adhk tarafından

Leyla Güven ambulansla hapishaneden çıkarıldı

Ocak 25, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, mahkemenin tahliye kararının olumlu olduğunu, Güven’i alıp evine götüreceklerini ve açlık grevine devam edeceğini açıkladı

HABER MERKEZİ (25-01-2019) HDP Hakkari Milletvekili ve DTK Eş Genel Başkanı Leyla Güven’e, tutuklu yargılandığı davanın duruşmasında tahliye kararı verildi. Güven, ambulansla Diyarbakır E Tipi Hapishane’sinden çıkarıldı. Güven, açlık grevi eylemini sürdürecek.

Leyla Güven, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın üzerindeki tecridin kaldırılması talebiyle sürdürdüğü açlık grevinin 79‘uncu gününde.

Yurt dışı yasağıyla tahliye kararı verildi

Leyla Güven hakkında “Silahlı örgüt kurmak ve yönetmek”, “Örgüt propagandası yapmak” ve “2911 sayılı Yasa’ya muhalefet” iddialarıyla açılan davanın 5’inci duruşması Diyarbakır 9’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşma öncesi adliye çevresi ve içerisinde yoğun güvenlik önlemleri alındı.

Duruşmada iddia makamı, mevcut delil durumunu gerekçe göstererek Güven’in tutuklu halinin devamı yönünde görüş bildirdi.Mahkeme heyeti, dosyada delillerin toplanmış olmasını göz önünde bulundurarak yurt dışı yasağı koşuluyla Leyla Güven’in tahliyesine karar verdi.

Hapishaneden çıkarıldı

Güven, tutuklu bulunduğu Diyarbakır E Tipi Hapishane’sinden tahsis edilen ambulansla çıkarıldı. Güven, buradan Bağlar ilçesine bağlı Bağcılar mahallesinde bulunan evine götürüldü.

Açlık grevine devam edecek

HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, mahkemenin tahliye kararının olumlu olduğunu, Güven’i alıp evine götüreceklerini ve açlık grevine devam edeceğini açıkladı.

Ambulans bekletiliyordu

Evrensel’e konuşan Leyla Güven’in kızı Gazeteci Sabiha Temizkan, hapishane önünün abluka altında olduğunu aktarmıştı. Temizkan, “Görüşçüler dışında hiç kimsenin içeri girmesine izin verilmiyor. Vekilleri bile bırakmadılar. Öğleden sonra ancak alabiliriz” demişti.

Güven hapishaneden çıkarılmadan önce Sağlık Bakanlığına ait bir ambulansın hapishane bahçesinde bekletildiği belirtildi, hapishane idaresinin yürüyemeyen Leyla Güven için bir tekerlekli sandalye tahsis ettiği kaydedildi.

adhk tarafından

Söz, yetki, karar Dersim halkına! Sosyalist adayları destekliyoruz!

Ocak 24, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

ADHK (Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu), ADKH (Avrupa Demokratik Kadın Hareketi) ve SYM (Sosyalist Gençlik Hareketi) olarak, Söz, Yetki, Karar Dersim Halkına! Sosyalist adayları destekliyoruz!

ADHK (24-01-2019) Emperyalist-kapitalist sistemin uzun süredir içine girdiği üçüncü ekonomik ve siyasal krizin devam ettiği, bundan kaynaklı emperyalist haydutların topyökün dünya halklarına yönelik saldırılarının bütün şiddetiyle devam ettirildiği bu süreçte, Türkiye K. Kürdistan’da faşist TC devleti Türk islam sentezli AKP- MHP iktidarına “güven” tazeletmek adına yeni bir seçim aldatmacasıyla kitlelerin gelişen öfkesini silikleştirmeye çalışmaktadır.

Seçimlerin, halklarımız için bir kurtuluş olmadığını her fırsatta açıkladık ve bu yönlü söylemlerimizi söylemeye devam edeceğiz. Ancak içinde bulunulan süreci dikkate alarak (halklarımıza yönelik yürütülen saldırıların, gözaltıların, kıyım ve yıkımların sistematik bir şekilde devam ettirilerek bir korku imparatorluğunun yaratılmak istendiği bu süreçte) gündemdeki yerel seçimlere aktif olarak katılıp, faşizmin saldırılarına karşı durmayı, kitlelerle omuz omuza olmayı sosyalist mücadelenin taktik bir aşaması olarak ele alan SMF’nin yürüttüğü mücadeleyi desteklediğimizi ADHK olarak belirtmek isteriz.

Bu seçimlerin AKP- MHP faşist klikleri için ne denli önemli olduğunun kuşkusuz farkındayız. Sürekli kan kaybeden bu Türk- İslam sentezli iktidardaki faşist kliklerin her türlü hileye, yalana dolana baş vuracaklarını ve devletin bütün imkanlarını kullanarak, aslında sadece kağıttan kaplan olan iktidarlarının ne denli “güçlü” bir iktidar olduklarının çabası içerisine gireceklerini de biliyoruz. Ancak bütün bu faşist çırpınışlar nafile. Faşist AKP iktidarı aslında gerçek anlamıyla özellikle Anayasa referandumundan bu yana hiç bir dönem gösterilen oy oranına sahip olamadı. Emperyalistlerin desteği ve CHP’nin koltuk değnekliği sayesinde olmayan oylar varmış gibi gösterildi. Bir proje partisi olan AKP’nin, Orta Doğu’daki emperyalist dalaşlardan ötürü, onların çıkarları gereği iktidarda kalması gerekiyordu. Kuşkusuz başka başka nedenler de sıralamak mümkkün. Ancak şimdilik meselemiz bu değil.

