adhk tarafından

Ludwigsburg’da Komünizm Savşçıları Anıldı

Aralık 18, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

16 Kasım 2017 tarihinde Dersim-Ovacık’ta ölümsüzleşen 4 MKP-HKO gerillası (Lörin, Savaş, Cenk ve Deniz) için güney Almanya Ludwigsburg Demokratik Kültür Merkezinde anma toplantısı yapıldı

Ludwigsburg (18-12-2017) Anma ölümsüzleşen HKO gerillaları şahsında bu mücadelede yitirdiklerimiz için saygı duruşu ile başladı. MKP adına bir yoldaş, ölümsüzleşen şehitlerimiz, Eylem Zeytin (Lorin) Fırat Taşkın (Savaş ), Eren Tali (Cenk) ve Cemile Kocakaya (Deniz ) yoldaşları saygıyla anarken, bu yıl özellikle devletin top yükün imha saldırılarıyla karşı karşıyayız, faşist iktidar saldırganlığını sistemli bir biçimde sürdürürken, özellikle silahlı mücadele yürüten devrimcileri ve Kürt ulusal hareketini büyük teknolojik silahlarla yok etmeye çalışıyor, devamında, Erdoğan ve AKP faşizmi kendisine ve sisteme muhalif kim varsa ya imha ediyor yada tutukluyor. Ne kadar muhalif dernek kurum varsa hepsinin kapısına kilit vuruyor. Bu açık faşizmi ancak hep birlikte mücadele ile alt edebiliriz. Kayıplarımız ağır ancak geleceğin kazanılması için bu kayıplar anlamlıdır. Bunun için her yoldaş ölümsüzleşen yoldaşların omuzladığı devrimci savaş siperleri ile birleşmeli bize devrettikleri görevleri aynı kararlılıkla sahiplenerek parti önderliğinde devrimci mücadelede öne çıkmalı ve yer almalıdır diyerek konuşmasını sonlandırdı. Anmada, MKP-SB’nun şehit düşen 4 MKP-HKO savaşçısı için yayınlanan açıklaması okundu.

Anma toplantısında Partizan, ölümsüzleşen halk kahramanlarımızı saygı ile anıyoruz ve mücadeleleri mücadelemizdir sahipleniyor ve mücadeleyi büyütecek ve yükselteceğimizin sözünü veriyoruz diyerek konuşmasını noktladı.

Anma toplantısı katılımcılarla birlikte söylenen kavga türküleri ve marşlarla sonlandırıldı.

adhk tarafından

Aralık ayı katliamlarında yaşamını yitirenler Hamburg’da anıldı

Aralık 18, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

19-22 Aralık Hapishaneler, 19-26 Maraş ve 28 Aralık Roboski katliamlarında yaşamını yitirenler Almanya’nın Hamburg kentinde yapılan bir panel ile anıldılar

HABER MERKEZİ (18-12-2017)- Aralık ayında gerçekleştirilen vahşi katliamlarda yaşamını yitirenler için Almanya’nın Hamburg kentinde bir anma etkinliği yapıldı. ADHK ve ATİK tarafından gerçekleştirilen anma etkinliği ve panel’de, 19-22 Aralık   Hapishaneler, 19-26 Aralık Maraş ve 28 Aralık Roboski katliamlarında yaşamını yitirenleri anmak için düzenlenen Panel’de katliamların siyasal arka planı değerlendirilerek bugünde aynı faşist ve gerici zihniyetin devam ettiğinin altı çizildi.

Hamburg ATİK derneğinde gerçekleşen panele konuşmacı olarak  Türkiye- Kuzey Kürdistan’dan Avukat Ercan Kanar, ATİK eş başkanı Zeynep Çalışkan ve ADHK temsilcisi durmuş Kurt katıldı. Katliamlarda yaşamını yitirenler anısına bir dakikalık saygı duruşu ile başlayan panel sinevizyon gösterimi ile devam etti.

Panelde ilk konuşmayı yapan ATİK temsilcisi, genel olarak hapishaneler tarihini ve hapishanelerin ezenler açısından önemine değinerek içinden geçmekte olduğumuz somut süreçte Tek Tip Elbise dayatmasına karşı toplu bir karşı duruş olması gerektiğinin altını çizdi.

Panelde ikinci konuşmayı gerçekleştiren ADHK temsilcisi ise, 19-22 Aralık hapishaneler katliamını öncesi süreci ve katliam anında devrimci-komünist tutsakların sergilediği direnişe değinerek, bu katliamların sadece Cumhuriyet dönemi değil, Osmanlı’nın ilk kuruluşundan günümüze kadar devam ettiğini ve bugünde bu katliam ve saldırılarla karşı karşıya olunduğunun altını çizdi. Katliamları ve saldırıları engellemenin tek yolunun devrimci, demokratik ve ilerici güçlerin tek vücut olup ortak bir mücadele ve direniş sergilemesi ile olacağını belirtti.

