak var olan faşist “TC”, kendi içinde gerici kliklerin hâkimiyet çatışmasında da en geri ve kirli siyaseti kullanagelmiştir. Gerek parlamento maskesi altında, gerekse de açık AFC koşullarında, ezilen ve sömürülen halklara uyguladığı baskı ve zulüm, gerici sınıf karakterinin özünü belirlediği şekilde gerici iktidarını korumak maksatlıdır. Toplumsal çelişkilerin derinleştiği her tarihsel koşulda, devreye koyduğu tüm baskı ve zor aygıtları, sosyal ve ulusal devrimci mücadele başta olmak üzere, ilerici toplumsal dinamikleri ezmek içindir. Gerici iktidarını koruma hedefinde daha etkin sonuçlar elde etmek için devlet egemenliğini buna göre organize etmek de süreçlerinin bir yönelimidir. Burjuva demokratik “meşruluğu” bile olmayan faşist kurumlar üzerinden en barbar saldırganlık olarak kendini inşa eden faşist “TC”, kendi içindeki klik dalaşında da “sivil” ve askeri darbeleri hep bir yöntem olarak kullanagelmiştir. Özü, ezilen ve sömürülen halkların devrimci mücadelesini bastırmak için, faşist devlet niteliğinin, özgün tarihsel koşullara göre organize edilmesi maksadı taşıyan darbeler, aynı zamanda faşist egemenlerin hâkim kliğe göre dizayn edilmesi amacı da taşımaktadırlar. Faşist “TC”nin tarihinde kendi içindeki iktidar dalaşı ve ezilen halklarımıza karşı sürdürülen gerici savaşta bu amaçla birçok darbe gerçekleştirmiştir. 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat “post-modern” darbesi, 27 Nisan E-Muhtırası, en son Erdoğan diktatörlüğünün AKP-Davutoğlu’na çektiği balans ayarı, ilk elden aklımıza gelen tarihsel kesitlerdir. Bütün bu tarihsel kesitlerin ana boyutu ile ikili yönü olmuştur. Birincil yön; egemen sınıfların yaşadığı ekonomik ve siyasal krizler akabinde derinleşen toplumsal çelişkiler ve bu toplumsal çelişkilerin devrimci sosyal ve ulusal mücadelede yarattığı ivmeyi bastırmak iken, diğer yönü de; devlet egemenliğini, hâkim burjuva klik üzerinden buna uygun, siyasal-ekonomik-askeri ve hukuksal olarak kurumsallaştırmaktır.

Tarihsel süreci, bu gerici-darbeci kültür üzerinden var olup bugünlere gelen faşist “TC”nin mevcut iktidarı AKP-Erdoğan diktatörlüğü, 15-16 Temmuz tarihinde başarısız olan bir “darbe” girişimiyle karşı karşıya kalmıştır. Oluşumu, yaşanmışlığı ve sonuçlarıyla, tarihte yaşanmış darbelerden farklılık arz etmesiyle, bu girişim özgündür. Baştan sona görsel burjuva yayın organlarından yayımlanması, savaş uçaklarıyla devletin MİT, Meclis, emniyet, MGK, Özel Hareket Dairesi gibi kurumlarının bombalanması, çatışmaların tankların eşliğinde yapılması, sivil, polis, asker olmak üzere çatışmalarda ölü ve yaralıların olması, bu “darbe” girişiminin aksiyoner yanını teşkil etmekteydi. Ama bütün bunların yanında, bu “darbe” girişimini daha önce kullanılan biçimlerinden farklı kılan yanlarının olduğunu da ifade etmek gerekir.