Bu yerel seçimler, hakim sınıflar için olduğu kadar, devrimci- demokrat, yurtsever ve sosyalistler için de elbette ayrı bir önem arzetmektedir. Kendisinden olmayan herkese saldırıyı bir amaç haline getirmiş olan AKP- MHP faşist iktidarına karşı, geniş tabanlı bir demokratik cephenin oluşturulması, ortak düşmana karşı, ortak devrimci ittifakların yaratılması elbetteki en büyük arzumuzdur. Bu konuda SMF’nin mücadele tarihinin örnek bir tarih olduğu gerçeğini hiç kimse reddedemez. İttifaklar hiç bir zaman “hep bana, hep bana” anlayışı üzerinde şekillenemez. Karşılıklı tavizler, esnek politikalarla mümkündür. Devrimci mücadelede “büyük abi”, “küçük kardeş” anlayışlarına yer yoktur. Halkın ve devrimin çıkarları neyi gerektiriyorsa ona göre şekillenmek esasdır. Aynı zamanda hiç bir kurumun özgün iradesine gem vurulamaz. Bunlar sosyalistlerin vazgeçilmezleridir. Bu seçimlerde de SMF, bu zemin üzerinde hareket ederek taktik mücadele biçimini belirlemiştir. Bu seçimlerdeki tevrımızın bir yanını bu anlayış oluştururken, diğer bir yanını da Dersim’in, esasa itibariyla tarihi boyunca devlete muhalif duruşu ve devrimci yanıyla birlikte, herkes de kabul eder ki geleneğimiz açısından özel bir yerde durduğu gerçeğidir. Bundan ötürüdür ki Dersim her dönem ilgi alanımızın merkezi ve Dersim halkıyla bütünleştiğimiz bir mücadele alanı olmuştur. Dostlarımızın bu gerçeği bilmiyor olmaları düşünülemez. Bizim istem ve yaklaşımımızdan çok, dostlarımızın “sizinle omuz omuza olacağız, desteğimiz sizedir” demelerini beklerdik. Ama hayır, tam tersi bir tutumla karşı karşıya kaldık.

Dersim yerelinde daha başından itibaren HDP tabanı, yazarları, çizerleri dostane bir ilişki içinde olmak yerine, deyim yerinde ise dilmizin varmadığı hiçte hoş olmayan tutum ve davranışlar içine girerek sosyal medyada SMF’nin ilk başta aday adayı sonrasında adayı olan Mehmet Fatih Maçoğlu nezdinde aslında SMF hedef seçilerek akla hayale sığmayacak karalamalar, suçlamalar, küçümsemeler ileri sürebilmişlerdir. Yıllardır faşizme karşı, SMF geleneği ile HDP arasındaki dostane ilişkiler ve ittifaklar bir çırpıda yok sayılabilmiştir. Tüm uyarılara rağmen HDP’nin bu çirkin saldırıların önüne geçmemesi, en ufak bir resmi açıklama yapmaması meselenin tuzu biberi olmuştur. Elbette her bireyin söylemleri dikkate alınamayabilinir. Ama resmi bir yayın organındaki söylemler, hayatın gerçekliğiyle bağdaşmayan iddialar ve karalamalar düşündürücüdür. Şu söylem ciddi bir söylemdir. “Aday olan Maçoğlu’nun kazanması mevcut siyasi ortamda demokrasi güçleri açısından bir politik değeri yoktur.” Her şeyden önce Maçoğlu bir birey değildir. Biz meseleye Maçoğlu olarak değil, (ki bu yoldaşımızı önemsemediğimiz demek değildir) SMF olarak bakarız. SMF’nin kazanması durumunda bunun nasıl bir politik değeri olmuyor anlamak mümkün değil. Sosyalistleri bu denli küçümseme hakkını hiç kimse kandisinde görme hakkına sahip olamaz. HDP kazanınca politik bir değeri oluyor da, SMF kazanınca neden politik bir değeri olmuyor. Kayyum politikalarını geriletmek sadece HDP’nin tekelinde mi ? Ayrıca sosyalistlere olan bu güvensizlik niye. Kayyum atamalarında kurumumuzun tavırı açık ve net orta yerde duruyorken görmemezlikten gelmek kime ne yarar sağlar. Her bir iddiayı, karalamayı, suçlamayı ayrı ayrı ele alıp üzerinde uzun uzun yorumlar yapmayı, akla karanın karşılaştırmasını yapmayı en azından şimdilik uygun bulmuyoruz. Gerekte görmüyoruz. Fakat bunca suçlamanın, karalamanın üstüne kalem çektiğimiz, es geçtiğimiz anlamı da çıkartılmamalı. Elbette yeri ve zamanı geldiğinde dostane söylemlerimizi söyleyeceğiz. Unutulmasınki, SMF’nin Dersim yerelinde kazanması durumunda, kazanan Dersim halkı, devrimci demokratlar ve yurtseverler olacaktır. Bu faşist devletin en büyük düşmanı ve yine halkın en samimi dostları sosyalistlerdir. Bundandır ki üzülmeniz, dövünmeniz yerine sevinmeniz gerekir. SMF’nin kazanımını, kendi kazanımınız gibi görmelisiniz. Çünkü SMF, siz de kabul edersiniz ki dost, devrimci bir kurumdur. HDP’nin adayları nasıl bizleri mutlu kılıyorsa, SMF’nin kazanması da sizleri mutlu etmelidir. Dostluk, yoldaşlık bunu gerektirir.

SMF’nin bugüne kadarki yerel yönetimler deneyimleri, iktidar yürüyüşümüzün küçük küçük adımlarıdır. Özel olarakta Ovacık deneyimimiz eksiklikleri ve yetmezlikleriyle birlikte bu coğrafyanın da ötesinde kitlelerce kabul görmüş, umut olmuştur. “Nohut, Fasuliye” diyerek, gerçekleri kitlelerin gözünden uzak tutma anlayışınızı anlamış değiliz. Küçümsediğiniz o fasuliye ve nohut iktidar yürüyüşümüzde önemli bir yer tutmaktadırlar. Stratejik düşlerimiz, hedeflerimiz olan kolektifizmin, ortak üretimin, ortak paylaşımın ve ihtiyaçlara göre şekillenmenin ön adımlarıdır. Tüm ezilen kesimlerce kabul gören bu uygulamanın eksik ve gediklerini gidererek yolumıuza devam etmemizi, genişleyerek yaygınlaştırmamızı, “bir Dersim yetmez, bin Dersim gerek” şiarımıza uygun hareket tarızmızdan vaz geçmemizi kimin bizden isteme hakkı olabilir. Bizler nasıl ki ulusların kendi kaderlerini tayin hakkına müdahale hakkımızın olmadığı bilincinde isek, dostlarımız da sosyalistlerin iktidar yürüşlerine müdahale etme hklarının olmadığı bilincinde olmalılar.

