adhk tarafından

Londra-YÇKM’nin HAYIR faaliyetleri düzenli olarak devam etmektedir

Mart 28, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Londra (28-03-2017) Londra-YÇKM’nin HAYIR faaliyetleri düzenli olarak devam etmektedir Edmonton Shoping Centre bölgesinde 6-7-8-9 Nisan 2017 oy kullanma tarihinin yaklaşması nedeniyle çalışmalarına hız veren YÇKM, açtığı stand ile hem HAYIR oylarının artırılması hemde oy kullanma adress ve ulaşım konularında kitleler bilgilendirildi. Bilindigi gibi daha önce de Londra’nin üç ayrı bölgesinde benzer çalışmalarda bulunmuştu.

adhk tarafından

“TC”-Barzani işbirliği, Şengal saldırısı ve olası gelişmeler!

Mart 24, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

AKP-Erdoğan, KDP ve Suud Sunni siyaseti, Şengal başta olmak üzere, Kobane, Maxmur, Rojava, Efrin, Halep, Musul hattında, DAİŞ eliyle ulaşamadıkları bu Sunni Selefi hattına, Rojava başta olmak üzere, Suriye sahasında, “TC”nin işgalci güç olarak yer aldığı cihadist güçlerle, Şengal hattında ise KDP eliyle ulaşmak istemektedir Ortaklaşılan bu siyasetin hedef güçleri bellidir. Bölgede Sunni güçler dışında var olan inançlar, PYD ve PKK önderliğindeki Kürt ulusal mücadelesi ve kontrolünde tuttuğu alanlar, ilk elden her iki gücün tasfiye etmek, en azından geriletmek istediği güçlerdir

HABER MERKEZİ (24-03-2017)- KDP lideri Mesut Barzani ile Türk hâkim sınıfları iktidarı AKP-Erdoğan diktatörlüğü arasında son dönemlerde gerçekleşen görüşmeler akabinde, hem Kuzey Kürdistan’da, hem Güney Kürdistan’da, hem de Rojava Kürdistan’ında, bölge halklarını ve Kürt ulusunu yakından ilgilendiren gelişmeler söz konusu oldu. KDP’nin “Roj Peşmergesi” diye adlandırdığı ve eğitilmesinde, donanımında Türk hâkim sınıflarının direk yer aldığı paramiliter güçler, Şengal’i savunan Ezidi halkının meşru gücü YPŞ ve YJŞ’ye (Şengal Savunma Güçleri) saldırdı. Aynı tarihlerde, Türk hakim sınıflarının bölgede bulunan işgalci gücünün, Menbüç’e saldırması, bir tesadüf olmaktan öte, KDP ile “TC” arasında kurulan kirli ittifakın sonucu olduğu tartışmasızdır. Mesut Barzani’nin Ankara ziyaretinde, Türk ve Kürt bayraklarının yanyana asılması, büyük bir “itibarla”  Barzani’nin ağırlanması, var oluş nedenini Kürt Ulusununa uyguladığı milli zulum, inkar ve imha siyaseti üzerine kuran Türk hakim sınıflarının, Kürt ulusuna karşı uzattığı dostluk eli değildir. Bu Barzani özgülünde, Kürt ulusu içinde, hep egemen güçler tarafından kullanıla gelmiş ihanet damarının, güncel gelişmeler ekseninde, daha köklü, bölgesel gelişmelerle birlikte yeniden ele alınışıdır. Hemen görüşmelerin ardından, ”TC” Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun, “KDP müttefikimizdir, PKK’ye karşı ortak operasyonlarımız olacak” açıklaması, bunun ilgili kirli ağızlardan ifadeleneşidir.

Barzani Erdoğan ittifakı

Kürt ulusunun mücadelesinde ve bölgesel gelişmelerde, emperyalist barbarlık başta olmak üzere, bölgesel gerici devletlerle, aşiretsel çıkarlarını esas alarak, her dönem belirli gerici ilişkiler geliştiren Barzani, “TC” ile de, bu gerici-ihanetçi damarıyla, tarih boyunca birçok ilişki geliştirmiştir. Bugünde, Rojava Kürdistan’ında kendi inisiyatifi dışında gelişen kazanımlar dâhil, Kuzey ve Güney Kürdistan’da, Kürt ve diğer azınlıkların geleceğini, dar aşiretçi iktidarı uğruna, uluslararası ve bölgesel gericiliklere, çıkarları ekseninde kurduğu ittifaklarla peş keş çekmektedir. Himayesindeki tüm askeri ve sosyal dinamikleri, ihanet çizgisindeki feodal-burjuva siyasetle, kirli ilişkiler geliştirdiği gerici güçlerin çıkarları ekseninde evcilleştiren Barzani, Kuzey Kürdistan’da “TC” nin siyasal çeperine teslim olmuş, Rojava’ya düşmanlaşmış, Güney Kürdistan’da işgalci güçlerin maşası haline gelmiştir. İhanet çizgisinde “güvenilirliğini”  ispatlar gibi, Şengal’e saldırmanın eş zamanında, DİHA Havler temsilciliği, PÇDK, KNK ofisleri Kürdistan Yurtsever Gençlik Merkezi, Kürdistan Özgürlükçü Kadın Kurumu, Roji Welat Dergisi gibi kurum ve kuruluşları, tıpkı AKP-Erdoğan diktatörlüğü yöntemiyle kapatması ve çalışanlarını gözaltına alması, Barzani’nin, özellikle AKP-Erdoğan iktidarı ile bölgede izleyeceği gerici politikayı ortaya koymuştur.

Kürt ulusunun ulusal “bağımsızlık” ekseninde, burjuva tarzda devletleşmesini dahi siyasetine koymayan KDP, son tarihsel kesitte bunun önemli fırsatları doğmasına karşın, ulusal birlik zemininde, bir burjuva “çözümü” dahi, siyasal duruşundan dolayı gerçekleştirememiştir. 1992 yılında ABD nin Irak işgali ile,Güney Kürdistan’da önemli bir denetim sahası oluşturan KDP, (aynı zamanda YNK da buna dahildir) Hewler’de Kürt Meclisi ve iradesini oluşturmasına karşın, meclisi çalıştırmamış, KDP nin aşiretsel eğilimleri ile, bölge gerici devletleri ve emperyalist güçlerle, sadece kirli ilişkiler geliştirmekle meşgul olmuştur. Bu meclisin aldığı tek ve son kararın, 1992 yılında “TC” ile ittifak kurulup, PKK ye karşı yönelim gerçekleştirmesi, KDP’nin “Hewler’deki “iradeleşmesinin” özetidir. Komünistler açısından, ulusal mücadelenin, Komünist partisinin önderliğinde olmadığı koşullarda, son tahlilde burjuva çözümlere hapsolacağı, çağımızın niteliği açısından kanıtlanmış bir gerçektir. Ama burjuva tarzda bir “çözüm” de olsa, komünistler, ezilen ulusların bu demokratik hakkına hürmet ederler, desteklerler. Fakat KDP, burjuva tarzda dahi, bölgede tarihsel haksızlıkların yarattığı milli zulum altındaki, Kürt Ulusal sorununa, bu çizgide  bir “çözüm” yaratmaktan uzaktır. Bölgede emperyalist saldırganlık başta olmak üzere, bölgesel gericiliklerin yarattığı savaş ortamında doğan tarihsel  avantajları dahi bu eksende ele almadığı aşikardır. 1992’den bu yana, Kerkük, Şengal, Mahmur vb. gibi yerlerin statüsüne bir biçim verecek referandumu gerçekleştirmemesi, bölgesel gerici güçler arasında sıkıştığında “bağımsızlık ilan edeceğiz” çıkışına karşın, bir türlü bu adımı atmaması, bölgesel koşulların yarattığı olanaksızlıklardan öte, Barzani KDP’sinin, siyasal çizgisinin tercihidir.  Ki Irak işgali süreciyle birlikte, özellikle ABD ve AB emperyalistleri, “yeni dünya düzeninin”, “huzur ve refah adası” olarak, KDP ve YNK öncülügünde, Güney Kürdistan da, bir model devlet yaratmak istiyorlardı. Bölgesel gelişmelerin, bu gerici projeyi başarısız kılmasının yanında, KDP çizgisi de, bu projeye, emperyalist ve bölgesel gerici güçler arasında, dar milliyetçi-aşiretçi çıkarları gereği bazı ittifaklar kurmanın peşine düşmesinden dolayı, pek sıcak bakmadı.