Askeri ve “sivil” darbeler başta olmak üzere, burjuva gerici kliklerin iktidar dalaşında üzerinde yükseldikleri ana zemin ekonomik ve siyasal kriz koşullarıdır. Ekonomik ve siyasal kriz koşullarını, toplumsal adaletsizlik, özgürlük ve sömürü argümanları ile birleştirerek, ulusal ve uluslararası toplumsal desteği arkalarına alıp yönelimlerini biçimlendirmek, öz olarak bütün darbelerin ana yönelimi olmuştur… Uluslararası bir emperyal gücün çıkarlarını garanti altına alma siyasetiyle, desteğini almak, bunu iç sermaye kesiminin niteliğiyle temsile dönüştürmek, toplumsal hoşnutsuzluklar kullanılarak toplumsal sınıf ve katmanların desteğini yanına almak, egemen güçler arasındaki iktidar dalaşında önemli stratejik ayaktır. Yani “TC”nin askeri darbeler tarihine göz attığımızda, mutlaka arkasında bir ekonomik plan vardır ve ülke, bu ekonomik politikaya uygun dizayn edilmesi için kan gölüne çevrilmiştir. Örneğin, derinleşen toplumsal çelişkiler üzerinden, önemli tarihsel fırsatlar üzerinden yürüyen devrimci hareketi bastırmak, bir toplumsal sindirme hareketiyle, kitlelerin dinamik rolünü katliamlar ve pervasız baskılarla tasfiye etmek ve 24 Ocak ekonomik kararlarını uygulamak için uygun ortamı yaratmak, 12 Eylül AFC’sinin ana hedefleriydi. Neo-liberal politikaları hayata sokma ve sermayenin hareketine geniş ve etkili alanlar açma, AFC’nin ekonomik nedenleri olmuştur.

TSK’nın içinde bir kesimin harekete geçmesi ile AKP-Erdoğan diktatörlüğüne karşı geliştirilen “darbe” girişiminde, bu genel durumun ayakları havada kaldığı ortadadır. Her ne kadar, Erdoğan-AKP iktidarının, Kürt ulusu başta olmak üzere, genel olarak sosyal-ilerici devrimci muhalefet karşısında yaşadığı siyasal tıkanıklık, uluslararası alanda ve Suriye-Ortadoğu özgülünde çamura saplanmış bir dış siyaset krizi ve devletin AKP-Erdoğan diktatörlüğünün temsil ettiği hâkim Türk Sünni İslam paradigmasına göre dizayn edilmesinin yarattığı çatışmalı durum, egemen güçler arasındaki klik dalaşını koşullayan bir durum olsa da, bunun sistemli olarak toplumsal bir güç olarak örgütlenmesi, buna uygun uluslararası desteğinin yaratılmasın ayağı, AKP-Erdoğan gerici hâkim kliğine yönelen “generaller” merkezli güç olmaya çalışan kliğin zayıflığı olmuştur. Yönetenlerin yönetememe krizinin derinleştirilerek kullanılması boyutu ile ele alınarak bir toplumsal “meşruiyet” yaratılmadan, devlet mekanizması içindeki bir güçler çatışmasında, AKP-Erdoğan hâkim kliğinin avantajları baskın gelmiştir.

Gerici burjuva kliklerin bu çatışmasında, siyasal ve ekonomik erk olanaklarının yanında, planlamada doğan bazı zafiyetler de bu sürecin niteliğini belirlemede baskın olmuştur. Pratik yaşananlar ve doğan sonuçlar değerlendirildiğinde, bunun AKP-Erdoğan diktatörlüğü tarafından “tertiplendiği” değerlendirmesinin altı boş değildir tabi ki. Ama veriler ve gerici kliklerin çatışmalı süreci ele alındığında, bu “darbe” girişiminin AKP-Erdoğan diktatörlüğünden ve politikalarından rahatsız olan bir başka burjuva gerici kliğin yönelimi olduğu açıktır.

“FETÖ Terör Örgütü” nitelemesi üzerinden lanetlenen naklen darbe girişimi ve AKP-Erdoğan diktatörlüğünün toplumu baskıyla kuşatma konsepti!