Panel’e konuşmacı olarak Türkiye-Kuzey Kürdistan’dan katılan Avukat Ercan Kanar ise,  Hapishanelerin Enginizasyon hukuna karşı bir reform olarak kurulduğunu belirterek, Türkiye-Kuzey Kürdistan’daki hapishanelerin durumuna etraflıca değindi. Türkiye’de 384 hapishanin bulunduğunu ve bu sayının 2023’e kadar iki katına çıkartılmak istendiğinin altını çizen Ercan Kanar, nüfus ortalamasına göre Türkiye’de ki tutukluluk oranının en yüksek olduğu ülkelerden biri olduğunu vurguladı. Kanar konuşmasını OHAL, KHK’ler ve bu sürecin somut olarak hapishanelere yansıması ve savunmaya yönelik saldırılara dair yaptığı detaylı sunumla sonlandırdı.

Panel, katılımcıların söz alıp konuşmaları ve başta Almanya olmak üzere tüm dünya’da politik tutsakları sahiplenme ve dayanışmayı yükseltme çağrısı ile sona erdi.

adhk tarafından

19-22 Aralık katliamı protesto edildi!

Aralık 18, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

19-22 Aralık katliamının 17’nci Yılı dolayısı ile Tutsaklarla Dayanışma İnisiyatifi(TDİ) tarafından Bakırköy Kadın Kapalı Hapishanesi önünde bir eylem gerçekleştirildi

HABER MERKEZİ(18-12-2017)- 19-22 Aralık katliamının 17’nci Yıl dönümü dolayısı ile Tutsaklarla Dayanışma İnisiyatifi (TDİ) tarafından Bakırköy Kapalı Kadın Hapishanesi önünde bir eylem gerçekleştirildi.

Hapishane önünde toplanan TDİ bileşenleri  “Devrimci tutsaklar teslim alınamaz”, “Devrimci tutsaklar onurumuzdur” sloganları attı.  ‘’19-22 Aralık katliamını unutmadık! Unutturmayacağız’’ pankartının açıldığı eylemde TDİ adına basın açıklamasını Arzu Aksakal okudu. Aksakal tarafından okunan açıklamada;

“19 Aralık 2000 bu toprakların tarihinde bir milattır. Devletin şiddet ve zorbalığının en açık göstergesidir. Devletin 20 zindanda birden eş zamanlı olarak gerçekleştirdiği katliamın tarihi. Adına ‘hayata dönüş’ dedikleri 28 devrimci tutsağın katledildiği, yüzlercesinin de yaralandığı tarih. Hitlerin gaz odalarını aratmayan, çeşitli kimyasallarla, ağır silahlarla devrimci tutsakların diri diri yakıldığı, katledildiği tarih” dedi.

“Ama bu tarih aynı zamanda devrimci tutsakların ‘ölürüz ama asla teslim olmayız’ dedikleri ve dört gün boyunca sürdürdükleri mücadelenin tarihidir. Devletin zindanlarında özgürlük mücadelesi verenlerin tarihidir. Devrimci iradenin iktidarlar karşısındaki zaferidir, teslim alınamayacağının göstergesidir” diye belirten Aksakal, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bundan 17 yıl önce yaptıkları katliamla 28 devrimci katledildi, yüzlerce tutsak sakat kaldı. Ardından F tipi hapishanelerde başlayan ölüm orucu eylemlerinde ise 122 devrimci ölümsüzleşti.”

“Bundan 17 yıl önce devrimcileri zindanlarda yakanlar, katledenler, bugün tutsakları ring araçlarında diri diri yakmaya, işkencelerde katletmeye, tecritle ve tek tip elbiseyle yıldırmaya çalışıyor. Devrimci tutsakların zindanlarda tek tip elbise giymeyeceklerini ve mücadeleye hazır olduklarını haykırıyor. Onların beton duvarlar, dikenli teller ve demir parmaklıklar ardındaki mücadelesinde bizler devrimci tutsakların yoldaşları aileleri ve yakınları olarak onları yalnız bırakmayacağız, tek tip dayatmasına izin vermeyeceğiz.” Diyerek açıklamayı bitirdi. Yapılan eylem atılan sloganlarla sona erdi.

http://halkingunlugu1.org/

adhk tarafından

Dersim’de 30 bölgede yasak ilanı

Aralık 16, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Valiliğin gerekçesi merkez ve dört ilçeye bağlı kırsal alanlarda yapılacak operasyonlar

HABER MERKEZİ – (16-12-2017) Dersim merkez, Ovacık, Pülümür, Hozat ve Nazimiye ilçesine bağlı kırsal alanda bulunan 30 ayrı bölgede 17 Aralık-31 Aralık tarihleri arasında özel güvenlik bölgesi ilan edildi.