Temel siyasetini gerici dengeler üzerinde kurarak, dar milliyetçi-aşiretçi çıkarlarına alan açmaya çalışan Barzani KDP’si gelinen aşamada, bölgesel gelişmelerin dinamizmi altında, siyasal, ekonomik, toplumsal ve askeri olarak tam anlamıyla siyasal çıkışsızlık yaşamaktadır. Özellikle bölgesel olarak, ulusal bilinci ekseninde uyanan Kürt ulusu, somut olarak KDP’nin, bölgeci, aşiretçi siyasal yapısını zorlamakta ve hareket alanını daraltmaktadır. Bu çıkışsızlığı içinde, KDP, Kürt Ulusal bilinci ekseninde siyasal hattını sorgulayacağı yerde, bölgede gerici güçlerle kirli ittifaklar geliştirerek, kendisine alan açmaya çalışmaktadır. İşte “TC” ile KDP’yi, yeniden yan yana getiren (geçmişte de bu gibi kirli ittfaklar geliştirilmişti) bu gerçekliktir. Özünde her iki gücün de, bölge siyasetleri duvara çarpmıştır ve birbirlerine sarılarak zevali kurtarmak istemektedirler.

KDP ve “TC”

Bölge siyasetinde çıkmazı yaşayan bu iki güç, (KDP ve “TC” ),  Şengal ve Menbüç’e saldırarak, hem ortaklıklarının siyasal hattını ortaya koymuşlardır, hem de, bölge düzeyinde bu güne kadar tıkanan siyasetlerine alan açmaya çalışmışlardır. Siyasal erk olarak, dar aşiret iktidarcı ve gerici eğemen güçlerin politikasını esas alan KDP, inançsal çizgi anlamında da, Sünni İslam hattındadır. Bu aynı zamanda, AKP-Erdoğan ve Suudi Selefiligiyle olan ortak yanıdır. DAİŞ Şengal’e saldırdığında, orda ki Ezidi halkını DAİŞ’in pençesine bırakıp hiç çatışmadan çekilmesinin altında, bu Sünni Selefiligin refleksi vardır. Kobane direnişinde, KDP güçlerinin son anda oraya geçmesinin altında, bölgesel ve uluslararası başka gelişmelerin payı vardır. Ve KDP bazı gerici güçlerin ortaklığında, bölgede yaşanan gelişmelerde payına bazı vazifeler çıkarmak için oraya güç göndermiştir. Yoksa, ulusal kaygılarla verdiği bir refleks değildir.

İşte AKP-Erdoğan, KDP ve Suud Sunni siyaseti, Şengal başta olmak üzere, Kobane, Maxmur, Rojava, Efrin, Halep, Musul hattında, DAİŞ eliyle ulaşamadıkları bu Sunni Selefi hattına, Rojava başta olmak üzere, Suriye sahasında, “TC”nin işgalci güç olarak yer aldığı cihadist güçlerle, Şengal hattında ise KDP eliyle ulaşmak istemektedir. Ortaklaşılan bu siyasetin hedef güçleri bellidir. Bölgede Sunni güçler dışında var olan inançlar, PYD ve PKK önderliğindeki Kürt ulusal mücadelesi ve kontrolünde tuttuğu alanlar, ilk elden her iki gücün tasfiye etmek, en azından geriletmek istediği güçlerdir. Lakin bölgesel gelişmeler, her alanda bu iki gücün hareket sahasını daraltmaktadır. Musul’un Irak yönetimi ve Şii güçlerin eline geçmesinin akabinde, Tel Afer,  Şengal, Maxmur hattı, Rojava-Cizir kantonuyla, Irak Suriye sınırında, ”TC” ile KDP’nin hareket alanını ciddi anlamda daraltacak bir hat oluşacaktır. AKP-Erdoğan diktatörlüğü ve KDP aklı, bu hatta gedik açmak için, Şengal’e saldırmakta, Menbüç’ten Rojava’yı kuşatmak istemektedir. Yine AKP-Erdoğan diktatörlüğü ve Barzani aklı, bölgesel  gelişmelerin, bölgede Kürt ulusu başta olmak üzere, mazlum ulusların boğazlanması şeklinde var olan bölgesel gerici statikoların parçalandığı, ve bölgenin emperyalist güçler tarafından yeniden dizayn edildiği bir süreçte, Kürt ulusunu, kendi ulusal çıkarları eksenin bir dirayet göstermesini içten parçalamak istemektedir. Emperyalist bloklar başta olmak üzere, her gerici güç, bölgedeki Kürt Ulusal dinamiğini, kendi stratejik politik çıkarlarına yedeklemek istemektedir. Kuzey Kürdistan ve Rojava’da, ulusal bilinciyle direnen Kürt Ulusal mücadelesini boğmak, bunu bölgesel bir kuşatmaya dönüştürmek, “TC” faşist diktatörlüğünün en büyük bölgesel hayalidir. KDP üzerinden bir ihanet çizgisi oluşturmak, sadece  Güney ve Rojava Kürdistan’ı için değil, Kuzey Kürdistan içinde gerekli olan bir kirli silahtır. “TC”, Barzani üzerinden bu silahı, Kürt Ulusal mücadelesine karşı konumlandırmak istiyor. “Şengal ikinci Kandil  olmayacak, PYD ve PKK ortak düşmanlarımızdır” tarzındaki bu kirli “ittifakın” beyanları, gerici çıkarlar ekseninde buluşmuş bu güçlerin siyasal hattıdır.

Arka planında, Barzani denetimindeki Petrol kaynakları ticareti başta olmak üzere, birçok ekonomik çıkarında olduğu bu ortaklık, askeri anlamda da varılan birçok mutabakatı içermektedir. KDP’nin denetimindeki bazı bölgelerde, “TC”nin askeri kamp kurma projesi, “Roj peşmergelerinde” olduğu gibi, bazı güçlerin eğitilip donatılması, karşılıklı uzlaşılan noktalardır. Ekonomik, askeri ve siyasal olarak tüm bu “uzlaşma”, “TC”nin Kürt düşmanlığı zemininde yapılması, Barzani’nin işbirlikçi-ihanetçi çizgisini yeterince deşifre etmektedir. Bölgesel gelişmelerin, Kürt Ulusu’nun birleşmesi trendinde ilerlediği bir tarihsel kesitte, “TC” başta olmak üzere, gerici güçler bu birliğin oluşmaması için binbir siyasal taktik belirlemektedirler. Kürdün Kürde kırdırılması, içinde ihanet damarının geliştirilmesi, bu konuda kullanılacak en etkili silahtır. Bugün “TC”-Barzani üzerinden, yeniden güncellenen bu durum, hem PKK, PYD önderliğindeki Kürt ulusal mücadelesine karşı, hem de bölgesel gelişmelere karşı iki güç tarafından siyasal stratejilerine göre kullanılmaya çalışılacaktır. Kuşkusuz bu ittifak baki değildir. Bir gerici çıkar üzerinden oluşan güç dengelerine göre oluşan her ittifak, başka gerici çıkarın oluşturduğu güç dengeleri sonucu parçalanır. Yine bu “ittifakın”, dört parçada uyanış gösteren Kürt ulusu karşısında tutunma şansı yoktur. Sadece Kürt ulusu açısından değil, Şengal’de Ezidi halkının direnişinde görüldüğü gibi, bölge halklarının nazarında da, bu “ittifak”, tarihin kirli sayfalarında “hükümsüz” olarak yer alacaktır.