AKP-Erdoğan diktatörlüğünde temsil edilen gerici komprador tekelci burjuva klikle, ordu, bürokrasi, yasama ve devletin başka kamu alanlarında konumlanan gerici klasik Kemalist burjuva ile cemaatçi klik arasındaki çatışma, faşist devlet egemenliği içindeki son tarihsel sürecin başat çatışmasıydı. Özellikle tarihsel mirasıyla ordu içinde güç olan faşist klasik Kemalistler ve bağnaz Gülen Cemaati, bu gerici kliğin ana gücünü oluştursa da, AKP-Erdoğan diktatörlüğünden hoşnutsuz olan birçok gerici burjuva-feodal kesim bunlarla dirsek temasındaydı. Gerici burjuva klik dalaşında, burjuva gerici parlamenter yöntemle ya da askeri darbe ile hâkim klik haline gelmek, bu kliğin hiçbir dönem vazgeçmediği bir planıdır. Ama güç ve hareket konusunda, uygun zaman ve fırsat koşulları planlanmaktaydı.

AKP-Erdoğan diktatörlüğü özgülünde merkezileşen hâkim gerici klik, bu planlardan bihaber olmadığı gibi, her dönem düzenlediği operasyonlarla, devlet kurumlarında bu güçleri zayıflatmakta ve devlet kurumlarında kendi kadrolarıyla kurumsallaşmaktaydı. “FETÖ Terör Örgütü”ne karşı toplumsal “meşruiyeti” yaratılan her operasyon, aynı zamanda devlet içinde AKP-Erdoğan kliğinin merkezileşmesi adımı olmuştur. AKP-Erdoğan diktatörlüğünün, Ergenekon, MHP, CHP başta olmak üzere, çeşitli gerici burjuva siyasal temsillerle savaş konsepti özgülünde yarattığı kirli ittifak, AKP başta olmak üzere devletin önemli kurumlarına çekilen dizayn operasyonları ve uluslararası alanda yaratılan “dostluk” (Rusya ve Mısır’la yakınlaşma, İsrail ile anlaşma, ABD ve AB ile bölge siyasetinde u dönüşü yaparak uzlaşma) ilişkileri, AKP-Erdoğan diktatörlüğünün gerici burjuva hasımlarına karşı elini güçlendirmiştir. Ve belirli sıkıştırmalarla hasım gerici kliği harekete geçirmek, hata yapmaya zorlamak, doğan avantajlarla hem bu kliği tasfiye etmek ve hem de iç siyaseti gerici emellerine göre kurumsallaştırmanın olanaklarını yaratmak, AKP-Erdoğan diktatörlüğünün stratejik planları ekseninde gündemleşen taktikleri olmuştur.

Bu karşılıklı gerici klik konumlanması ve yapılan hazırlıklar, çelişkinin bir noktasında açık çatışmaya dönüşecektir. Bu muhtemel durumun, sürece daha planlı ve hazırlıklı giren AKP-Erdoğan hâkim kliği tarafından “yönlendirildiği” ortadadır. Yani bir yandan operasyon baskılanmasıyla sıkıştırmak, hazırlıksız harekete geçmenin zeminin yaratmak, bir yandan da kontrol altında bir koridor açarak, “darbeciler, vatan hainleri, cuntacılar, teröristler” suçlaması altında, planlanan büyük tasfiyeyi gerçekleştirmek… “Darbe” girişiminin ardından, ordu, HSYK, polis, bürokrasi alanında gözaltına alınan 10 bine yakın kişiyi, “darbeci, ihanetçi, FETÖ’cü” suçlaması ve bu suçlamanın somut “darbe” ögesi üzerinden tanımlanarak yapılması dışında hiçbir neden, AKP-Erdoğan gerici kliğinin elini bu kadar güçlendiremezdi. Kuşkusuz, bu tasfiyeyi gerçekleştirmek için “darbe” tertiplendi demek doğru değildir. Ama karşılıklı hazırlıklarda, hâkim kliğe yönelen gerici kliğin sürece hazırlıksız ve dezavantajsız girmesi için birçok baskılanma yaratılmış, hazırlıksız hareketin alanı yaratılarak, “darbe” girişimi tam hazırlık yapılmadan harekete geçme zemini yaratılmıştır. Darbe girişiminden bir gün sonra, AKP-Erdoğan gerici kliğinin operasyon hazırlığı içinde olduğu, kimlerin, nasıl, hangi suçlamalarla alınacağı konusunda yapılan hazırlık ve bu hazırlığın bazı kanallar üzerinden dillendirilmesi ve YAŞ toplantısında, bu tasfiyenin kapsamlıca gerçekleştirilmesi planı bu tespiti doğrulayan güçlü veridir.