Merkez ve 4 ilçeye bağlı 30 ayrı bölgede özel güvenlik bölgesi ilanıyla ilgili Tunceli Valiliği’nce açıklama yapıldı.

Açıklamada, şu bilgilere yer verildi:

“Terörle mücadele kapsamında yürütülen operasyonlar nedeniyle, halkın can ve mal güvenliğinin korunması bakımından girilmesinde sakınca bulunan, aşağıda koordinat bilgileri yazılı Tunceli İli; Tunceli merkez, Ovacık, Pülümür, Hozat ve Nazımiye ilçe sınırları içerisindeki 30 ayrı bölgede 17 Aralık 2017- 31 Aralık 2017 tarihleri arasında özel güvenlik bölgesi ilan edilmiştir. Halkımızın can ve mal güvenliği için; özel güvenlik bölgelerine, mülki amir izni olmadan girişler yasaklanmıştır. İlimizde terörist unsurların bulunmasına ve etkisiz hale getirilmesine yönelik çalışmalara azim ve kararlılıkla aralıksız devam edilmektedir.”

Artı Gerçek

adhk tarafından

TDİ 19 Aralık Katliamı’nın yıldönümünde etkinlik düzenledi

Aralık 16, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

19-22 Aralık Hapishaneler Katliamı’nın 17’inci yıldönümü dolayısıyla TDİ kahvaltı etkinliği düzenledi, ardından tutsak aileleri konuşma yaptılar

HABER MERKEZİ (16-12-2017) – Tutsaklarla Dayanışma İnisiyatifi (TDİ), 19-22 Aralık Hapishaneler Katliamı’nın 17’inci yıldönümü dolayısıyla Yüz Çiçek Açsın Kültür Merkezi (YÇKM)’de bugün kahvaltı etkinliği düzenledi. Tutsak aileleri kahvaltı etkinliğiyle bir araya geldi.

Kahvaltıdan sonra 19-22 Aralık Katliamı’nı konu alan bir belgesel gösterimi yapıldı. Belgesel gösteriminin ardından konuşmalar yapıldı. İlk sözü Avukat Seher Dursun aldı. Dursun, konuşmasında hapishanelerdeki gelişmelere dair sunum gerçekleştirdi. Sunumun ardından 19-22 Aralık tanıkları söz alarak o gün yaşananları anlattı. Konuşmalarda, içerdeki ve dışarda ki mücadelenin önemine vurgu yapıldı. Son sözü TDİ alarak güncel siyasal gelişmelere ve bununla birlikte ortak mücadelenin önemine değinerek mücadeleyi büyütme çağrısında bulundu. Konuşmaların ardından müzik dinletisinde Alamor ve Grup Munzur parçalarını seslendirdiler.

http://halkingunlugu1.org/

adhk tarafından

Yeni durum ve görevlerimiz üzerine

Aralık 16, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Biz komünistler, işçi sınıfı ve ezilen halkların kurtuluşu için kaldırdığımız proleter enternasyonalist kızıl bayrağımızın üzerinde sadece işçi sınıfı ve halkların kurtuluşu değil, ezilen cinslerin, inançların yanı sıra ezilen ve sömürge ulusların çığlıklarının da yazılı olduğunun bilincindeyiz Özgürlükler dünyasına doğru stratejik yürüyüşümüzden asla vazgeçmeden zorunluklar dünyasının önümüze koyduğu görevleri çözerek ilerleyeceğiz. Ve elbette ve tam da bu nedenle Kürt ulusunun yanında saflarımızı sıklaştırarak dövüşeceğiz. Biliyoruz ki orta yol yoktur. Biz, 72 Nisan hareketinin takipçileri olarak, kurucumuz olan komünist önder İbrahim Kaypakkaya yoldaşımızın komünist çizgisini temel almaya ve O’nun metodolojisini kullanarak ve öğrenerek tarihin kale burçlarına kızıl bayrağımızı dikeceğiz. Düşen her yoldaşımızın bize bıraktığı miras budur. Ne demişti Yılmaz Kes (Şahin) yoldaş: “Kudretli olalım, cüret edelim, daha ileriye çıkalım”