Barzani, tarihten sonuç çıkarma edasıyla, “artık kardeş kanı dökmeyeceğiz” sözüne karşın, Kürt tarihine daha şimdiden ihanet olarak geçecek bu ilişkiye girmektedir. Cerablus’tan sonra, Güney Kürdistan’da askeri üsler projesi ile “TC” nin, işgal hareketine onay vererek, ”kardeş kanı dökmenin” zeminini hazırlamaktadır. Dört parçadaki mücadelenin deneyimleri, ileriye doğru ön açıcı olması gerekirken, bu teslimiyet çizgisi, bu deneyimleri, dar “iktidar” çıkarlarına heba etmektedir. Gerici güçlerin bu emel üzerine kurulu olan “ortaklığı”, belki kısa bir soluk olabilir. Ama Kürt ulusu başta olmak üzere, ezilen halklar, bu bağnazlığa gereken cevabı verecektir. ”Roj peşmergelerinin” ihanet çizgisi, Kürt peşmergesinin kendi ulusunu katleden silahına dönüşmeyecektir. Bu işbirlikçi siyaset, Kürt ulusu başta olmak üzere, bölge ezilen halkları tarafından en ağır biçimde cezalandırılacaktır.

http://www.halkingunlugu.org/

adhk tarafından

Ankara katliamından kurtuldu Diyarbakır’da öldürüldü

Mart 24, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Diyarbakır’da infaz edilen Kemal Kurkut’un Ankara Katliamı’ndan sağ kurtulduğu ortaya çıktı Kuzeni ve sınıf arkadaşı Kurkut’u anlattı: Kemal’in bu ana kadar hiç kimseye kötülük ettiğini görmedik

HABER MERKEZİ (24-03-2017)  Diyarbakır Newrozu’nun kutlandığı Newroz Parkı’na gelmek isterken, arama noktasında polis tarafından vurularak öldürülen İnönü Üniversitesi Müzik Bölümü öğrencisi Kemal Kurkut’un, 109 sivilin yaşamını yitirdiği 10 Ekim 2015’teki Ankara katliamından kurtulduğu ortaya çıktı.

Binlerce kişinin Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi için Ankara Tren Garı önünde toplandığı grubun içinde yer alan Kurkut, katliama tanık oldu. Üniversiteden arkadaşlarıyla birlikte Ankara’ya giden Kurkut, miting alanında yaşadıkları karşısında büyük bir şoka girdi. Kemal Kurkut’un Ankara katliamı sonrası yaşadıklarını aynı adı taşıyan amcasının oğlu Kemal Kurkut anlattı. Katliam öncesi güler yüzlü, sevecen biri olduğunu söyleyen Kurkut, “10 Ekim’de Kemal de Ankara’ya gitti. Patlama esnasında oradaydı. Fiziksel bir yara almadı, ama ruhsal olarak çöktü. İçine kapanık, donuk, kimseyle konuşmaz oldu” dedi.

‘ÜZERİNE KAN SIÇRAMIŞTI’

Kuzeninin Ankara’da yaşadıklarını unutamadığını belirten Kurkut, “Ankara’dan döndükten sonra ‘Ne oldu?’ dediğimde bize sadece ‘İnsanlar parçalandı, kanları sıçradı’ diyordu. Onun da üzerine kan sıçramıştı. Orada yaşadıklarından çok etkilendi” diye konuştu.

‘SALDIRGAN BİR TUTUMU YOKTU’

“Psikolojisi bozuk genç” diye çıkan haberlere tepki gösteren Kemal Kurkut, “Kimsenin psikolojisi durup dururken bozulmuyor. Bu ülkede insanlar çok acı yaşıyor. Kimse ne yaşadın, ne yaşıyorsun diye sormuyor. Psikolojisi bozuk saldırgan deniyor. Ama Kemal’in saldırgan bir tutumu yoktu. Orada polislerce psikolojik baskı yapıldığını düşünüyorum” diye konuştu

‘BİR ÖĞRENCİNİN ÇANTASINDAN BAŞKA NE ÇIKAR’

Çantasında bomba olduğu iddialarına da değinen Kurkut, bu iddiaların asılsız olduğunu ve kimsenin inanmadığını söyleyerek, şunları kaydetti: “Biz aile olarak Kemal’in böyle bir şeyi, ne yapacağına ne de söyleyeceğine inanıyoruz. Zaten fotoğraflar da ortada. Böyle olmadığını gösteriyor. Çantasından da kitap ile kıyafet çıkmış. Bir öğrencinin çantasından başka ne çıkar ki?”

Malatya’nın merkez Battalgazi ilçesinde yaşayan 4 çocuklu Kurkut ailesinin en küçük çocukları olan Kemal, küçük yaşta babasını kaybetmiş. Cenazeyi, Malatya Adli Tıp Kurumu’na getirdiklerinde görevlilerin tutumuna ve AK Partili Battalgazi Belediyesi’nin yaptıklarına değinen Kemal Kurkut, “Kemal, babasının yanında kendine mezar yeri yaptırmıştı. Kemal’in bu zamansız vefatı sonrası babasının yanına defnetmek istedik; fakat kimi gerekçelerle izin vermediler. Mezarlığa 20 polis aracı gelmişti. Biz de Kemal’i başka bir mezarlığa defnetmek zorunda kaldık” dedi.

‘BİR TABUTU BİLE BİZE ÇOK GÖRDÜLER’

Cenazeyi mezarlığa götürmek için cenaze aracı vermeyen AK Partili belediyenin, cenazenin yıkanması esnasında da suları kestiğini söyleyen Kurkut, “Biz cenaze aracı bulamadık. Özel cenaze aracı getirdik. O araç şoförü bile cenazenin yıkandığı esnada ‘İşim çıktı’ deyip tabutu da alıp götürdü. Köyden tabut getirerek kendi arabamızla cenazemizi mezarlığa götürdük. Bir tabutu bile bize çok gördüler” diye konuştu.Defin işlemlerinden sonra ailenin kendi imkanlarıyla önce evlerinde daha sonra da Adıyaman’ın köylerinden gelen çadırı kurarak taziyeleri kabul ettiklerini söyleyen Kurkut, “Bu yargısız bir infazdır. Aile olarak suçlunun bulunmasını istiyoruz” dedi.

‘DOSTUM, GİTARINI VERİR MİSİN DEDİ’

Korkut, İnönü Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Müzik Bölümü 2. sınıf öğrencisiydi. Aynı sınıfta eğitim gören arkadaşı Kurkut’u toprağa verdiklerinden beri kendilerine gelmediklerini söylüyor. Diyarbakır Newroz’una gitmeden iki gün önce Kurkutla evde görüştüklerini söyleyen sınıf arkadaşı, Kurkut’un kendisine, “Dostum gitarını verir misin biraz çalmak istiyorum’ dediğini söyledikten sonra şunları anlattı: “Kemal çok güler yüzlü, enerjik ve heyecanlı bir arkadaşımızdı. Kemal’i iki yıldır tanıyorum, birlikte birçok sosyal aktiviteye katılırdık. B u ana kadar hiç kimseye kötülük ettiğini görmedim. O, keman çalardı ben gitar çalardım, diğer arkadaşımız da bağlama çalardı. Bunların dışında Kemal’in okul içinde veya dışında bir eylemi bir sıkıntısı olmadı. Kemal, siyasi görüşünü her ortamda bağıra bağıra söyleyen biri de değildi. Evet solcuydu. Herkesin siyasetten anladığı kadarıyla siyaset yapardı.”

‘EV ARKADAŞIM OLACAKTI AMA…’

“Önümüzdeki sene birlikte aynı eve çıkacaktık” diyen Kemal’in sınıf arkadaşı, “Ama kısmet olmadı” dedi. Valiliğin açıklamasını da değerlendiren arkadaşı, “Kampüste birlikte oturup yemek yerdik. Öyle bahsettikleri gibi uyuşturucu kullanıyordu iddialarının asılsız olduğunu düşünüyorum. Çünkü Kemal’in bu ana kadar uyuşturucu kullandığına dair tek bir şey görmedim. Daha önce psikolojik ilaçlar kullandığını söylemişti. Ama bu ilaçlardan dolayı ya da herhangi bir durumdan bir sıkıntı yaşadığını görmedim. Bu ana kadar hal ve hareketlerinde küçücük bir sıkıntı ne yaşadı ne de bizlere yaşattı. Valiliğin, üzerinde canlı bomba var dediği kişinin Kemal olduğunu öğrenince buna hiçbir şekilde inanmadık. Valiliğin yaptığı hiçbir açıklama Kemal ile bağdaşmıyor” diye konuştu.