Bu “darbe” girişiminin, FETÖ’nün bir girişimi olarak gösterilmesi, yine bilinçli bir çarpıtmadır. Gerici burjuva-feodal klik çatışmasında, hasımlarını alt etmek için, AKP-Erdoğan diktatörlüğünün en etkili kullandığı silah, “FETÖ Terör Örgütü ve Paralel Devlet” olgusudur. AKP-Erdoğan diktatörlüğünün iktidarlaşma sürecinde, Gülen Cemaati’nin belirleyici rolü vardır ve bu gerici-bağnaz cihadist cemaat, devlet ve ordu içinde belirli örgütlü bir güce sahiptir. Buna karşın bu “darbe” girişimini, sadece Gülen’e mal etmek, gerçeği yansıtmamaktadır. TSK içinde birçok ilde komuta kademe düzeyinde, kara, hava, deniz kuvvetlerinde katılımın olması, olup biten bu hareketlenmenin Gülen Cemaati’nin güçleriyle sınırlı olduğu yaklaşımını doğrulamamaktadır.

AKP-Erdoğan diktatörlüğü süreciyle birlikte, komprador tekelci burjuvazinin bir siyasal yönelimi olarak ordu eski gücünde olmasa da, ordunun siyasal alana dâhil edilmiş olmasından kaynaklı, ordu içinde çeşitli burjuva kliklerin odaklanması ve birbirleriyle çatışması, faşist “TC”nin, var olmasıyla birlikte siyasal-askeri bir gerçekliğidir. Her kliğin orduyu siyasette aktif bir güç olarak kullanması, bunun için ordu içindeki kadrolaşma, partizanlaşma, ordu içindeki darbe girişimlerinin zeminidir. Bu zemin, aynı zamanda faşist “TC”nin niteliğidir. Diğer klikler gibi AKP-Erdoğan diktatörlüğü de bunu yapmıştır ve ordu içinde son “darbe” girişimi ile ordunun ikili tavır geliştirmesi bundan dolayıdır. Bütün bu tablo düşünüldüğünde, AKP-Erdoğan diktatörlüğünün ordu içindeki uzantıları dışında kalan kesimler, bu “darbe” icraatında ortak hareket etmişlerdir.

Kuşkusuz darbe girişimiyle harekete geçen generaller ve temsil ettikleri gerici sınıf, niteliğinden dolayı, başarılı olmaları durumunda, Türkiye-Kuzey Kürdistan’da faşizmin en azılı bekçileri olacaklardı. “Yeniden tesis edilmesi gereken her anayasal düzen”, askeri cuntaların ilk vaadidir ve bunun tarihte yaşanan örnekleri gibi, açık faşizmdir. Ve klik dalaşında gerici burjuva hasımlarını iktidar dalaşında alt ettikten sonra, katliamlarla, işkencelerle, idamlarla baskı altına aldıkları kesimler, ülkenin ilerici güçleri, devrimciler ve ezilen-sömürülen halklar olmuştur.