Sonuç olarak, bu mücadele sürecinde, faşist devlet yönetimlerinin alternetifi olarak ve devrimin bir adım öne çıkmasında rol oynayacak olan yerel yönetimlerdeki halkın alternatif yönetim şekilini birfiil pratikte halka göstermek adına, sosyalistlerin kendi politikalarını hayata geçirme çabaları onların vazgeçilmez görev ve sorumlulukları arasındadır. Halkın söz, yetki ve karar hakının geliştirilip genişletilmesi devrimin bir adım ilerletilmesinin vesilesi olacaksa komünistler bunu hayata geçirmekte en ufak bir tereddüt duymazlar. Bu asla halk saflarındaki dostlarına karşı zarar verici bir tutum değil, tam aksine onların lehine, çıkar ve menfaatlerine olan bir tutum olur. Tamda bu anlayış içinde hareket eden SMF’nin tüm adaylarını desteklemek, dolayısıyla halkı söz, yetki ve karar sahibi kılmak için çıkılan yolda yürümek ADHK ve bileşenleri olan SYM ve ADKH’nın görev ve sorumlulukları içindedir. Aynı zamanda, adaylarımızın olmadığı yerlerde sosyalist, devrimci, yurtsever adayları desteklemek, onlarla omuz omuza olmak devrimci sorumluluğumuz gereğidir.

Kahrolsun Faşizm! Yaşasın Devrimci Dayanışma!

Faşizme, AKP/Erdoğan İktidarının Kayyumlarına Karşı Sosyalist Adayları Destekleyelim! Söz, Yetki, Karar Dersim Halkına!

ADHK (Avrupa Demokratik Haklar Konfederasyonu)

ADKH (Avrupa Demokratik Kadın Hareketi)

SYM (Sosyalist Gençlik Hareketi)

adhk tarafından

Demirtaş: Biz Kürt halkıyız, bu ülkenin öz be öz yurttaşlarıyız

Ocak 24, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

ANKARA – (24-01-2019) Edirne F Tipi Cezaevi’nden savunma yapan HDP’nin önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, “Biz teröre müdahil bir çevre değiliz, biz Kürt halkıyız Bizimle birlikte hareket eden demokrasi için mücadele eden, aramızda bulunan Türk, Arap, Süryani Ermeni arkadaşlarımla birlikte bu ülkenin öz be öz yurttaşlarıyız. Sizin kadar bu ülkede hakkımız var, sahibiyiz” dedi.

Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, tutuklu yargılandığı Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmasında öğleden sonra da savunma yapmaya devam etti. İki yıldan fazladır Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’nde kalan Demirtaş, SEGBİS ile bağlandığı duruşmada 17’nci fezlekeye dair savunma yaptı.

Demirtaş, 17’nci fezlekedeki suç tarihinin 25 Mart 2011 tarihli olduğunu anımsatarak, hazırlanan fezlekenin de öğleden önce yaptığı 16’ncı fezlekeden bir gün sonra yaptığı konuşmaya dair olduğunu söyledi.

‘SAVCI 4,5 YIL NİYE BEKLEDİ?’

17’nci fezlekenin yapılan açıklamadan 3,5 yıl sonra hazırlandığını dile getiren Demirtaş, “Bir önceki fezleke ise 4,5 yıl sonra Meclis’e gönderilmiş. Yani soruşturmayı yürüten savcının veya kolluğun soruşturmayı yürüttüğü aşamada, bir acziyet oluşturan bir kamu güvenliği tehdidi altında alelacele Meclis’e gönderilmiş bir fezleke de değil. Tümüyle siyasi gelişmelere istinaden polis fezlekesi olarak elde tutulmuş, olası gelişmelere göre de Meclis’e gönderilmek üzere Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığında bekletilmiş. Yoksa bir açıklama ile ilgili 4,5 yıl bir savcı niye bekler? Soruşturma mı çok derinlemesine yürütülmek zorunda? Hayır. Zaten delil diye bir şey yok. Bu fezlekede de delil başlığı diye bir şey yok. Açıklamadan ibaret bir suçlama söz konusuysa ve bu kadar ciddi bir suçlama ise 3,5 yıl 4,5 yıl niye bekledi savcı?” diye sordu.

‘İKİ AYRI SAVCI AMA NOKTASI VİRGÜLÜ AYNI’

Yapılanların hepsinin siyasi şantaj, tehdit, komplo ve baskı unsuru yapılmak üzere yürütülen soruşturmalar olduğunun altını bir kez daha çizen Demirtaş, “Şimdi 17 no’lu fezlekeyi okuyarak savunmama başlamak istiyorum. Dediğim gibi bir önceki ile aşağı yukarı aynı, yalnız burada şüpheli olarak ben ve Pervin Buldan gösterilmişiz. Eski milletvekilimiz şu andaki eş genel başkanımız ikimiz birden fezlekede şüpheli olarak belirtilmişiz. İddia şu, yine bir önceki fezlekenin kopyala yapıştır hali. Bakın iki ayrı savcı hazırlamış. Biri Uğurhan Kuş öbürü Volkan artık ne ise yani başka bir savcı. Bu 2014’te hazırlanmış diğeri 2015’te hazırlanmış. İki fezleke arasında bir yıldan fazla zaman var. 1 yıl 4 ay kadar. Fakat kelimesi kelimesine aynı. Ben 17’inci fezlekeyi okuyacağım ama siz 16’ıncı fezlekeye bakabilirsiniz. Göreceksiniz ki noktasına virgülüne dokunulmamış” dedi.

‘GERÇEKTEN TAM OLARAK ÖRGÜTE BİZ NASIL YARDIM ETMİŞİZ?’

Hakkında hazırlanan 17’nci fezlekeyi okuyan Demirtaş, savunmasını şöyle sürdürdü: “Şimdi iddia kısmının giriş bölümü kopyala yapıştır şeklinde alınmış. Savcılar kendi arasında mesleki dayanışma yürütebilirler, destek anlamın da birbirleriyle bilgileri paylaşabilirler. Bunda ne yasal ne hukuki bir sıkıntı yok. Fakat bir buçuk yıl arayla soruşturma yürüten iki savcının iki milletvekili, birisi eş genel başkan, onlara ilgili ciddi bir iddia ortaya koyacaksa kendine has bir soruşturma yürütmesi lazım. Gerçekten tam olarak biz nasıl örgüte yardım etmişiz, nasıl propaganda yapmışız. 2911’i nasıl ihlal etmişiz? Bunu bütün delilleriyle belgeleriyle ikna edici bir şekilde her türlü şüpheden uzak düzenlemesi ve parlamentoya göndermesi lazım. Fakat kendilerine o kadar güveniyorlar ki nasıl olsa parlamentoda da bu işler politik saiklerle yürüyor diye gerek bile duymamışlar. İki fezlekede de deliller diye bir başlık yok. Dosyada hangi deliller var onu belirtmemiş.