‘TIPKI HRANT DİNK, TAHİR ELÇİ GİBİ…’

İnsan Hakları Derneği (İHD) Malatya Şubesi Korkut ailesi ile görüşmeler yaptı. İHD Malatya Şube Eşbaşkanı Gönül Öztürkoğlu, bu görüşmelere ilişkin şu bilgileri verdi: “Öldürülen gencin tek hedefi müzisyen olmaktı. Elinde su şişesi, yarı çıplak vaziyette kontrol noktasında polislerle tartışan Korkut, daha sonra noktayı geçerek koşmaya başladı. Kimi polisler havaya kimi polisler üzerine ateş açarak Korkut’u durdurmak istedi. Bir polis amirinin “Ateş etmeyin” uyarısına rağmen açılan ateş sonucu Korkut sırtından vuruldu. Yarasını tutarak yaklaşık 10-15 metre daha kaçan Korkut, TOMA aracının arkasında yolun kenarında yere yığıldı. Yaklaşık 10 dakika sonra gelen ambulansla hastaneye kaldırılan Korkut yaşamını yitirdi. Bu yaşanan durumun açık bir infaz olduğu görülüyor. Tıpkı Tahir ELÇİ ve Hrant Dink gibi yaşam hakkını elinden aldılar.” Öztürkoğlu, hukuksal sürecin takipçi olacaklarını söyledi.

artigercek

adhk tarafından

Akdeniz’de 3 ayda 525 sığınmacı öldü

Mart 24, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

IOM Sözcüsü Millman: “Deniz yoluyla Avrupa’ya geçen sığınmacı sayısı 19 Mart itibarıyla 20 bin 484’e ulaştı 525 sığınmacı da yaşamını yitirdi”

Cenevre (24-03-2017) Uluslararası Göç Örgütünden (IOM), bu yılın 3 ayında Akdeniz’den Avrupa’ya ulaşan sığınmacı sayısının 20 bini geçtiği, 525 sığınmacının da yaşamını yitirdiği bildirildi.

BM Cenevre Ofisi’nde düzenlenen basın toplantısında konuşan IOM Sözcüsü Joel Millman, Akdeniz’den Avrupa’ya mülteci geçişleri ile ilgili bilgiler aktardı.

“Deniz yoluyla Avrupa’ya geçen sığınmacı sayısı 19 Mart itibarıyla 20 bin 484’e ulaştı” diyen Millman, bunların yüzde 80’inin İtalya, diğerlerinin ise İspanya ve Yunanistan’a ayak bastığını belirtti. Bu süreçte 525 sığınmacının ise hayatını kaybettiğini açıklayan Millman, geçen yıl aynı dönemde hayatını kaybeden sığınmacı sayısının 553 olduğunu hatırlattı.

Millman, 2016’nın ilk 79 gününde Avrupa’ya geçen sığınmacı sayısının 160 bin 331 olduğuna işaret ederek, “Şu ana kadar Ege denizinde iki sığınmacı öldü. Türkiye’den Yunanistan’a da 3 bin 236 sığınmacı ulaştı.” diye konuştu.

Sözcü Millman, yaptığı açıklamada, “Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) ile göç mutabakatı yürürlüğe girdikten hemen sonra etkisini göstermeye başladı. Bu inkar edilemez çünkü mutabakat imzalandıktan sonra dramatik bir düşüş yaşandı.” ifadesini kullanmıştı.

Öte yandan, İtalya İçişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada 1 Ocak-20 Mart tarihlerinde ülkeye ulaşan sığınmacı sayısının 18 bin 232’ye ulaştığını duyurmuştu. Açıklamada önceki iki yıla göre düzensiz göçün “Rekor seviyelere” ulaştığı, 2016’nın aynı döneminde ülkeye yasa dışı yollardan giren sığınmacı sayısının 13 bin 825 olduğu, 2015’in aynı döneminde ise bu sayının 10 bin 75 olarak kaydedildiği ifade edilmişti.

kaynak: aa

adhk tarafından

Peru: PKP Keskin Nişancı Saldırısıyla Üç Polisi Öldürdü

Mart 23, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Peru (23-03-2017) Peru Komünist Partisi (Aydınlık Yol)’a bağlı gerilla birlikleri Ayacucho bölgesinde operasyona çıkan özel polis birliklerine sabah saatlerinde keskin nişancılarla saldırı düzenledi

İlk ateşte iki polis öldürüldü, ikisi yaralandı. Hastaneye kaldırılan polislerden biri de hastanede hayatını kaybetti. PKP’nin faaliyetlerindeki artış bölgede dahada belirgin hale geliyor.

Haber: isyandan.org

adhk tarafından

Avrupa’da Komünist Önder İbrahim Kaypakkaya yoldaşı Anma Geceleri düzenleniyor

Mart 23, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Avrupa’da her yıl geleneksel olarak düzenlenen Komünist Önder İbrahim Kaypakkaya yoldaş şahsında parti ve devrim şehitlerini anma geceleri bu yıl 6 Mayıs 2017 Frankfurt, 14 Mayıs 2017 İsviçre’de yapılacaktır Anma gecelerine ilişkin Gece Tertip Komitesinin açıklamasını yayınlıyoruz

  1. ÖLÜMSÜZLÜK YILINDA, İNSANLIĞIN NİHAİ KURTULUŞU OLAN KOMÜNİZM DAVASINDA, TÜRKİYE-KUZEY KÜRDİSTAN DEVRİMİNİN MANİFESTOSUDUR KAYPAKKAYA!

Komünist Önderimiz Kaypakkaya Şahsında, Bağımsızlık, Halk Demokrasisi, Sosyalizm ve Yüce Komünizm Davasında Yitirdiklerimizi, Mücadelemizin Acil Görevlerine Daha Sıkı Sarılma Bilinciyle, Analım, Mücadelemizde Yaşatalım!

İşçiler, Emekçiler, Mazlum Uluslar, Ezilen inanç gurupları, Devrimci Aydın ve Sanatçılar, Devrimciler, Yoldaşlar,

Bundan 44 yıl önce, faşist diktatörlük tarafından, Amed zındanlarında katledilen Komünist önderimiz KAYPAKKAYA şahsında, parti ve devrim şehitlerini anmak için düzenleyecegimiz anma etkinliğimizi, yaşanan sürece denk, devrimci politik bir duruşla sahiplenmeye ve anma etkinliğimize, her türden gericilige karşı, devrimci savaşımızın birer mevzisi haline getirme bilinciyle katılmaya çağırıyoruz.

Partimiz Maoist Komünist Partisi’nin, ideolojik, örgütsel önceli, partimiz TKP(ML)’nin kurucusu Komünist önderimiz Kaypakkayanın 44. ölümsüzlük yıldönümüne giriyoruz. Zindanda taktik üstünlüğüne rağmen, Kaypakkayanın bayraklaşan görkemli direnişi, faşizmi stratejik yenilgiye uğratmıştır. Önderimiz KAYPAKKAYA’nın bu stratejik duruşu, sadece işkencehanelerdeki başeğmez duruşla ifadelendirilmesi eksik olur, bu aynı zamanda ezilen halkların özgürlük mücadelesini ileri taşıma ve komünist dünya görüşümüze göre, toplumsal sosyal gerçekliği yorumlama ve devrimci müdahale ile değiştirme çizgisidir.

KAYPAKKAYA, Tarihsel ve Diyalektik materyalist yöntemle, Türkiye-Kuzey Kürdistan coğrafyasında açtığı nitel çığır, bu devrimci politik çizginin ana niteliğidir. İşkencehanelerdeki baş eğmez tutum, en zor koşullarda devrim ve komünizmın yılmaz savunuculuğu, en geri koşullarda devrimci savaşı örgütleme ısrarı, ideolojik politik olarak bu ana nitelikten beslenmektedir. Ve bu ana nitelik KAYPAKKAYA’nın komünist kişiliginde billurlaşmış, devrimimizin manifestosu olan teorik, politik, örgütsel tezlere ulaşmadaki yöntemi ve ideolojik duruşu olarak anlaşılmalıdır.

Devrimci Tarzda Gerçeğe Ulaşmanın Tek Anahtarı, Tarihsel ve Diyalektik Materyalizmdir!