Ama bu “darbe” girişiminin önlenmesinden, cunta koşullarındaki faşizmin geriletildiği anlamı çıkmamaktadır. AKP-Erdoğan diktatörlüğü de, açık faşizmi uygulayan, darbeci bir iktidar çizgisidir. Bu çizgi, ABD-AB emperyalist sermayeye olan bağlılığı ve İslami cihadist ülke ve gerici güç odaklarıyla olan ilişkisiyle, barbar ve katliamcı bir çizgidir. Ve bu gerici iktidar çizgisi bugüne kadar yapılmış burjuva seçimleri dâhil, tüm gerici burjuva aygıtlarını darbeci bir kültürle işletmiştir. Devletin tüm dizayn süreci, fiili olarak kendini “başkan” ilan eden diktatör Erdoğan’ın fiili darbeleriyle yürümektedir. Bu anlayışın kurumsal olarak örgütlendiği, AKP-Erdoğan faşist diktatörlüğünün “darbe karşıtı” söylemleri, birer yalandır, aldatmacadır. Toplumun “darbeler” konusundaki hassasiyetini kullanmak için ortaya atılan bu sloganın eşliğinde sokaklarda estirilen terör, sadece “darbe” girişimini bastırmak maksatlı değil, aynı zamanda Kürt ulusunun ulusal mücadelesi başta olmak üzere, tüm sosyal ekonomik, demokratik hak arama mücadelesi ve devrimci savaşları ezme planlarıdır. “Darbe” girişiminin engellenmesi ve “darbe” suçlularının cezalandırılması adı altında, AKP-Erdoğan diktatörlüğüne itiraz dinamiği olan tüm güçler tasfiye edilmektedir.

Çünkü bu “darbe” girişimi, AKP-Erdoğan diktatörlüğünün eline önemli tarihsel fırsatlar vermiştir. Her şeyden önce “darbe” karşıtlığı üzerinden yarattığı baskılanmayla, MHP ve CHP gibi gerici burjuva partilerin yanında, birçok liberal burjuva kesimi, en azında süreç bağlamında yanına almıştır. “Darbe” karşıtlığı üzerinden, idamı geri getirmek başta olmak üzere birçok yasal düzenlemede, bu gerici “birliğini” bir güç olarak kullanması, eskisine göre daha kolay olmuştur. Bu “milli menfaatler birliği” ve “demokrasi savunuculuğu”, Kürt ulusu başta olmak üzere, ezilen ve sömürülen halklarımızın ölüm fermanlarını yazmaktaki ortaklık olacaktır.

Yine AKP-Erdoğan diktatörlüğü tarafından “darbe” girişimi bastırılması, AFC koşulları uygulamalarının, olağan uygulamalar haline getirilmesinin zemini haline getirilmiştir. Ordu ve polis içindeki güçleriyle beraber, paramiliter güçlerin harekete geçirilip, sokaklarda, askerlerin boğazlarının kesilmesi, toplu linçlerin geliştirilmesi, önümüzdeki süreçte olağan uygulamalar haline getirilecektir. Yani sahnelenen, cihadist IŞİD yöntemleridir. Tüm muhalif kesimlere bir gözdağıdır. Farklı ulus ve inanç gruplarına bir mesajdır. Başbakanın, Kürt ulusu, Aleviler, devrimciler, sosyalistler başta olmak üzere, kendisine muhalif olan tüm kesimleri sıralayarak “Bundan sonra kimseye geçit vermeyeceğiz” demesi, tüm toplumsal muhalif dinamiklere karşı başlatılacak cadı avını ifade ediyor. Minarelerden ve cenaze namazlarında, “Okumuşların şerrinden koruma” içerikli selalar, aydın, ilerici insanlara karşı boyutlanacak linçleri ifade etmektedir. Sivil faşist ve paramiliter örgütlü güçlerle harekete geçirilen geri kitleler üzerinden dillendirilen idamı geri getirme talepleri, MGK ve Meclis Genel Kurulu’nda alınması planlanan faşist “yasal” düzenlemeler, “darbecileri” yargılama adı altında tüm toplumu cunta koşullarıyla yönetme planlarıdır.