HABER MERKEZİ(16.12.2017)-Dünyanın yer altı- ve yer üstü zenginliklerinin en ballısı Ortadoğu’dadır. Ve elbette Afrika ve Asya boştur denilemez. Emperyalist ve gerici dünya güçleri uzun yıllar buraları talan ettiler. İngiliz, Fransız ve Hollanda hatta Portekizliler ve sonrasında ABD ve Ruslar talana devam ettiler. Bu hala da böyledir. Eski imparatorluklar olan Osmanlı ve Farsların yapıp ettikleri bilinmiyor değil. Osmanlı’nın daralmış, küçültülmüş çocuğu olarak doğan ‘’TC’’nin tarih boyunca sürdürülen talana sırtını dönmesi beklenemez. Büyük çoğunluğu İslam olan bu coğrafyada hamisi olmaya soyunmak atası olan Osmanlıdan kalan bir alışkanlıktır. Birde ihtiyaçlar zorladıkça bu daha bir çekici oluyor. Balkanlara, Kafkasya’ya ve Arap topraklarına kadar dayanmış Osmanlının torunlarının yanı başındaki çekici nimetlere sulanmadan durabilir miydi? Bir ara bu yönlü adımlar attı ancak köprünün altında çok suların aktığını, zamanın hayli değiştiğini ve bir zamanlar kaybettiklerini yeniden kazanayım derken eldekinden de olacağını çok sonraları fark etti. Burnuna yediği okkalı yumruklarla geriye çekildi. Şimdi ise gele gele esaretten kurtulmak isteyen Kürtlere taktı kafayı. Geçmiş tecrübelerinin ışığında bütün çabasını bu uğurda kullanıyor. Artık bende ağayım diyemiyor. “Kürtleri değil beni seçin” diyor. ABD’den yüz bulamayınca Ruslara yöneldi. Dünya emperyalist devlerine yaltaklanırken Kürtlere efelenmektedir. Buda pek tutacağa benzemiyor. Yukarıdakinden birinden birine yaltaklanırken alttakilerine horozlanıyor diyeceğiz ancak altta kalanda yok artık. Kürtler esaret altında yaşamanın sınırlarını çoktan aştı gittiler. Kürdistan mı? “Ot yeşertmem” diyor Osmanlının torunları. Doğrudur ve kanlı geçmişlerinde bunlar var. Fırsat ve uygun ortam bulurlarsa yapacaklarından en küçük bir kuşkumuz yok. Lakin bu öyle kolay iş değil gibi.

Bütün mesele 1.Dünya savaşı sonrasında Skeys-Picot anlaşmasının belirlediği sınırların dağılmış olması ile ortaya çıkan yeni duruma biçim vermek için dünya emperyalist jandarmalarının dalaşmasında yatıyor. Yeni durum, dünya jandarmalarının doğal olarak kimi eski “dostlarını” terk etmeleri ve yeni “dostlar” edinmeleriyle sonuçlandı. En nihayetinde olan şey çıkarların ayrışmasında yatar. Yirmi yıl kadar geriye gidildiğinde Kürtlere selam veren, onların varlığını gözeten, Kürtlerin de bir ulus olarak ulusal ve diğer haklarının olduğunu dikkate alan var mıydı?

Türk egemenlik sisteminin yüreğini hoplatan gelişmenin dayandığı birinci temel tam da budur. Bu gelişmeye ek olarak Kürtler önceki dönemlerin tersine yeni gelişmeyi dört parçada örgütlü karşılamalarıdır. Türk, Arap ve Fars gibi gericiliğin esas korkulu rüyası bu ikinci gelişmedir. İşte bölge gericiliği için zor olan şey, bu gerçekliğin kabul edilmesidir. Bir dönem başkaları için, başka milletler adına; söz gelimi Türkler adına dövüşen Kürtler artık kendi hakları için dövüşmenin bilincine erişmiş olmalarıdır. Başkaları için dövüşüp kazanmanın adı doğal olarak kendine değil başkasının hanesine yazılır. Vakti zamanında İstanbul’u ziyaret eden ve Osmanlı yaşamında derinden etkilenen ve kendisini Türklerin dostu olarak gören Türk egemenlerinin çokça övüp örnek verdikleri ve  Haziran 1923 yılında hayatını kaybeden Fransız romancı Pierre loti’den bir örnek aktarırsak “Bir daha Türklerle savaşmadan önce, Türklerdeki din, dil, namus, aile, vatan, millet ve birlik duygularının yok olup olmadığını iyi kontrol edin! Yoksa Türkleri savaşarak yenemezsiniz.” Hatırlatalım! Türk denilen topluluğun Türklerden çok Kürt ve diğer milletlere mensup olduklarını ama Türkler adına savaştıklarını, en büyük fedakârlık, cefakârlık bunlar tarafından gösterildiği bildiğimiz bir gerçekliktir. Ve bilinmelidir ki hiç değilse Kürtlerin kahır ekseriyetinin Türk dayatmalarından büyük oranda koptuğudur. Kürdistan gerillasının son kırk yıldır anlı-şanlı ve NATO’nun en büyük ordularından biri olarak övünen Türk ordusunu hayli perişan ettiğini hatırlatalım. Zaman Pierre Loti’nin zamanı değil kısacası.