Bir toplumsal süreci devrimci tarzda değiştirmenin ön şartı, öncelikli olarak o toplumsal gerçekliği, sosyal, iktisadi, siyasal doğru analiz etmekten geçer. KAYPAKKAYA, gerek ulaştığı sentezler konusunda ve gereksede bu sentezlere ulaşmada kullandığı MLM yöntem, Türkiye-Kuzey Kürdistan devrimi açısından niteliksel bir çığırdır. Bu çığırın ana ışığı Tarihsel ve diyalektik materyalist yöntem ve analizdir. Kaypakkaya komünist kişiliğinin duruşu olan bu metodla, olaylara tarihsel sebepleriyle yaklaşarak, gerçeğe, resmi ideoloji, batı aydınlanmacılığı ve uygarlaşma çizgisinden cepheden koparak ulaşıyordu. Bundan dolayı, ilericilik-gericilik tanımlanmasında burjuva cumhuriyetçi, kapitalist ilerlemeci ve kalkınmacı paradiğmalara cepheden meydan okuyordu. Kaypakkaya, MLM yöntemle cepheden açtığı bayrakla, modernizmle, reformizmle, parlementerizmle, revizyonizmle arasına kalın çizgiler koyarken, üzerine sağlam bastığı güçlü politik zemin, Başkan Mao’nun önderliğinde, devrimin sürdürülmesi için gerçekleştirilen Büyük Prolater Kültür Devriminin tecrübeye dönüşen teorik, ideolojik, siyasal, pratik zemindir. Aydınlanmacı batı felsefesi ve pozitif bilimciligin sirayet ettiği tüm anlayışların, Türkiye-Kuzey Kürdistan toplumsal gerçekliğini kavramadaki yetersizliğini, Kaypakkaya açtığı bu nitel çığırla aşmıştır. Kemalizm tahlili, Kürt ulusal meselesi, devrimimizin niteliği ve stratejik-taktik araçları konusunda partimiz özgülünde temsil edilen güçlü nitelik, Kaypakkaya’nın tarihsel gelişmeler tarafından teyid edilen stratejik zaferidir. Türkiye – Kuzey Kürdistan coğrafyasında, her türlü gericiliği yıkma, ideolojik olarak her türlü anti marksist anlayışlarla mücadele etme, kitlelerin devrimdeki tayin edici rolünü en ileri düzeyde örgütlü hale getirme bilincini, bu siyasal, ideolojik, örgütsel duruşu üzerinden tanımlayan Kaypakkaya yoldaş, devrimimizin stratejik sılahları konusunda da nitel bir aşamadır. Yani KAYPAKKAYA NİTEL YENİ BİR ÇIĞIRDIR. Coğrafyamızda hüküm süren elli yıllık parlemantarist, reformist, revizyonist anlayışlar, bu nitel çığırla parçalanmıştır. Ve önderimiz Kaypakkaya’nın bu nitel çığırı, ezilenlerin mücadelesinde siyasal iktidar çizgisidir.

Kaypakkaya Yoldaşın Yolunda Ezilenlerin Kurtuluşu İçin Siyasal İktidarı Zaptedeceğiz!

Genel anlamda emperyalist hegomonyanın ve özel olarak bu emperyalist hegomonya savaşlarından beslenen Türk hakim sınıflarının bugünkü iktidarı AKP-Erdoğan diktatörlüğünün, tüm toplumsal aydın dinamiklere, gerici sınıf çıkarları geregi, barbar saldırılar gerçekleştirdikleri bir tarihsel sürecin içindeyiz. Hayatın her alanında, ezilen halklar, mazlum uluslar ve ötekileştirilen inanç gurupları üzerinde, zulum ve barbarlıkla eğemenlik kuran, gerici sistemleri yıkmak için, sürdürdüğümüz devrimci savaşımızı muzaffer kılmak, tarihsel gelişmelerle birlikte, büyük sorumluluklar omuzlarımıza yüklemektedir. Devrim ve sosyalizm mücadelesinde yitirdiklerimizin cesaret ve fedakarlığını kuşanmak, On’ların bize bıraktığı bayrağı dahada yükseklerde dalgalandırmak, tarihin ve günün acil görevi olarak omuzlarımızdadır.

Bu sorumluluğun öz gücü, Önderimiz Kaypakkaya ile başlayıp bu günlere bizleri taşıyan şehitlerimizin, cesareti, kararlılığı, fedakarlığı ve devrimci davamıza bağlılığıdır. Parti ve devrim şehitlerini, önderimiz KAYPAKKAYA şahsında andığımız bu süreçte,

Bilinmelidir ki, Kaypakkaya yoldaşı yitirdiğimiz gün, ölü bir geçmiş değil, çoğalarak büyüdüğümüz bir gündür. Devrimin gerçekleştirilmesi ile insan faaliyeti ve kendi kendisini değiştirmenin devrimci bir pratiği olarak, Vartinikten Amed zindanlarına taşınan komünizm bayrağı, bugün Türkiye-Kuzey Kürdistan ezilen halklarının umududur, geleceği kazanma bilincidir.

Modern, Postmodern cilalı beyhude çabaların çürüyen bir ruhsuzluk olarak, toplumu davet ettiği “zamanın ruhsuzluğuna”, devrimci isyan, irade ve kahramanlıkla müdahaledir KAYPAKKAYA…

Hayallerle kalmayıp, ütopyasını gerçekleştirmek için, tüm bireysel çıkarlarından vazgeçerek harekete geçenler ancakki devrimi gerçekleştirebilir. Köklü değişimler yaratabilmek için, tek başınada kalsan, dünyayı karşına alabilmek, ama aynı zamanda zulmun saltanatına karşı tüm ezilenleri örgütleyebilmektir devrim. Yani devrim, KAYPAKKAYA’dır, Süleyman Cihan’dır, Kazım Çelik’tir, Cüneyt Kahraman’dır, Cafer Cangöz’dür, Meral Yakar’dır, Ozan, Berna, Barbara ve adını daha sayamayacağımız, devrimin toprağa düşmüş neferleridir.

Her adımı, her yönelimi, şehitlerimizin kanıyla yazılmış bir tarihin sahibiyiz. On’ların kanlarıyla yarattığı bu tarihin gücüyle geleceği komünizmle kazanmak, On’ların siyasal, ideolojik, örgütsel olarak yarattığı tüm devrimci değerleri, günün siyasal koşullarına uyarlayarak devrimci savaşı yükseltmekten geçmektedir. Devrim davasında yitirdiklerimiz, yas tutma nedenlerimiz değil, savaşıp geleceği özgürleştirme bilincimizdir.

Kanı kanla temizlemek,biz komünistlerin tercihi değildir.Bu anlamıyla tarihsel hafızamızda bize yol gösteren şehitlerimizin intikamı, ezilen halklara ve mazlum uluslara armağan edeceğimiz devrimdir. Köklü bir yıkma ve yeniden yaratma eylemi olan bu tarihsel eylemimizde, devrimci zor, gerici burjuva gericiliği altetmek için zorunlu silahımızdır. Bu silahımızı kitlelerin yaratıcı gücü ve devrimci savaşımızın yılmaz neferlerinin cüretiyle kullanırken, devrimizin önünde engel olan, yoldaşlarımızın kanına girmiş tüm gerici güçleri ortadan kaldırmak, şehitlerimizin intikamı olduğu kadar, devrime yürüyüş güzergahımızdır.

Komunist önderimiz İbrahim KAYPAKKAYA şahsında, Mayıs Ayı Parti ve Devrim şehitlerini anma gününü, devrim yürüyüşümüz olan, KAYPAKKAYA MLM çizgisinde buluşmanın bir günü olarak ele alıyoruz ve tüm halkımızı, bu günün anlam ve önemi üzerine birlikte olmaya çağırıyoruz.

Parti ve Devrim Şehitleri Ölümsüzdür!

Komünist Önderimiz İbrahim Kaypakkaya Ölümsüzdür!

Kahrolsun Emperyalizm, Komprador İşbirlikçi Tekelci Kapitalizm, Feodalizm ve Her Türden Gericilik!

Kahrolsun Faşist Diktatörlük!

Kahrolsun Milli Zulüm!

Yaşasın Marksizm-Leninizm-Maoizm!

Yaşasın Sosyalist Halk Savaşı!

Yaşasın, Devrim Sosyalizm ve Yüce Komünizm Mücadelemiz!

Tertip Komitesi

Mart 2017

 

adhk tarafından

Lozan’da HAYIR Platformundan Basın Toplantısı

Mart 23, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Lozan (23-03-2017) 16 Nisan Diktatörlük Referandumunda Neden Hayır diyoruz ve Ak Parti – Erdoğan diktatörlüğünün Türkiye, Kürdistan, Ortadoğu ekseninde yarattığı kaos ortamını gerek İsviçre gerekse Avrupa’nın bir çok ülkesine yaymak istemesi gerçekleştirilen basın toplantısıyla İsviçre kamuoyuyla paylaşıldı

Lozan HAYIR Platformu tarafından bugün La Fraternite toplantı salonunda basın toplantısı gerçekleştirildi. Basın toplantısına İsviçre’den 3 gazete katıldı. Ayrıca İsviçre PS milletvekili Jean Tshopp, POP Partisi Genel Başkanı Gabriel Pincon’da davete katılım gösterdiler. Basın açıklaması PS Kanton milletvekili adayı İhsan Kurt tarafından okundu.