Vahşi tutuklama görüntüleri ve “demokrasi şehitleri” üzerinden adına “demokrasi şöleni” denilen gösterilerle, planlanan bu tehlikeli oyundur. Bu oyun kendini başkomutan olarak ilan eden Hitler halefi rütbesiz general Erdoğan komutasında sahnelenecektir. IŞİD’ci cihadist yöntemlerle sokak infazları, paramiliter güçlerle muhalif sınıf, ulus, azınlık ve inanç gruplarına karşı katliam girişimleri örgütlenen sürecin kontra ayağı olacaktır. Zindanlar, işkenceler, yerleşim alanlarında toplu katliamlar, kitlesel göçler, ulusal ve sosyal kurtuluş davasına karşı boyutlanacak topyekûn savaş konsepti en geniş “yasal” statülerle uygulanacaktır. Yani “yasal” ve kontra güçlerle, darbe engellenmemiştir, AKP-Erdoğan diktatörlüğü özgülünde olağanlaştırılmıştır. Engellenen, gerici klik dalaşında, gerici bir kliğin iktidarı ele geçirme hamlesidir.

“Ne Darbe, Ne Diktatörlük” şiarı, devrimci savaşla faşizmin egemenliğini parçalamalıdır!

Maoist komünistler açısından, “darbe, diktatörlük ve burjuva demokrasisi”  meselelerine yaklaşım açık ve nettir. Maoist komünistler, gerici burjuva yönetim anlayışı ve “değerlerinin” tüm türevlerine karşı dururlar ve burjuva devlet mekanizmasına cepheden tavır alırlar. Tavır almak sadece durumu yorumlamak meselesi değil, devrimci savaş pratiğiyle, zorla değiştirme eylemidir. Bu her şeyden önce Maoist komünistlerin stratejik duruşudur.

Tarihsel koşullarıyla burjuvazi tarafından en barbar yönetim tarzı olarak gündeme gelen, darbe ve diktatörlük koşullarına karşı çıkmak, “demokrasi havariliği” ile burjuva demokrasisi gibi kirli ve gerici silaha sarılmak anlamına gelmemektedir. Bu anlamıyla anti-darbecilik üzerinden, “demokrasi şöleni” çadırında yaratılan buluşma, devrimci ve komünistlerin mevziisi değildir. Çünkü bu “demokrasi savunuculuğu”, AKP-Erdoğan diktatörlüğünün tüm yönleriyle kendisini dizayn etme projesidir.

Bu süreç, ulusal bilincine göre konumlanan Kürtler başta olmak üzere, tüm azınlıklar, Aleviler başta olmak üzere, ötekileştirilen inanç kesimleri, sömürülen ve ezilen halklar başta olmak üzere, devrimci, aydın ve komünistlere karşı sürdürülen topyekûn savaş konseptinin, en barbar yöntemlerle derinleştirilmesi süreci olarak gelişecektir. Bu stratejik planı, stratejik konumlanmayla cevaplamak, devrimci savaşımızın ana halkasıdır.

Bu kuşatmada, ekonomik, demokratik, akademik hak arama talebi başta olmak üzere, tüm muhalif yönelim kanla bastırılacaktır. Cihadist paramiliter güçlerin, bu gibi demokratik hak arama eylemlerine saldırması, katliamlar yapması, bir olasılıktan öte, faşist diktatörlüğün planıdır.

Bütün bunların karşısında, muhalif toplumsal dinamiklerin, devrimci savaşın saflarında, stratejik mevzilerde konumlanması elzemdir. Tarihsel veri olarak, topyekûn savaş konsepti ve gerici darbe koşullarında, bu stratejik konumlanış sağlanamadığı için, devrimci ve komünistler açısından, darbe ve yenilgiler kaçınılmaz olmuştur. Tarihin olumsuz tekerrürünü engellemek, bu tarihsel birikimle, güçlü devrimci bir tecrübemizdir. Ulusal ve sosyal kurtuluş davasının devrimci-komünist güçlerinin yarattığı birlik, bu süreçte daha da güçlü kılınması gerekmektedir. Devrimci savaşın mevzilerinden militan ve silahlı duruşun muhalif kitleleri kapsaması, kaçınılmazdır. Bu gerici kuşatmayı dağıtmak, sivil ve askeri faşist güçleri, kirli emellerinde başarısız kılmak, devrimci halk direnişiyle olanaklıdır. Bu anlamıyla devrimci kitlelerin silahlanması, devrimci savaşın mevzilerindeki devrimci militan duruşla savaşın stratejik bir parçası olması, hâkim faşist gericiliğin tüm planlarını bozacaktır. “Darbe” girişimini bastırma üzerinden taktiksel bir üstünlük elde etse de, bu durum geçicidir. Faşist iktidara karşı ezilen halkların kini bilenmiştir. Yani stratejik olarak zayıflamaktadır. Stratejik güçlülüğümüzle, gerici burjuva dalaşı devrimci savaşla derinleştirmek, gerici burjuva düzeni tüm türevleriyle yıkmak, bugün her zamankinden daha olanaklı ve günceldir.