Bu fezlekeye dayanarak da tek bir milletvekili bunu okumadan, komisyona havale edilmeden, genel kurulda tartışılmadan dokunulmazlığımız kaldırıldı, Anayasaya aykırı bir şekilde hakkımızda kovuşturma ve soruşturma başlatıldı. Şimdi İki yıldır tutukluluğumun devamına karar verilen fezlekelerden biri de bu olmaya devam ediyor.”

Söz alan Demirtaş’ın avukatlarından Mehmet Emin Aktar, “24 Mart 2011 biri 25 Mart 2011 yılında düzenlenen iki fezleke. Buradaki olaylarla ilgili olarak tanıklıklarımda var. O dönemde Baro Başkanı’ydım Diyarbakır Valisi şehrin bir alanını yasak bölge ilan etmişti ve ona karşı tüm sivil toplum örgütleri tepki göstermişti bende Baro Başkanı olarak DTK binasına gittim. Çıkışta da basına açıklama yaptım. Birkaç ay sonra savcılık tarafından ifadeye çağrıldım. İfadeye gitmedim. 2911 sayılı kanuna dair soruşturma açıldığını söylendi ama açıklanmadı. O tarihte o olayla ilgili bir tek soruşturma açılmadı. Şimdi o tarihte herkes hakkında takipsizlik kararı verildi. Selahattin Demirtaş’ın ismi nerede geçmiş ise fezleke düzenlenmiş. Özellikle 2015 yılının 7 Haziran sonrasında” dedi.

Özel bir saikle hareket edildiğine dikkat çeken Aktar, “Kovuşturmanın ertelendiği bir soruşturma ile ilgili fezleke hazırlanması kabul edilemez. Savcının amacı daha çok fezleke hazırlamak. İddianamenin sayfa sayısını arttırmaktır” dedi.

‘KADÜK OLMUŞ SORUŞTURMALAR TUTUKLANMAMIZA GEREKÇE’

Ardından Selahattin Demirtaş 20 Nolu fezleke ile devam etti. Demirtaş, “Avukatlarımın ısrarla dikkat çektiği vakti zamanındaki soruşturmaların yeni yasal düzenlemeler nedeniyle kadük hale geldiği fezlekeler bunlar. Ben savunmalarımı halka yapıyorum ki iyi anlaşılsın. Biz neyle suçlandık? Şu anda mahkeme düşmüş, kadük olmuş soruşturmaları tutuklanmamızda gerekçe olarak ısrarla karara koymaya devam ediyor. Bunun halk tarafından görülmesi bizler açısından önemlidir. Sizler zaten bunu biliyorsunuz. Hukukçusunuz. Dosyaya konulan delil nedir, yasa değişiklikleri nedir?” diye sordu.

Bu fezlekenin de tipik bir komplo-kumpas fezlekesi olduğunu dile getiren Demirtaş, şöyle devam etti:  “İddianameye konulmuş olması da utanç verici. Fezleke olarak düzenlenmiş olması utanç vericidir. Bir savcı, kendine güvenen bir hukukçu elindeki belgeyle, delille dosyasını hazırlar, mahkemeye sunar ya da meclise gönderir. Biz de mahkemeye çıktığımızda da en azından savcının yaptığı çalışmaya saygı duyarız. En azından hukukçu kimliği ile objektif bir dosya hazırlamış, iyi çalışmış, lehte aleyhte tüm delilleri toplamış, mahkemenin takdirine sunmuş deriz. Ama bu fezlekeye karşı neyin savunmasını yapacağız. Neyle suçlanmışız? Ben ve Pervin Hanım ne yapmışız tam olarak? Mesela Cuma Namazı kılmışız. Bu suç mudur? Anlaşılmıyor. Slogan mı atmışız, belirtmiyor. Taş mı atmışız belirtmiyor, molotof mu atmışız, belirtmiyor. Suç olarak savcının kendisinin gördüğü pankart mı açmışız belirtmiyor. Ne şekilde bir örgüte yardım etmişiz, belirtmiyor. Konuşma içeriğimizi tek cümle ile belirtmiyor.”

O tarihteki AKP-cemaat ilişkisine yeniden değinen Demirtaş, şu ifadelerde bulundu: “O dönem Diyarbakır Başsavcısı, şimdi FETÖ itirafçısı, gidip kendisiyle görüştük. ‘Bakın biz siyasetçiyiz, yapmayın böyle’ dedik. Biz barış arayışındayken bunları nasıl yapıyorsunuz diye. Açık yürekliydi, ‘Hükümetin arzu ettiği çizgide olursanız bunu değerlendiririz.’ 2010-2011. Hiç de saklama gereği duymuyordu. Masasındaki dosyalara elini vuruyordu, ‘Bunlar da sırada bekleyenler. Gelişmelere bakacağız.’ Gelişmelere baka baka sayı 10 bini buldu. KCK operasyonları adı altında 10 bin partilimiz tutuklandı.

O üç yıl içerisinde, 2009, 2010, 2011 ve hepsi 5 yıl tutuklu kaldı. Sonra tutuklama 5 yılla sınırlanınca tahliye oldular. Şimdi ceza aldılar. İstinaf Mahkemesi dosyaya bakmadan onayladı, Yargıtay’a gönderdi, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı şu anda onama istiyor. On binlerce sayfa, binlerce klasör, tek tek incelemek bile yıllar sürer. Ama savcı birkaç ayda daha dosya Yargıtay’a gelir gelmez onama istedi. Bunların hepsi o dönem başlayan siyasi operasyonlarının, AKP cemaat işbirliğiyle başlayan operasyonlarının halen devam ettiğini, aynı siyasi saikle hareket edildiğini göstermektedir.”