Basın toplantısında özellikle 16 Nisan Referandumunun önemi ve Neden Hayır dememiz gerektiği, HDP’nin geçen seçimlerde İsviçre’den 1. Parti olarak çıktığı ve Erdoğan – Ak Parti diktatörlüğünün bunu hazmedemediği vurgulandı. Bir seçim yatırımı olarak Ak Parti hükümetinin Avrupa’nın bir çok ülkesinde provakatif ve suni gündemler yaratarak evet oyunu çıkartmayı hedeflediği vurgulandı.

Lozan Hayır Platformu tarafından gazetecilerin soruları cevaplamasının ardından basın toplantısı sonlandırıldı.

adhk tarafından

‘Hayır’da buluşalım

Mart 23, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Avrupa’nın 28 ülkesinde örgütlü, bin 500’ü aşkın kurumu bünyesinde barından 40 çatı örgütünün yer aldığı Avrupa’da Hayır Platformu, 27 Mart’tan itibaren sandık başına gidecek seçmenleri “Hayır” oyu vermeye çağırdı

Köln (23-03-2017) Avrupa Hayır Platformu bileşenleri dün Almanya’nın Köln kentinde ortak basın açıklaması yaptı. Kürt, Türk, Laz, Çerkez, Asuri, Ermeni, Alevi, Êzîdî, Hıristiyan, Müslüman tüm farklılıkları çatısı altında buluşturan Hayır Platformu, “Tüm farklılıklarımızla Hayır’da buluşalım” çağrısında bulundu.

Avrupa’da anayasa referandumu için seçmenler 27 Mart’tan itibaren sandık başına gidecek. Avrupa’nın 28 ülkesinde örgütlü, bünyesinde yüzlerce parti, örgüt ve kurumu barındıran Avrupa Hayır Platformu’nun dün yaptığı ortak basın açıklamasında 40 çatı örgütünün temsilcisi hazır bulundu. Tek tek söz alan temsilciler neden referandumda “Hayır” diyeceklerini gerekçeleriyle açıkladı.

Tüm farklılıklarımızla bir aradayız

Köln Alevi Kültür Merkezi’nde gerçekleşen basın toplantısında ilk sözü alan Avrupa Demokratik Kürdistanlılar Kongresi (KCDK-E) Eşbaşkanı Yüksel Koç, “Avrupa Hayır Platformu adına bir araya geldik. Ülkemizde eşit ve özgürce yaşabilmek istiyoruz” dedi. Koç, “Platform olarak 28 Avrupa ülkesinde örgütlüyüz. Avrupa genelinde 60’a yakın konsoloslukta oy kullanılacak. Bizim 2 bine yakın müşahitimiz var. Seçim komisyonlarında da 3 bin görev alıyor yani hayır kampanyası için 5 bin gönüllü çalışanımız var. Bizler tüm farklılıklarımızla bir aradayız. Özgür ve eşit bir ülkeyi yaratmak için ‘Hayır’ diyeceğiz” diye konuştu.

Aleviler ‘Hayır’ diyecek

Toplantıya katılan temsilcilerin özetle konuşmaları şöyle:

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu-AABK/Fuat Ateş:  “Sivil toplum olarak belkide tarihin gördüğü en büyük hayır örgütüyüz. 16 Nisan’da yapılacak anayasa referandumuyla ülkemizde fiiliyatta uygulanan diktatörlük rejimi resmiyete dönüştürülecek. Bu kötü gidişata son vermek için demokrasi yanlısı herkesi Hayır demeye çağırıyoruz. Türkiye gerici ve diktatörsel bir rejime doğru evrilirken insanlar ve tüm demokratik çevreler sesini yükseltmelidir. Biz de güçlü bir şekilde Hayır diyoruz.”

Hayırlarımız birleşmeli

Demokratik Alevi Federasyonu-FEDA/Ayten Şimşir: “Herkesin Hayır’ı farklı da olsada Hayırlar birleşmeşmediği sürece çok daha kötü günler bizi bekliyor. Bizler kutsal mekanlarımızı, ziyaretgahlarımızı, can bildiğimiz dağımızın, taşımızın, ormanımızın yok edilmemesi için tüm inançların eşit bir şekilde yaşayabilmesi için hayır diyoruz.”

Avrupa’da Halkevcileri: “Baskıcı bir rejim değil demokratik bir sistem istediğimiz için Hayır diyoruz. Birliği ön plana çıkarıyoruz. Laik bir ülkede yaşamak istiyoruz. Özgürlüklerimizin dahada genişlemesi için hayır diyoruz.”

Tekçi anlayışa karşı

Kürdistan İslam Topluluğu-CİK/Hafız Turhalı: “İslam tek kişilik yönetimi Firavunlaşma ve Nemrutlaşma diye kavramsallaştırmıştır. Tek kişilik yönetim son iki yılda ülkemizde binlerce insan öldürüldü. Müslümanlar ilkeler üzerinden hareket ederek seçimlerini yapmalılar. Hayırlarını geliştirmeleri gerekiyor. ”

Partiye İslam Kürdistan-PİK/Hikmed Serbilind: “Kürdistan ve Kürt halkının özgürlüğü yine Ortadoğu’daki halkların özgürlüğü, ortak bir bölgede özgürce yaşamak için Hayır diyoruz. Tekçi anlayışa, tek vatan, tek millet, tek mezhep anlayışına, tek din anlayışına  karşı Hayır diyoruz. Hayır’da hayır vardır. Diktatörlüğe zulme karşı direnmeyen bir insan hayırlara vesile olmaz.”

Demokratik ve özgür yaşam

Êzîdî Dernekleri Federasyonu (NAV-YEK): “Bu yılki Newroz aynı zamanda bir birlik Newrozu’dur. Newroz’un ortaya koyduğu ruh çerçevesinde  biz de Hayır diyoruz. Hayırla hayır gelecektir.”

Çerkez Toplumu/Ozan Genç: “Diktatörlüğün meşrulaştırılması için yapılan halk oylamasında bize tekçiliği dayatan halk oylamasında Çerkezlerin Evet demek için tek bir nedeni yok. Biz de Hayır diyoruz. Kendi kültürümüzle kendi değerlerimizle Mezopotamya’da, Anadolu’da diğer halklarla birlikte iç içe demokratik bir ortam istiyoruz.”

7 Haziran gibi başaracağız

Halkların Demokratik Partisi HDP-Avrupa/Kemal Aktaş: “Eşitsiz ve hukuksuz bir temelde yürütülen referandum çalışmasına Kürdistanlıların Newroz’da gösterdiği gibi savaş politikalarına, tekçi politikalarına güçlü bir karşılık verileceğine inanıyorum. 7 Haziran’da başardığımız tabloyu yine güçlü bir biçimde ortaya koyacağımıza inanıyorum. Güçlü bir biçimde Hayır’ı haykıracağımıza inanıyorum.”

Faşist bloğu dağıtacağız

HDK-Avrupa/Demir Çelik:”Referandumla yaptıkları zulümleri, baskıları resmiyete taşımak istiyorlar. Hitlerin ve Mussolini’nin faşist zihniyeti MHP şahsında Türkiye toplumuna dayatılmak istenmektedir. Gasp edilen özgürlüklerimize, karartılmak istenen geleceğimize karşı ‘Hayır’ demek insanıdır, ahlakidir, vicdanıdır.”

Erdoğan faşizmine Hayır

Ezilenlerin Sosyalist Partisi-ESP/Ziya Ulusoy: “Her şeyden önce Erdoğan’ın faşist diktatörlüğü hem kan, barutla, kurşunla kurmak istemesi hem de bunu anayasa ile kalıcı hale getirmesine karşı en önde biz mücadele etmek istiyoruz. Ezilen inançların, ulusal toplulukların kendi haklarını elde edebilmesi için Erdoğan faşizmine ‘Hayır’ diyoruz. Erdoğan faşizmine ‘Hayır’ diyoruz.”