halkingunlugu.net

adhk tarafından

Ölümü küçülterek yenenleri kimse yenemez!

Temmuz 22, 2016 de ANASAYFA adhk tarafından

12ler96 Ölüm Orucu Direnişi’ne “Zafere mahkûm olanlar ölümü küçülterek yenerler” şiarı ile katılan Maoist Parti hem içerde hem de dışarıda geliştirdiği mücadeleyle etkin rol oynadı. Dışarı da gerek şehirlerde gerekse de gerilla alanların da ördüğü silahlı eylemlerle keza yine toplumsal mücadele düzleminde etkin biçimde yer alarak sürecin öznelerinden biri olmuştur. ‘96 Kardelen süreci gibi ağır koşullar altında süreci omuzlayan Maoist Parti hem içte hem de dışta geliştirilen karalama ve çarpıtma kampanyalarına Parti çizgisini ve direniş geleneğini tereddütsüzce kuşanarak cevap olmuş ve boşa çıkarmıştır. Bu tarihsel direnişte Maoist Parti üç seçkin kadrosunu yitirmiştir. Parti açısından ‘96 Ölüm Orucu Direnişi aynı zamanda bir ilke de imza atıyordu. Ölüm Orucu Direnişi’nde ipi ilk göğüsleyen Aygün Uğur Maoist Parti’nin ilk ölüm orucu şehidi olarak tarihe geçecekti
HABER MERKEZİ (22.07.2016)- Devrim ve komünizm yürüyüşü kan revan içinde yığınca yaratılan değerler ve ödenen bedellerle kendi mecrasında yoluna devam etmektedir. Bu mücadele seyri içinde bazı tarihsel süreçler vardır ki oynadıkları rol ve yarattıkları devrimci etki bakımından tarihe iz bırakarak not düşmektedir. Sınıf mücadelesinin en keskin alanlarından biri olan hapishanelerde de tarihe bu bağlamda not düşülen onlarca, yüzlerce devrimci pratik bulunmaktadır.

Hapishaneler cephesinde yaşanan ve tarihe not düşülen önemli tarihsel süreçlerden biri de kuşkusuz ki ‘96 Ölüm Orucu Direnişi’dir. Bu süreç, dönemin Adalet Bakanı Mehmet Ağar tarafından yürürlüğe koyulan gerici yasalar ve genelgelerle devrimci tutsakların can ve kan bedeli pahasına yaratıkları kazanımları hedefleyen, esas olarak ise toplumsal mücadelenin en diri alanı olan hapishanelerde devrimci tutsakları teslim almaya dönük kapsamlı bir saldırı olarak örülmekteydi.