‘15 MİLYONLUK NÜFUS TERÖRİZE EDİLİYOR’

Devletin tüm kurumları tarafından hedef haline getirildiklerine dikkat çeken Demirtaş, 2014 yılındaki MGK kararlarını da hatırlatarak, şöyle konuştu: “Bir devlet bütün kurum ve kuruluşlarıyla, yargısıyla, Anayasa Mahkemesi’yle, parlamento ve hükümetiyle biz ülke içerisindeki siyasi bir gruba karşı topyekûn mücadele ediyoruz diye bir karar almış olabilir ki almış, MGK kararlarında var bunlar. O grup da biziz. Bizi de teröre müdahil çevre olarak tanımlıyorlar. Kimiz biz peki? 6 milyon oy almayı başarmış, aileleriyle birlikte en az 15 milyonluk bir nüfustur. Terör de değiliz, bunlarla mücadele edeceğiz. Bunlarla mücadele edilirken terörle mücadele zafiyete uğramasın diye, terörle mücadeledeki görev alan personel moral motivasyon bozukluğu yaşamasın diye gerektiğinde kanunlar, teamüller ve anayasa görmezden gelinecek. Çünkü önemli olan devletin bekasıdır. Bu perspektif bu anlayış açıktan veya örtülü olarak, resmi veya gayri resmi olarak sürekli devlet kurumlarına verilmektedir.”

‘PERSPEKTİFLERİ VATAN MİLET SAKARYA’

Terörle mücadele adı altında her şeyin yapıldığını vurgulayan Demirtaş, “Bir bakan, şu anda görevde olan bir bakan Diyarbakır’daki hakim ve savcıların tamamını mesai saati sonrası konferans salonuna topluyor Ankara’dan telekonferansla bağlanıyor. Adalet Bakanı da değil ve hakim ve savcılara terörle mücadelenin önemini anlatıyor o konferansta. Hakim ve savcılar da pür dikkat o bakanı dinliyor ve kendisine verdiği perspektif de şudur;  ‘biz terörle mücadele ediyoruz, siz de bize yardımcı olacaksınız. Önümüze gelen dosyalarda ince eleyip sık dokumayın. Arada mağdurlar da olabilir, önemli değil. Devletin bekası önemlidir. Devlet tehdit altındadır, 3-5 kişi de mağdur olursa çok önemli değil.’ Perspektif bu: Vatan millet Sakarya” ifadelerinde bulundu.

‘BİZ KÜRT HALKIYIZ, BU ÜLKENİN ÖZ YURTTAŞLARIYIZ’

Demirtaş savunmasında şu noktalara dikkat çekti: “Biz teröre müdahil bir çevre değiliz, biz Kürt halkıyız. Bizimle birlikte hareket eden demokrasi için mücadele eden, aramızda bulunan Türk, Arap, Süryani Ermeni arkadaşlarımla birlikte bu ülkenin öz be öz yurttaşlarıyız. Sizin kadar bu ülkede hakkımız var, sahibiyiz. Cumhurbaşkanından daha az değildir bu ülkedeki yurttaşlık hakkımız. Kimse bizi düşman olarak tanımlayamaz. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Avrupa Parlamenterleriyle yaptığı bir görüşmede Avrupa parlamenterleri benim tutuklu olduğum hususunu dile getirince benimle ilgili ‘O düşmanımızdır’ lafını kullanmıştır. Çıksın inkar etsin bakalım Çavuşoğlu. Düşman demiştir Çavuşoğlu. Böyle bir Dışişleri Bakanının, böyle bir hükümetin, böyle bir zihniyetin yargı faaliyeti böyle olur işte. Düşman olur. Yurttaş hukuku diye bir şey yok.

1924’TEN BU YANA DÜŞMAN HUKUKU UYGULANIYOR

Cumhuriyetin kuruluşu 1924’ten beri böyle görüldüğümüz için bu sorun devam ediyor. Siz bunu yapmaya, biz bunu anlatmaya devam edeceğiz. Dilimiz döndüğünce, sözümüz yettiğince. Kimin hangi hukuksuzluğu bize dayattığını biz çok iyi biliyoruz. Ama şunu da iyi biliyoruz; biz de bugüne kadar bunlardan asla bir adım geri atmadık. Çünkü bu ülke ülkemizdir, vatanımızdır. Dilimizle kültürümüzle eşit özgür yurttaş olana kadar da haklarımızı savunmaya devam edeceğiz. Bizi düşman olarak gören zihniyeti kabul etmeyeceğiz. Bana düşman diyen, ithamda bulunan bu ülkenin Dışişleri Bakanı’nın provokasyonlarına gelmeyeceğiz. Bu utanç onun utancıdır. Ben cezaevindeyken benim arkamdan  ‘o düşmandır’ bizim için diyen Dışişleri Bakanı hiç benim Dışişleri bakanım olamaz. Bu ülkenin hiçbir yurttaşının da Dışişleri bakanı olamaz. Siz de bu anlayışla hareket etmeye devam ediyorsunuz.

TÜM İMKAN VE BASKI POLİTİKALARINA RAĞMEN AKP KAYBETTİ

Bunlarla yargılanmak utanç vericidir. Benim açımdan değil tabii, bunu yapanlar açısından. Bunlardan dolayı tutuklu kalmak ayrı bir utançtır. Tayyip Erdoğan’ın önü açılsın, rahat rahat tek başına iktidar olsun diye HDP’ye operasyon yapmak utanç vericidir. Bunlardan medet ummak da utanç vericidir. Bunun başarılı olmadığını, olamayacağını gösterdik, göstermeye de devam edeceğiz. Şu bilinsin, bu fezlekeyi hazırlayan savcı da bilsin, bizi tutuklayan savcı hakim de bilsin. Her yerde polisiye tedbirlerle HDP’nin çalışması engellendi. Öte taraftan iktidar partisi devletin bütün gücüyle, maliyesiyle, hazinesiyle, medyasıyla, güvenlik güçleri, kaymakamı, holdingleri valisiyle ne varsa elinde, il tarım müdüründen, Cumhurbaşkanının imkanlarına kadar devletin minicik imkanını bile kullanarak seçim kampanyası yürüttüler. AKP yüzde 49’dan yüzde 42’ye düştü, HDP yüzde 10,7’den yüzde 11,8’e çıktı. Hadi bakalım kim kazandı? AKP bütün gücünü, devletin bütün imkanlarını kullandı ve 7 puan kaybetti halk nezdinde.