Avrupa Ezilen Göçmenler Konfederasyonu AvEG-KON/Şafak Arabacı: “7 Haziran 2015’den bu yana kan, gözyaşı ve zulümle beslenen bir iktidar ile başbaşayız. Biz kardeşlik, barış, umut, insanca bir yaşam dedikçe onlar savaşı, talanı ve şiddeti dayattılar. 7 Haziran’ı aşarak bugün geniş bir yelpazede ‘Hayır’ ile birleşiyoruz. Avrupa’da YSK’nin verdiği bilgiye göre 2 milyon 811 bin göçmen sandığa gidiyor. Çağrımız  halklarımızın kaderini tek adamın dudağı arasına teslim etmeyelim.”

Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu-ADHK/Ogün Kirve: “Askeri faşist rejimin sivil ayağını oluşturan sözde yasalarla halkın onayını alarak dikta bir rejimi halkımıza dayatan iktidara ’Hayır’ diyoruz. Hayır’ın bizim için tarihsel bir mirası var. Bu miras, Pir Sultanlar, Şeyh Bedrettinler, Demirci Kawa’nın zalim Dehak’a karşı yaktığı ateşle başlıyor. Biz bu mirasa sahip çıkıyoruz.”

Taybet Ana’yı unutmayın

Avrupa Sosyalist Kadınlar Birliği Koordinasyonu/Sakine Demir: “Kadınlar olarak darbecilere, tek adam diktatörlüğüne, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yetkilerini artıran, kalıcılaştıran anayasa değişikliğine ‘Hayır’ diyoruz. Tüm kadınların 16 Nisan’daki referandumda sandığa gitmeye, ‘Hayır’ oyu kullanmaya, ‘Hayır’ oyunu kullanırken de Taybet Ana’nın 7 gün boyunca sokak ortasında kalan cansız bedenini gözönüne getirmelerini istiyoruz.”

Kendi sahamızda top çevirmeyelim

Sosyalist Yeniden Kurtuluş Partisi/Tuncay Yılmaz: “Kendi sahamızda top çevirmekten vazgeçelim. Gol, bizim sahamızda olmaz. karşı takımın sahasında olur. Hayırcılara, ‘Hayır’ı anlatmayalım. Bundan sonra kalan günlerde evetçiye, kararsıza ve boykotçuya ‘Hayır’ı anlatalım. Bütün toplumumuz, halkımız, insanlarımız yanında, yöresinde, çevresinde kim varsa kafası karışık onun kapısını çalsın.”

Sur ve Cizre için ‘Hayır’

Almanya Demokratik Kürt Toplum Merkezi NAV-DEM Eşbaşkanı Fatoş Göksungur: “18 Mart Frankfurt Newrozu ile Kürdistan’ın dört parçasında milyonlarca halkımızın katıldığı Newrozlarda AKP/MHP faşizmine karşı referandumdaki tavrımızı çok net ortaya koyduk. Herşeye rağmen bu referandumda mücadelemizi daha da güçlendirerek, Sur için, Cizre için ‘Hayır’ diyeceğiz. Tekçi zihniyete karşı ‘Hayır’ diyeceğiz.”

Apoletleri kenara bırakma zamanı

Barış İçin Akademisyenler/Tufan Bozkurt: “Bodrum katliamlarının yaşandığı Cizre’den sonra Akademik apoletleri artık bir kenara bırakmak, irade koymak gerekiyordu. Kürtlerin katedildiği bir yerde Ermenilerin, Alevilerin yok sayıldığı bir yerde akademik unvanlara sığınamazdık. Bu nedenlede Hayır diyoruz.”

Mezopotamya Halk Kongresi: “Asuri Süryani halkı olarak bizim de Hayır demek için birden fazla sebebimiz var. Örneğin İstanbul’da bir kilise açılacaktı demokrasiden dem vuran AKP rejimi iki yıldır o kilisenin inşa edilmesine izin vermiyor. Suriye’de Hıristiyan halklarımıza karşı DAİŞ ve AKP ortak askeri gücü birden fazla kiliseyi tahrip etmiştir. AKP çok açık bir şekilde Hıristiyan, Alevi, Êzîdî düşmanlığı yapıyor.”

ERDAL ALIÇPINAR/KÖLN

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

adhk tarafından

ADHK; O, Hepimizin Anası’ydı, Şimdi Aydın’ına Kavuştu

Mart 22, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Fatma Hanbayat Anamız Oğluna öğrenci, bize öğretmen, onurlu bir yaşamın sönmeyen ışığını bırakarak gitti aramızdan! O şimdi Aydın’ının yanında huzurlu ve mutlu! Ana oğul ayrı ayrı direnmekte olduğu kadar, sonsuzca sarılmakta! Ne çok yakıştı onlara

ADHK (22-03-2017) Türkiye Kuzey Kürdistan Devrimi’nin değerli önder devrimci yoldaşlarından, MKP’nin Genel Sekreter yardımcısı olarak, 16-17 Haziran 2005 tarihinde, 16 yoldaşıyla Dersim-Mercanlar’da ölümsüzleşen, tanıma şansına ve mücadele yoldaslığıyla onore olduğumuz Aydın Hanbayat’ın can yoldaşı, Daye’si, Gıli’si hepimizin anası Fatma Hanbayatı (Ana Fatos) kaybetmiş olmanın, hüzün dolu acı kaybını öğrenmiş bulunuyoruz..

Yakınlarının, dostlarının, ogul ve kız yoldaşlarının, hepimizin başı sağolsun..

Tarihi kitaplar, üniversite kürsüleri, doktora tezleri, şahane insanların cin fikirleri yazmaz. Yalan!

Tarihi, devletin gerçek  müfredatını, oğlunun devrimci yaşam ısrarına ana yüreyiğle sımsıkı tutunan, onun izinde Munzurlar’dan E Tipi Hapishanelerine, kanlı 19 Aralık Katliamlarından F Tiplerine, Ölüm Oruçlarından Direniş Evlerine, Avrupa’dan Mercanlara uzanan yolda umudun ve direncin gücüyle yürüyen Ana Fatmalar’ın yüreğiyle yazılır..

O yüreğin yazdığı tarihte, oğluna yoldaş Maksim Gorki’ nin Ana’sı vardır.. Can oğul ve oğullarının sürgün günlerine turna olup Hapishane, hapishane kanat cırpan çile okulunda anacan yüreği Olimposlaşan bir tanrıça yüceliği vardır.. Başta düşman olmak üzere, kim ne anlatırsa anlatsın ” bizim Aydın” deyip, başka da bir şey demeyen, sahte şöhretlerin göz kamaştıran, gürleyen ama yağmayan sahte kahramanların anlayamayacağı, mütevazi ama son nefesine kadar inatçı bir ana yüreği vardır..

Ve öğrenmek isteyenlere gerçek  okul, bu anaların yüreğinde saklı olan gerçek yaşam sırlarında saklıdır. Orda sadakat, yoldan dönmemek, mızrak ucu gibi onurlu baş olup eğilmemek, devrimci oğlunun yolunda ömrünü çileli bir yaşamın sınavından tereddütsüz geçirmek vardır.

Fatma Hanbayat Anamız Oğluna öğrenci, bize öğretmen, onurlu bir yaşamın sönmeyen ışığını bırakarak gitti aramızdan.. O şimdi Aydın’ının yanında huzurlu ve mutlu.. Ana oğul ayrı ayrı direnmekte olduğu kadar, sonsuzca sarılmakta.. ne çok yakıştı onlara..

Biz ikisini tanıma şansına, ana oğula yoldaş olma onuruna sahip vefalı yüreğimizle, yaşamlarını bir okul bilip, layık olan öğrenci bilincimizle, yürüdükleri yola bağlı kalan devrimci eylemimizde ısrar edeceğiz, dönen dönsün biz dönmeyeceğiz yolumuzdan diyeceğiz..

Çünkü biliyoruz ki, Ana Fatma oğluna, yani oğlu şahsında bize en büyük sevgiyi, yani yüreğimizde ki tükenmez gücü bu bağlılıkta gördü.. Ayrılmayacağız..

Anısına oğulca saygıyla..

Hep kavgamızda  yaşayacak..