Bu düzeyde kapsamlı bir saldırı ancak merkezi kapsamlı bir mücadele hattı ve direnişle püskürtülebilinirdi. Bu perspektifle süreci ele alan devrimci ve komünist güçler saldırıları boşa çıkarmanın en etkili araçlarından biri olan açlık grevleri ve ölüm oruçlarını devreye koyarak karşı saldırı başlattılar. Maoist Hareket’in başından itibaren özne olduğu ‘96 Açlık Grevi ve Ölüm Orucu Direnişi DHKP/C, MLKP, TKP/ML, TKEP/L, TDP ve Direniş Hareketi davasından tutsakların kamuoyuna yayınladıkları talepler doğrultusunda fiilen başladı. Gerçek anlamda bir siper yoldaşlığı ruhunun hâkim olduğu hapishanelerde yaratılan destansı direniş kısa sürede hapishane duvarlarını aşarak ülke ve dünyanın bir numaralı gündemi halini alır. Hapishanelerde yaratılan ölüm orucu direnişi dışarıda toplumsal mücadeleye ivme kazandırarak daha ileri bir düzeye taşır. Özellikle emekçi semtler günlerce barikatlarla tutuşturularak tutsakların devrimci direniş geleneği sokaklarda yangına çevrilir. Keza toplumsal mücadelenin bütün ilerici dinamikleri harekete geçerek tutsakların sesini ve soluğunu alanlara taşıdılar. Oluşan bu tarihsel devrimci direnişi ve toplumsal duyarlılığı hazmedemeyen devlet ise yine pervasızca hem içerde hem de dışarıda toplumsal muhalefete saldırarak ezmeye çalıştı. Fakat hem içerde hem de dışarıda örülen tarihsel direniş devletin bütün planlarını ve saldırılarını tozla buz etmekteydi.

‘96 Ölüm Oruçları Direnişi’nde 12 devrimci ve komünist tutsak bedenlerini halkların özgürlük ve kurtuluş mücadelesine armağan ederek ölümsüzler kervanına katıldılar. Direnişte; Altan Berdan Kerimgiller, İlginç Özkeskin, Müjdat Yanat, Yemliha Kaya, Ayçe idil Erkmen(DHKP-C), Hüseyin Demircioğlu(MLKP), Tahsin Yılmaz, Hicabi Küçük, Osman Akgün(TİKB), Aygün Uğur, Hayati Can, Ali Ayata(MKP) ölümsüzleşerek adlarını altın harflerle tarihe yazdırdılar.

Zafere mahkûm olanlar ölümü küçülterek yenerler!

‘96 Ölüm Orucu Direnişi’ne “Zafere mahkûm olanlar ölümü küçülterek yenerler” şiarı ile katılan Maoist Parti hem içerde hem de dışarıda geliştirdiği mücadeleyle etkin rol oynadı. Dışarı da gerek şehirlerde gerekse de gerilla alanların da ördüğü silahlı eylemlerle keza yine toplumsal mücadele düzleminde etkin biçimde yer alarak sürecin öznelerinden biri olmuştur. ‘96 Kardelen süreci gibi ağır koşullar altında süreci omuzlayan Maoist Parti hem içte hem de dışta geliştirilen karalama ve çarpıtma kampanyalarına Parti çizgisini ve direniş geleneğini tereddütsüzce kuşanarak cevap olmuş ve boşa çıkarmıştır. Bu tarihsel direnişte Maoist Parti üç seçkin kadrosunu yitirmiştir. Parti açısından ‘96 Ölüm Orucu Direnişi aynı zamanda bir ilke de imza atıyordu. Ölüm Orucu Direnişi’nde ipi ilk göğüsleyen Aygün Uğur Maoist Parti’nin ilk ölüm orucu şehidi olarak tarihe geçecekti. Direnişte ölüm orucu direnişçileri Hayati Can ve Ali Ayata da bu tarihsel direnişte ölümsüzler kervanına katılmışlardır.

Bu bağlamda tarihi ‘96 Ölüm Orucu Direnişi şehitlerinin devrimci/komünist hatıraları önünde bir kez daha saygıyla eğiliyoruz.

Yine 20 Temmuz 2012’de ölümsüzler kervanına katılan Maoist Parti’nin yiğit militanı ve parti üyesi Ali Çelik yoldaşın devrimci hatırası önünde bir kez daha saygıyla eğilerek anısını devrim ve komünizm mücadelemizde yaşatacağımıza söz veriyoruz.

halkingunlugu.net