‘BAŞARACAĞIZ’

Demek ki halk bizim bu dediklerimiz sahipleniyor. Hangi askerin polisin annesi evladının yaşamını yitirmesini ister? Dağdaki hangi çocuğun annesi babası bunu ister? İstemez. Biz barış olsun, siyasetle çözelim dediğimizde hepsinin yüreğinin içinde buna karşı bir sempati oluşuyor. Savaş diyenlerini savaş çığırtkanlarının çığlıkları, halkın tepkisini çekiyor. Onlar kaybediyorlar, oy, güç, destek kaybediyorlar. Ama bunu çaktırmamak için görünür kılmamak için ellerinden geleni yapıyorlar. Kaybetmeye de mahkumlar. 2 yıldır buradayız, partim dimdik ayaktadır. Daha da büyümeye devam ediyor, büyüyerek devam edecek bundan hiç şüphem yok. Eğer HDP’nin bu ülkede savaş, ölüm, kan, gözyaşıyla ilgili en küçük bir hatası olsa, o gün HDP’den istifa ederdim. Benim bunda en küçük bir hatam olsa, halktan binlerce defa özür diler siyaseti bırakırdım. Benim HDP’ye olan inancımın, HDP çizgisine olan inancımın sebebi budur. Başaracağız HDP sadece Kürdün partisi değildir, Türkiye’nin demokratik çizgisini temsil ediyoruz. Bunu da engellemeye çalışıyorlar, ırkçısı, faşisti, milliyetçisi, dincisi yobazı gericisi el ele vermiş ‘vay bu ülke bizimdir kimseye nefes aldırmayacağız ‘diyor. Kusura bakmayın bu ülke bizim de değil sizin de değil, hepimizindir. Biz size saygı duyuyoruz, siz de bize saygı duymayı öğreneceksiniz.”

‘ÖLDÜRMEKLE BİTMİYOR’

Yargının HDP’yi boğmaya çalıştığını kaydeden Demirtaş, “Ama yargı, iktidar ve yandaşlarına büyük toleranslı davranıp onlara muazzam siyaset imkanı sunarken bizi boğmaya çalışıyor. O zaman ülkenin yargısı değildir bu, partinin yargısıdır. Yargı makamları bağımsız değil, bir partiye bağlı çalışıyor çünkü başka bir partiyi boğmaya çalışıyor. Size az gelebilir ama 6 milyon oy Yunanistan’ın seçmen sayısıdır. Yani biz Yunanistan’da seçime girsek ve 6 milyon oy alsak tam yüzde yüz oy almış oluyoruz. Avrupa’daki 18 ülkenin toplam nüfusundan fazla oy alıyoruz bu ülkede. Türkiye’nin nüfusu kalabalık coğrafya büyük diye size az geliyor olabilir. Biz neredeyse Irak’ın seçmen sayısı kadar oy alıyoruz, İsviçre’nin toplam nüfusundan fazla oy alıyoruz öyle bir fark ki. Ama siz bizi terörist ilan ediyorsunuz Ben terörist, 6 milyon terörist, peki ailelerle birlikte 15 milyon teröristtir ne yapacaksınız bizi? Ne yapacaksınız bizi? Bir çaresini bulun. Valla yargılamakla bitmiyor. Öldürmekle de bitmiyor. Bitmiyor” diye kaydetti.

‘YARGI CESUR OLMALIDIR’

Yargının cesur olması gerektiğini vurgulayan Demirtaş, savunmasını şöyle sonlandırdı: “O nedenle yargı, bütün yargı için sadece heyetiniz için söylemiyorum bütün yargı cesur olmalıdır. Gerçekten de hukuka uygun kararlar vererek özellikle siyasete dair tıkanmış mevzularda ön açıcı yol gösterici olmalıdır. Yargı bana dair bir karar tahsis ederken gerekçede ifade özgürlüğü nedir, siyaset nedir, siyasette hak ve özgürlüklerin savunulması nedir, bunu geniş geniş anlatmalı özgürlükçü bir bakış açısıyla bunun çerçevesini çizmeli. Ben de çıkıp gençlere diyebilmeliyim ki, ya da arkadaşlarım başka bir davada, bakın Türkiye’de hakimler var arkadaşlar korkmanıza gerek yok, bak burada yazmış gerekçeleri, diyor ki sen doğrudan şiddeti teşvik etmeden şiddet kullanmadan istediğin siyasi faaliyeti yürüt, dernek vakıf, siyasi partide çalış, gösteri yap, miting yap, yürüyüş yap, buradaki kriter şiddeti doğrudan övme, doğrudan şiddet kullanma ırkçılık yapma. Başka kriter yok diyor. O yüzden güvenin yargıya, o yüzden siyasete gelin. Ama sizin gerekçelerinize Bülent Arınç baksa herhalde dağa çıkar, çünkü kendisi bu konularda çok duygusaldır.

YARATTIĞINIZ TRAJEDİYİ GÖRÜN

Ülkeden kaçan kaçana, kaçanlar da biz değiliz parası olan kaçıyor. Fakir fukara burada. Bu ülke fakir fukara ülkesi, parası olan başka yerden vatandaşlık alıyor, başka yerden ev alıyor başka yerde iş buluyor, yatırım yapıyor da ev alıyor. Korkuyorlar çünkü yargı yok. Bir tek sığınabileceğimiz liman yargıydı o da çöktü. Tam arkanızdaki yazı çöktü. Adalet mülkün temeli değildir, temel çöktü. Ben tek başıma bunu düzeltemem. HDP tek başına bunu düzeltemez. Selahattin Demirtaş 2 yıldır tutuklu, muhtemelen yarın savcı diyecek ki senin dosyandaki bilgi belge falan filan tutukluluk halinin devamına. Siz de diyeceksiniz ki katibe kopyala yapıştır geçen sefer niye tutuklanmıştı, onun aynısından. Çok da umurumda değil ama yarattığınız trajediyi görmelisiniz.