ADHK (Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu)

22 Mart 2017

adhk tarafından

Amed’de yüzbinler Newroz’da bir araya geldi

Mart 21, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Amed’de başta olmak üzere yüzbinler “Mutlaka kazanacağız” sloganıyla Newroz alanlarına aktı

HABER MERKEZİ (21-01-2017)- Bu yıl “Mutlaka kazanacağız” sloganıyla yapılan Newroz, Amed başta olmak üzere Kürdistan’da birçok ilde coşkuyla kutlandı Bu yıl yapılan Newroz kutlamalarında ‘Hayır’ vurgusu ön plana çıktı

Amed

Yüzbinlere ev sahipliği yapan Amed Newrozu, polisin baskı ve engellemelerine rağmen coşkuyla kutlandı. 16 Nisan’da yapılacak referanduma karşı alandaki binler rengini ortaya koydu ve “Hayır” sloganları hiç eksilmedi. Referandumda “Hayır” diyen kadınlar da sarı, kırmızı, yeşil üzerine “Hayır” yazılı etekleri ile halay çekerek, referandum mesajını verdi.

Newroz’daki büyük coşku ateşin yakılmasıyla taçlandı. Alanın ortasındaki 20 ton odunun tutuşturulmasıyla ‘’Bijî Serok Apo” “Bijî Newroz”, “PKK halktır halk burada”, “sloganları atıldı.

Platforma üzerinde “Sonuç ne olursa olsun, son muhteşem olacak” yazılı, Sur’da yaşamını yitiren YPS’li Cihat Türkan (Çiyager) ile katledilen Cizre Halk Meclisi Eşbaşkanı Mehmet Tunç’un, üzerinde “Biz direndik diz çökmedik, bizimle gurur duyun” yazılı dev posteri asıldı.

Posterler asılırken, sık sık “Şehîd namirin” sloganı atıldı. Bir süre asılı kalan posterler, platforma çıkan onlarca polis tarafından zorla indirildi. Polis yuhalamalar ile protesto edildi.

Sabah saatlerinde yöresel kıyafetlere izin verilmemesine rağmen gençler farklı yöntemlerle giysilerini alana soktu ve burada giydi.

Halk söylediği şarkılar eşliğinde halaya dururken, anneler de bebekleri ile Newroz’a katıldı.

Newroz alanına gelen engelliler de tekerlekli sandalyeleri ile alanda tur attı.

Van

Soğuk havaya ve sabahın erken saatleri olmasına rağmen Newroz öncesi binlerce kişi Newroz alanına yöresel kıyafetleri, HDP-DBP flamaları ile girdi. Saatler geçtikçe Newroz alanında coşku arttı.

Bu yılki Newroz’a HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Nadir Yıldırım, İmralı Heyeti Sözcüsü Sırrı Süreyya Önder, DBP Eş Genel Başkan Vekili Gülcihan Şimşek, HDP Van İl Eş Başkanları Yakup Ataş, Gülistan Orhan, DBP Van İl Eş  Başkanı Ahmet Aygün katıldı.

Saygı duruşunun ardından katılımcılar halkı selamladı. İlk olarak söz alan HDP Van İl Eş Başkanı Yakup Ataş, Newroz’un halkın özgürlük günü olduğunu belirterek tüm engellemelere rağmen özgürlüğünden vazgeçmeyen halk gerçeğinin bunu bugün bir kez daha ortaya koyduğunu söyledi.

Newroz kutlamaları müzik dinletisiyle sürdü.

Siirt

Newroz ateşinin yakıldığı merkezlerden biri de Siirt oldu. Eruh Yolu üzerinde bulunan Newroz alanında hazırlıklar sabah erken saatlerde başladı. İki koldan yürüyüşle gelen kitle, iki ayrı arama noktasında yapılan aramaların ardından giriş yaptı. Merkez ilçenin yanı sıra kente bağlı ilçe, belde ve köylerden de araçlarla Newroz alanına gelişler oldu. HDP ve DBP bayrakları ile süslenen alanın etrafı ise polis tarafından bariyerle çevrildi.

Batman

Batman’da da Newroz alanında gerçekleştirilecek etkinlik sabahın erken saatlerinden itibaren mahallelerde bir araya gelen halk, gruplar halinde alana aktı. Kadınların rengarenk yöresel kıyafetleri ile yürüdüğü alan, HDP, DBP bayrakları ve flamalarla süslendi.

Üç ayrı koldan alana giriş yapan binlerce Batmanlı, girişlerde kurulan 2 arama noktasında üst aramasından geçirildi. Yöresel kıyafetlerle alanı dolduran halk, platformdan çalınan ezgilerle halaya durdu.

Alana giren halka üzerinde “NA” ve “Hayır’ yazan bayraklar dağıtılırken, Newroz Alanı’ndaki coşku her geçen dakika arttı.

Cizre

Sabahın erken saatlerinde Kasaphane, Terminal ve HDP ilçe binası önünde toplanan halk dolmuşlar ile Newroz’un kutlanacağı Konak Mahallesi’ndeki alana gelirken çok sayıda kişi eski köprü üzerinde yürüyerek alana geldi.

Birçok öğrenici okulları boykot ederek kutlamalar katılırken, birçok noktada kurulan polis noktaları yüzünden kenttin büyük caddelerinde trafik yoğunluğu yaşandı. Polisler alana gelen halkı yarım saat alan girişinde beklettikten sonra girişlerine izin verdi. Girişte arama yapan polisler üzerinde yıldız olan bazı pankartlara el koydu.

Öte yandan şehir dışından gelenler de Silopi BOTAŞ arama noktasında engellemelerle karşılaştı. “Newroz piroz be 2017” yazılı büyük pankart asıldığı alan HDP ve DBP bayrakları ile süslendi. Alanda toplanan halk söyledikleri şarkılar eşliğinde halay çekti.

Bodrumlarda yakılan başta Cizre Halk Meclisi Eşbaşkanı Mehmet Tunç’un ailesi olmak üzere çocuklarını kaybeden ailelere yoğun ilgi gösterildi.

Hakkari

Hakkari’de sabahın erken saatlerinden itibaren mahallelerden Newoz alanına akın başladı. Ulusal kıyafetleri ile kutlama alanı olan Belediye Otogarı’na yürüyen halk, alanın girişine kurulan kontrol noktalarından geçerek giriş yaptı. Alana slogan ve zılgıtları ile ulaşanlar, klamlar eşliğinde halay çekti. Mitinge, HDP Amed Milletvekili Feleknas Uca ve HDP Van Milletvekili Lezgin Botan katıldı.

Yüksekova

“Sokağa çıkma yasağı” nedeniyle 2016 Newroz’unun kutlanamadığı Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde, sabahın erken saatlerinde tüm engelleme girişimlerine rağmen mahalle ve köylerinden binlerce kişi, kutlamanın yapılacağı Yeni Stadyum alanına ulaştı.

Alana tüm baskı ve engellemelere rağmen halk renkleri ile akmaya ve çalınan müzikler eşliğinde halaya durdu.

Kutlamaların yapıldığı alanın içinde bir kişiyi gözaltına almaya çalışan polise halkın tepki göstermesi üzerine, özel hareket polisi zırhlı araçlar eşliğinde alana girerek, gaz bombaları attı. Saldırıda, 3 kişi yaralanırken, 10’u aşkın kişi de gözaltına alındı.

Alana giren özel harekatçılar, “Size Newroz’u kutlatmayız” tehditleri yanı sıra küfürlü hakaretler savurarak, halkın üzerine gaz bombaları attı. Yaşlı ve hastaların fenalık geçirdiği alanda, polis provokasyon ve saldırılarını sürdürdü.

Ağrı

Ağrı’da günlerdir hazırlıkları süren Newroz’un kutlanacağı Belediye Açık Otoparkı’na akın oldu. HDP ve DBP ilçe örgütlerinin önünden ücretsiz kalkan otobüslerle alana gelen halk, çalınan ezgiler eşliğinde halaya durdu. “Mutlaka kazanacağız, Newroz pîroz be” pankartının asıldığı HDP, DBP bayrakları ile süslenen alanda halk, “NA” flamlarını dalgalandı.

HDP Ağrı milletvekilleri Dirayet Taşdemir, Berdan Öztürk, HDP Iğdır Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman ve Ağrı Belediye Eşbaşkanı Sırrı Sakık’ın katıldığı kutlamada tertip komitesi konuştu.

Muş

Valiliğin dün yasakladığı “Mutlaka Kazanacağız” pankartı İstasyon Meydanı’na asılmazken HDP ile “Hayır” flamalarının alana girmesine izin verildi. Valinin yasağına rağmen halk Newroz alanına renkleri ile yürüdü.

http://www.halkingunlugu.org/