Dünyada rüzgâr şimdi tersten esiyor. Ve politik atmosfer Kürtlerden yana demleniyor. Rüzgâr, Kürtleri hakları için teşvik ediyor. Ulusal hareketlerin haklarını elde etmeleri de böylesi şartların oluşmasıyla mümkün olabiliyor. Durum bu iken Türk, Arap ve Fars gericiliği bu gerçekleri kabul edecek noktaya gelebilir mi?  O noktayı asla istemez ve o noktaya gelmemek için elinden geleni ardına koymayacak. Bu kesin. Lakin bazen şartlar istemediği halde istemeyen güçleri bir noktaya çeker getirir. Bunun böyle olduğunu tarihi tecrübeler göstermiştir. Kürt isyanları çok kere yenilgiyle sonuçlandı. Ancak son isyan olarak adlandırılan Kuzey hareketinin kırk yıldır bastırılamadığını hatırlatmak bile tek başına yeterlidir. Öyle ki karadan yapılan anti-gerilla operasyon ve saldırıların boşa çıkmasıyla havadan İnsansız Hava Araçları (İHA) Silahlı İnsansız Hava Araçları (SİHA) ile sonuç almakla övünecek duruma geldiler. Kürt kitlelerinin çok büyük bölümünün Türk egemenlik sisteminden koptuğunu anlatmak bile gereksizdir. Dolayısıyla Türk, Arap ve Fars gericiliği bu gerçekleri kabul edecek noktaya gelebilir mi? diye sorduğumuz sorunun cevabı olan bitenden yatmaktadır. Birincisi, ya gerçek durumu kavrayarak kendisi içinde olsa makul kabul çözüm sınırlara gelirler ya da ikincisi, Kürtleri arkalayarak esen rüzgârında etkisiyle ve inişli çıkışlı da olsa bağımsız-demokratik Kürdistan’a doğru ilerlenecektir. Bunun nasıl somut bir biçim alacağı ise sosyal ve siyasal gelişmeler tayin edecektir.

Biz komünistler, işçi sınıfı ve ezilen halkların kurtuluşu için kaldırdığımız proleter enternasyonalist kızıl bayrağımızın üzerinde sadece işçi sınıfı ve halkların kurtuluşu değil, ezilen cinslerin, inançların yanı sıra ezilen ve sömürge ulusların çığlıklarının da yazılı olduğunun bilincindeyiz. Özgürlükler dünyasına doğru stratejik yürüyüşümüzden asla vazgeçmeden zorunluklar dünyasının önümüze koyduğu görevleri çözerek ilerleyeceğiz. Ve elbette ve tam da bu nedenle Kürt ulusunun yanında saflarımızı sıklaştırarak dövüşeceğiz. Biliyoruz ki orta yol yoktur. Biz, 72 Nisan hareketinin takipçileri olarak, kurucumuz olan komünist önder İbrahim Kaypakkaya yoldaşımızın komünist çizgisini temel almaya ve O’nun metodolojisini kullanarak ve öğrenerek tarihin kale burçlarına kızıl bayrağımızı dikeceğiz. Düşen her yoldaşımızın bize bıraktığı miras budur. Ne demişti Yılmaz Kes (Şahin) yoldaş: “Kudretli olalım, cüret edelim, daha ileriye çıkalım”

http://halkingunlugu1.org/

adhk tarafından

Filistin’de eylemler: 3 Filistinli yaşamını yitirdi, 150 yaralı

Aralık 16, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Filistin’de devam eden protesto gösterilerine İsrail askerleri saldırdı Saldırıda 3 eylemci katledildi, 150 kişi ise yaralandı

HABER MERKEZİ (16-12-2017) – ABD Başkanı Donald Trump’ın Kudüs’ü İsrail Başkenti olarak tanımasının ardından Gazze Şeridi ve Barı Şeria’da başlayan protestolarda üç eylemci yaşamını yitirdi, 150 kişi ise yaralandı.

Abluka altındaki Gazze Şeridi’nde binlerce kişinin yaptığı protesto gösterilerine İsrail askerleri saldırdı. Saldırıda biri tekerlekli sandalyeyle eylemlere katılan, 2 kişi katledildi, 145 ise yaralandı.

Batı Şeria’daki gösterilerde ise, İsrail askerlerinin açtığı ateşle bir kişi hayatını kaybederken, beş kişi de yaralandı.

http://halkingunlugu1.org/

adhk tarafından

Toroslardan Munzurlara uzanan emekçi bir yaşam ve cüret

Aralık 14, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Her bir yoldaş ayrı ayrı değerlidir ve ayrı ayrı anlatılacak yüzlerce yanı vardır Deniz yoldaş Toroslarda sergilediği emekçi yanını, Munzurlara gitme cüretiyle, düşmanla karşı karşıya gelme cesaretiyle daha da yukarı taşımıştır Yoldaşı sahiplenmenin en doğru yolu işte bu emeği daha da büyütmek, bu cüreti daha da ileri taşımaktan geçmektedir. Tıpkı yüzlerce ölümsüzlüğe ulaşan yoldaş gibi

Her ölümsüzleşen yoldaşımızın ardından mücadele sözleri verir, kavga yeminleri ederiz. Durumun duygusallığını bir yana bırakırsak, ölümsüzleşenlerin ardından yapılan anmalarda edilen yeminler, verilen savaş sözleri tek başına düşünüldüğünde andığımız insanlara yapılan haksızlıktır. Eğer gerçekten ölümsüzleşenleri ‘kalbimiz kuruyana kadar unutmayacaksak’ önemli olan onların politik/pratik hattını daha da ileriye taşımak olacaktır.