BEN HUKUKSUZLUĞA KARŞI DİRENİYORUM

Heyetiniz bilsin ki ben direniyorum. Size karşı değil hukuksuzluğa karşı direniyorum. Dilim döndüğünce anlatmaya çalışıyorum Topluma, halka anlatmaya çalışıyorum. Yılmadım bıkmıyorum Kendimi aklamaya çalışmıyorum. Türkiye toplumuna karşı borçluyuz biz. Çocuklarımız var büyüyecek bu ülkede yaşamaya devam edecek Barış içinde yaşasın istiyorum çocuklarım. Sizin çocuklarınızla kardeş kardeş büyüsün, öbürünün çocuğu ile kardeş kardeş büyüsün. Öbür türlü içeride yatarız. Ne kadarsa bitin gitsin deriz. Ama yüreğimiz el vermiyor buna. Son saniyeye kadar burada avukatlarımla birlikte, partimle birlikte, arkadaşlarımla birlikte Türkiye toplumunu hukuka davet etmek olacak. iktidarı hukuka davet etmek olacak. Bu mücadeleyi sürdüreceğim. Bu fezlekelerde belirttiğim şekilde siyasi görüşümü kendimi ifade etmem terör faaliyeti olarak addedilmiş. Yasadışı gösterilmeye çalışılmış. Tümüyle hukuk dışıdır. Yapılanın kendisi suçtur. Bizim yaptığımız suç değildir. Aleni tek bir deliliniz yok, olamaz da. Ne yaptığımızı, ne yapmadığımızı neyin içinde olduğumuzu biliyoruz.”

Demirtaş’ın savunmasının ardından mahkeme heyeti duruşmayı yarın sabah saat 10’a erteledi.

mezopotamyaajansi

adhk tarafından

Plaza de Mayo Anneleri’nden Leyla Güven’e mektup

Ocak 24, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

78 gündür açlık grevini sürdüren Leyla Güven ile dayanışmak amacıyla mektup kaleme alan Arjantin’deki Plaza de Mayo Anneleri, Güven’in çağrısını büyütmeye çalışacaklarını söyledi

HABER MERKEZİ (24-01-2019) PKK lideri Abdullah Öcalan’a yönelik tecridin kaldırılması talebiyle Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) Hakkari Milletvekili Leyla Güven’in açlık grevi bugün 78’inci gününde.

Diyarbakır E Tipi Hapishanesi’nde tutuklu bulunan Güven için Plaza de Mayo Anneleri bir mektup kaleme aldı.

Arjantin’de askeri dikta döneminde zorla kaybedilenlerin akıbetini öğrenmek için mücadele eden Plaza de Mayo Anneleri’nden Nora Cortiñas’ın yazdığı mektup şöyle:

“Yoldaş Leyla Güven,

Ben Plaza de Mayo-Linea Fundadora Annesi, Nora Cortiñas.

Halkınızın özgürlüğü için ve Kürt hareketinin tutuklu lideri Abdullah Öcalan’a dönük tecride son vermek amacıyla yürüttüğünüz mücadeleyle dayanışmamızı ifade etmek için yazıyorum.

Yaşamınızın ve sağlığınızın risk altında olmasına rağmen Erdoğan rejimi Öcalan’ın halkıyla iletişim kurmasına izin verene kadar bu eyleme devam etmek kararlılığınızdan emin olduğunuzu biliyoruz.

Plaza de Mayo-Linea Fundadora Anneleri diktatörlüğe karşı 40 yıllık bir direniş geçmişine sahip, bu yüzden bu mücadelede kişinin çeşitli yollarla hayatını adadığını biliyoruz.

Kayıtsızlıkla sarsılan bu dünyada, farklı cezaevlerinde çoğalan bu eylemin yalnızca onurlu bir jest ve bir örnek olarak kalmamasını diliyoruz. Aynı zamanda tüm siyasi tutukluların özgürlüğü hedefine ulaşılmasını diliyoruz.

Sizi kucaklıyor, burada sesinizi yükselteceğimize ve çağrınızı büyüteceğimize duyduğumuz bağlılığımızı bildiriyorum. Biliyorum ki bu kucaklaşma yakında gerçek olacak, birbirimize sarılacağız ve Kürdistan’daki kadınların devrimi için mücadelenizde size yakın olmaya, eşlik etmeye devam edeceğiz.

adhk tarafından

‘Komünist Başkan’ kitabı hapishanede yasaklandı

Ocak 23, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

Dersim Ovacık Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu ve çalışmalarını anlatan ‘Ovacık’tan Yeşeren Umut: Komünist Başkan’ kitabını Yozgat Boğazlıyan T Tipi Kapalı Hapishane’sinde yasaklandı

HABER MERKEZİ (23-01-2019) Siyah Beyaz yayınları tarafından yayımlanan ‘Komünist Başkan’ adlı kitabın Yozgat Boğazlıyan T Tipi Kapalı Hapishane’sinde yasaklandığı ortaya çıktı.

Dersim Ovacık Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu ve çalışmalarını anlatan ‘Ovacık’tan Yeşeren Umut: Komünist Başkan’ kitabını Yozgat Boğazlıyan T Tipi Kapalı Hapishane’sinde yasaklandı.

Siyah Beyaz yayınları resmi sosyal medya hesabından verdiği bilgiye göre; “Komünist Başkan kitabımız hapishanede yasaklandı! kitabınızı aldım hapishanede bulunan bir mahkum için gönderdim.Hapishane yönetimi kitabı yasaklı yayın olarak nitelendirmiş ve içeri sokmamış. Bu durumu bilmek istersiniz diye düşünüyorum. Boğazlıyan T tipi kapalı Hapishane /YOZGAT” ifadeleri kullanıldı.

adhk tarafından

Esat Naci Yıldırım ve Kadir Karabak’ın direnişi taleplerinin kabul edilmesiyle sonuçlandı

Ocak 23, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

ADHK olarak, Avrupa’nın üç merkezinde yaptığımız destek açlık grevleriyle ortak olmanın haklı gururunu yaşıyoruz Elbette bedenlerini ölüme yatıran yoldaşlarımızın yanında bizim yaptıklarımız, okyanusta damla bile değildir