Her yoldaşın, bazı yönleri öne çıkarken mutlaka bazı eksik/zaaflı yanları da vardır. Ölümsüzleşen yoldaşların ardından yapılması gerekende onların pozitif, öne çıkan yönlerini sahiplenip, onları daha da ileriye götürme cüretinin gösterilmesidir. Savaş alanlarında olmak hiç şüphesiz bir cesaret, cüret işidir. Fakat düşmana karşı verilen savaştan daha büyük bir savaş varsa o da insanın kendisine, kendi sistem içi/geri yanlarına karşı verdiği savaştır. Bu savaşta ise cesaret ve cüret etmek zordur.

İşte bu savaş ve cüretin önemli bir temsilcisidir Deniz yoldaş.  Deniz yoldaşı, pek çok duygusal betimlemeyle anabiliriz. Nitekim Antalya’nın küçük bir köyünden çıkıp, Maoist harekete tutunmak hayli zor bir iştir. Ancak unutulmaması gerekir, Deniz yoldaş Maoist harekete bu duygusallıkla gelmemiştir. Deniz yoldaşı Maoist harekete çeken, onun politik/pratik hattının kendisidir. Yoldaş, hareketin zor zamanlarında Maoist hareketle tanışma imkânı bulmuşsa da, yılmamış ve mücadele etmiştir. Devrimciliğini klasik bir duygusallıkla devam ettirmemiş, tek başına dahi olsa büyük emeklerle katkı sunmuştur.

Deniz yoldaş, Antalya’da fakir köylülere daima yardıma koşmuş, emek harcamış ve bunu bir devrimci sorumluluk olarak görmüştür. Devrimciliği kendi kendine sürdürenlerin aksine, sürekli yeni insanlar aramış, örgütleme faaliyetine girişmiş ve her fırsatı Maoist harekete katkı olarak değerlendirmiştir.

Deniz yoldaşın öne çıkan, ilerletilmesi gereken yanı, onun emekçi ve halktan oluşudur. Olumsuz anlamda marjinalliğe hiç düşmemiş ancak tüm zorluklara rağmen radikal Kaypakkaya düşüncesinden de kopmamış aksine onu ileriye taşımıştır. Bir takım handikaplarına karşın mücadeleyi daha da ileriye taşıma, dağ doruklarında mücadeleyi sürdürme fikrinden imtina etmemiştir. Yoldaşın emekçi yanı cüretiyle birleşmiştir.

Her bir yoldaş ayrı ayrı değerlidir ve ayrı ayrı anlatılacak yüzlerce yanı vardır. Deniz yoldaş Toroslarda sergilediği emekçi yanını, Munzurlara gitme cüretiyle, düşmanla karşı karşıya gelme cesaretiyle daha da yukarı taşımıştır. Yoldaşı sahiplenmenin en doğru yolu işte bu emeği daha da büyütmek, bu cüreti daha da ileri taşımaktan geçmektedir. Tıpkı yüzlerce ölümsüzlüğe ulaşan yoldaş gibi, Deniz yoldaşında emin olduğu bir şey vardır ki, bıraktığı mücadele mutlak suretle sahiplenilecek ve daha ileriye taşınacaktır. İşte onları gerçek anlamda sahiplenmek, anmak budur. Ölümsüzleşen her bir yoldaşın yaptığı da budur. Yoksa kolay değildir, düşman pususu altında çatışarak ölümsüzleşmek, silahın yokken birbirine sarılıp bombanın pimini çekmek, kolay değildir kuşatma altında sığınakta sıkışmışken saatlerce çatışmak.

Yoldaşlara bu cüreti ve cesareti veren, halklarına ve ideolojilerine olan güvenleridir. İşte bu güvenle inşa edilir devrim, bu güvenledir devrime bunca emek bunca özveri katmak. Torosların isyankâr kadını Deniz yoldaşı anmak işte burada başlar.  Bulunduğun en küçük alanda, tek başına da olsan, yanı başındaki insanlara emek katarak, ardından en küçüğünden en büyüğüne devrimci bir sorumlulukla hareket ederek, cüret ve cesaret ederek.

Bir yoldaşı

http://halkingunlugu1.org/

adhk tarafından

ADHK’nın Nitelik, Amaç, Hedefleri ve Çalışma Prensipleri Kongresi Başarıyla Sonuçlandı

Aralık 13, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Konfederasyonumuz ADHK’nın “NİTELİK, AMAÇ, HEDEFLERİ VE ÇALIŞMA PRENSİPLERİ” üzerine, Ekim 2016 tarihinden bugüne, federasyon, dernek, komite ve bileşenlerimzce yürütülen tartışmayı, 9 aralık’da Mulhaus’da yaptığı kongre ile sonuçlandırdı

ADHK (13-12-2017) Çatı örgütümüz ADHK (Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu), yaklaşık bir buçuk yıla yayılan bir zaman diliminde, tabandan, derneklerden başlayarak, aşağıdan yukarıya doğru, yaklaşık 40 yılını geride bıraktığı Demokratik Haklar mücadale pratiğini, 9 Aralık’ta gerçekleştirdiği ” NİTELİK, AMAÇ, HEDEFLERİ VE ÇALIŞMA PRENSİPLERİ” kongresiyle muhasebe etti.

Konfederasyonumuza bağlı Federasyon, dernek, komitelerimizden, bileşen örgütlerimiz olan ADKH ve SYM’den delegelerin, demokratik bir zeminde yürüttüğü tartışmalarda çıkan sonuç, bunun iradeleşmiş gücü, önümüzdeki yeni dönem mücadele pratigimize rehber olacaktır.

Bu gücü yaratan, iradeleşmeye katkı sunan tüm kurumlarımıza, onların seçerek kongremize gönderdiği kolektif iradeyi temsil eden yoldaşlarımıza, ve elbette 40 yıllık mücadelemize soluk vermiş, bugün aramızda olan, ya da olmayan tüm dostlarımıza teşekkür ediyoruz.

40 Yıllık Demokratik Haklar mücadelesini, örgütlü olduğu Avrupa ülkelerinde onurla bugüne taşıyan Konfederasyonumuz,  tuttuğu yerin tarih öneminden hareketle, değişen somut koşulları, ortaya çıkan yeni özgün değişimleri dikkate almadan, “böyle gelmiş böyle gider” tarzı bir kaderciliğin, değişmez değiştirilemez “teslim olunur” anlayışına düşemezdi.

Avrupa’da uzun yıllara yayılan tekelci bir birlik olan AB’nin yürüttüğü sosyal politik saldırılar, bu saldırılara karşı “demokratik haklar” başlığı altında sıralanan, her biri üzerinden direnlip tekelci diktatörlüğe karşı bir direniş mevzisi olarak savunduğumuz tüm haklar’ın, gelinen aşamada sosyalist bir gelecek mücadelesi çağrısıyla birlikte ele alınıp sürdürülmesi, bir tercihten ziyade “tekelci düşmanlarımızın” bizlere dayattığı politik zorunluluk olarak karşımıza çıkmaktadır.

Kongre irademiz dayatılan bu politik zorunluluğun gereğini yerine getirerek ” kabulümüzdür. ” beyanında bulundu.

Dünün politik algısı, refleksleri, temposu, dili, tarzı, kurumsal düzeyi, dinamiği  emperyalizmin bizlere dayattığı, “hodri meydan” dediği, yeni “zaman ve mekanda” ortaya çıkan somut, taze, canlı mücadele koşullarının biley taşından geçerek keskinleşmek zorundadır.

Dünki politik sosyal geçmişin üzerinde yükselen, ona karşılık düşen, Türkiye Kuzey Kürdistan’dan faşist diktatörlüğün darbelerini, “top yekün savaş” konseptine bağlı olarak gerçekleştirdiği köy yakmaları, toplu katliamları, hapishanelere dönük saldırılarından doğan, bir birinin ardı sıra gelen “ilticacı” dalgasının Avrupa ülkelerine taşıdığı sosyo-politik kitleyi, onların “somut”, “acil” talepleri üzerinden örgütleyen, sosyal haklarının gaspına dönük devrim-demokratik bir mücadeleye öncülük eden ADHK’mız, dünün bu görevini yapmanın kendine olan özgüveniyle, bugünün mücadelesine de, kendini silkeleyerek ” buna da hazırım” iddiasını ortaya koymuş oldu.

İddiamız, dün adına Vartinik denilen bir coğrafyadan beslenerek, yaşamın her alanına sürgün veren, stratejik devrimciliğin rahminden doğan ve bugünlere uzanan bir geleneğin, kesin ve keskin devrimci sosyalist ruhunu kuşanmış gücümüzün Anti-Emperyalist, Anti-Faşist, Anti-Kapitalist, Anti-Şövenist bilinciyle, Bürüksel’de NATO karargahı önlerinde, Strasburg’da AB parlementosu önünde, Frankfurt’ta Finans Merkezleri önünde Sosyalizm bayrağıyla Emperyalizme meydan okumaktır.

Emperyalizmin sosyal haklarımıza dönük saldırılarına karşı verdiğimiz demokratik haklar mücadelesini, tekelci diktatörlüğe karşı sosyalizm hedefli bir mücadelenin kaldıracı yapmak, Vartinik’ten Avrupa’ya uzanan, Avrupa’da Konsey üyemiz Berna Saygılı Ünsal yoldaş üzerinden Mercanlara dönen, bir mücadele diyalektiginin an’da ki bize yüklemiş olduğu yeni görevimizdir. Görevimizin bilincindeyiz.

9 Aralık’ta başarıyla gercekleşen ADHK NİTELİK, AMAÇ, HEDEFLERİ VE ÇALIŞMA PRENSİPLERİ Kongremiz onayladı ki, Emperyalizmin, kapitalist barbarlığın, tekelci sermeye devletler birliği AB’nin, her dönemin saldırı politikalarına karşı süregelen mücadelemiz, bundan böyle bilinç ve eylemde Sosyalizm bayrağıyla, daha sıkı, daha kararlı, daha dolayımsız devam edecek.

Bu mücadelenin coşkusunu, heyecanını, onurunu yaşayacağımız yeni dönemin yoldaşlığıyla, kitlelerle, kurumlarımızla, bileşen örgütlerimizle saflarımızı daha da sıkıştırarak yolumuza devam edeceğiz. Şan Olsun bu yolda yürüyenlere..

Kahrolsun Kapitalist Tekelci Sermaye Diktatörlüğü Ve Onun Birliği !

Emperyalizm Ve Dünya Gericiliği Yenilecek, İşçi Sınıfı Ve Ezilen Dünya Halkları Kazanacak !

Demokratik Haklar Mücadelesinden Sosyalizme, Mücadelemiz Sürüyor !

ADHK (Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu)

Aralık 2017

 

 

 

 

 

 

 

adhk tarafından

EDİ BESE Kampanyası, 15 Aralık’ta Münih’de Yargılanan ATİK’li Tutsaklarla Dayanışmaya Çağırıyor

Aralık 13, 2017 de ANASAYFA adhk tarafından

Haber Merkezi (13-12-2017) Alman devletinin ulusal ve sosyal kurtuluş mücadelelerinin meşruluğunu bastırmak, Avrupa’da verilen desteği kesmek için devrimci ve ilericilere yönelik saldırıları gün geçtikçe yoğunlaşmaktadır. Doksanların başlarında başlayan, Almanya’daki Türkiyeli ve Kürdistanlı göçmenlerin öz örgütlenmelerinin yasaklanması ve yöneticilerinin tutuklanması günümüze kadar süre gelmiştir.

15 Nisan 2015 Tarihinde Almanya’nın önderliğinde, bir çok Avrupa ülkelerinde gerçekleştirilen operasyonlarda 10 ATİK üye ve aktivisti göz altına alınmıştı. 17 Haziran 2016 tarihinde itibaren de Münih eyalet yüksek mahkemesinde duruşmalar görülmektedir.

Duruşmalarda ve basına yansıyan belgelerden bu davanın diğer davalara gibi, Türk devletinin istemi ve talebiyle yapıldığı çok açıktır. Faşist R.T. Erdoğan’ın kendisi, Merkel’e 4500 kişinin ismi olduğu bir dosya verdiğini açık bir şekilde dile getirmektedir sürekli. Ayrıca bu davada da, Alman ve Türk devletinin adalet bakanlıkları, Polis teşkilatları ve istikbarat örgütlerinin ortak birlikte çalıştıkları, verilen soru önergelerinde açığa çıkan bir gerçektir.

Münih eyalet mahkemesinde görülen bu davaya karşı oluşturulan kamuoyu baskısıyla, sağlık durumu kötüleşen Mehmet Yeşilçalı’nın tutukluluk kararı 1 Aralık’tan itibaren kaldırılarak serbest bırakıldı. Bu davanın sokakta kazanılacağı olan inançla oluşturulan kamuoyu, Mehmet’in serbest bırakılmasında önemli bir faktör olmuştur.

Platformumuzun bileşeni olan ATİK’e (Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonu) yönelik bu saldırının ilk gününden itibaren dayanışma içinde olan platform bileşenleri olarak, 15 Aralık 2017 tarihinde Münih eyalet mahkemesi önünde ortak bir dayanışma mitingi düzenliyoruz.

ATİK’li tutsakları sahiplenmek, Alman devletiyle Türk devletinin bu kirli iş birliğini teşhir etmek amacıyla düzenlediğimiz bu miting, aynı zamanda Türkiye hapishanelerindeki devrimci, yurtsever tutsakların tek tip elbiseye karşı direnişini sahiplenmek amacıyla yapılmaktadır.

EDİ BESE kampanyası platformu olarak, düzenlediğimiz bu ortak mitinge sizleri katılarak destek vermeye çağırıyoruz!

Tarih: 15 Aralık 2017

Saat: 11.30

Yer: Nymphenburger Strasse 16  Münih“

EDİ BESE KAMPANYASI