ADHK (23-01-2019) Van F tipi hapishanesinde ölüm orucu direnişinde olan, MKP ve TKP/ML dava tutsakları Esat Naci Yıldırım ile Kadir Karabak’ın taleplerinin kabul edildiğini öğrenmiş bulunuyoruz. Ölüm orucunun 127. gününde gelen bu haber, bir kez daha faşizme karşı kazanım elde etmenin mücadeleden geçtiğini kanıtlamaktadır. Bekletilmenin sistematik bir ceza biçimine dönüştüğü hapishane kurumu, iktidar sahiplerince toplumdan tecrit edilmesi gerekenlerin, fikirlerin baskı altına alınarak ehlileştirilmeye çalışıldığı mekanlardır. F tipleri ise, tecrit mantığının daha da ileriye taşınarak tecrit içindeki tecrit operasyonlarının merkezileşmesidir. Politik tutsaklar için hapishaneler, sınıf mücadelesinin keskin bir şekilde devam ettiği kavga alanlarıdır. Bu kavga alanlarında en insani talepler bile, çoğu zaman bedeller ödenerek alınabilmiştir. Türkiye/Kuzey Kürdistan hapishanelerinde bugün, tecrit uygulamaları, insan haklarının yoğun bir şekilde gaspı, baskı ve işkencenin yaygınlığı, AKP-MHP faşist ittifakı politikalarının doğal sonucudur.

Dışarısı ile içerisi arasındaki mevcut sınır o denli silikleşmiştir ki, mekanlar çok çabuk yer değiştirebilmektedir. Milletvekilleri, aydın ve yazarlar, gazeteciler, hak mücadelesi yürütenler, demokratik hakkını kullanan işçi, emekçi ve öğrenciler, sosyal ve ulusal kurtuluş kavgası verenler, hapishaneleri yurt eylemişlerdir. Komprador hakim sınıflar devleti ve anda ki siyasal sözcüleri olan AKP-MHP kliği faşist baskı ve sömürü politikalarında çığır açmakta, deyim yerindeyse çağ açıp çağ kapatmaktalar. Bu zulüm, talan ve sömürü cenderesinde, bedenlerini ölüme yatırarak direnişlerini kazanımla sonuçlandıran Esat Naci ve Kadir’i selamlıyoruz. Bu direnişin sonucunda hayatta olmalarını sevinçle karşılıyoruz. Bu direnişe, Avrupa’nın üç merkezinde yaptığımız destek açlık grevleriyle ortak olmanın haklı gururunu yaşıyoruz. Elbette bedenlerini ölüme yatıran yoldaşlarımızın yanında bizim yaptıklarımız, okyanusta damla bile değildir.

Esat Naci ve Kadir’in kazanımla biten direnişi, tecrit duvarını yıkmamış sadece bu duvarda anlamlı bir gedik açmıştır. Bu duvarda gedik açma mücadelesi çeşitli direniş yöntemleriyle devam etmektedir. Gerek hapishane idaresinin kişiliksizleştirme, teslim alma uygulamalarına ve keyfi yönetimlerine karşı direnerek gerekse de Leyla Güven ve yüzlerce tutsağın yaptığı açlık grevi ile direniş hattı sürmektedir. Leyla Güven’in 77. güne giren açlık grevine destek amaçlı yapılan açlık grevleri Hewler’de 64. hapishanelerde 39. Strasbourg ve Galler’de 38. Güne gelmiştir. Sistematik bir politika olan tecriti ancak sistematik bir karşı koyuşla püskürtmek mümkün olabilir. Devrimci, komünist ve yurtsever tutsakların lokal düzeyde ve dağınık itirazları, iktidar sahibi sınıf ve yöneticileri belli derece de geri adım atmaya zorlasa da, maalesef koşullarda esaslı bir değişime yol açmamaktadır. Sınıf ve halk muhalefetinin geriye çekildiği mevcut anda ki durumda bu olumsuzluğa katkı sunan başka bir dinamiktir.

Konfederasyonumuz, hapishanelerde süre gelen direnişin doğal bir bileşeni olduğunu bu vesileyle yüksek bir sesle dile getirir. Siyasi tutsakların gerek mücadele süreçlerinde gerekse de esaret koşullarında, ihtiyaçlarına cevap olmaya dün olduğu gibi bugün de katkı sunmaya devam edecektir. Başta örgüt kitlemiz olmak üzere, tüm emekçi halk kitlelerini maddi ve manevi olarak devrimci tutsaklarla dayanışmada bulunmaya çağırıyoruz.

İÇERDE DIŞARDA HÜCRELERİ PARÇALA!

TECRİT İŞKENCESİNE SON!

DEVRİMCİ TUTSAKLAR ONURUMUZDUR!

AVRUPA DEMOKRATİK HAKLAR KONFEDERASYONU

adhk tarafından

Berkin Elvan’ı vuran polisin Fatih Dalgalı olduğu bilirkişi raporuyla ortaya çıktı!

Ocak 23, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

Halkın Hukuk Bürosu, Berkin Elvan’ı vuran polisin sanık Fatih Dalgalı olduğunun bilirkişi raporuyla ortaya konduğunu açıkladı

HABER MERKEZİ (23-01-2019) Halkın Hukuk Bürosu, bugün yaptığı açıklamada Haziran direnişi sırasında Okmeydanı’nda Berkin Elvan’ı vuran polisin tespit edildiğini açıkladı. Berkin Elvan’ın vurulma anına yönelik görüntüler Adli Tıp Kurumu’nun incelemediği görüntüler, özel bir ekip tarafından incelenmesine karar verilmişti.

Halkın Hukuk Bürosu, bugün yaptığı açıklama ile sanık olarak mahkemede yargılanan Fatih Dalgalı’nın Berkin Elvan’ı vuran kişi olduğu teknik bilirkişi raporu ile tespit edildi.

Halkın Hukuk Bürosu açıklaması şu şekilde;

Adli Tıp Kurumu’nun ısrarla incelememe yapmaması üzerine Berkin Elvan’ın vurulma anına ait görüntüler özel teknik bilirkişi heyetine gönderildi. Bugün görülecek duruşma öncesi dosyaya sunulan teknik bilirkişi raporuna göre sanık Fatih Dalgalı, Berkin’i vuran polis ile aynı kişi.

adhk tarafından

Demirtaş, “Güven’i ve hapishanelerde açlık grevlerine girenleri selamlıyorum”

Ocak 23, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

Tutuklu yargılandığı dava duruşmasına SEGBİS ile katılan HDP’nin önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, açlık grevindeki Leyla Güven’e dair konuştu Demirtaş, “Sayın Leyla Güven’in eylemi hukuki ve meşrudur”

HABER MERKEZİ (23-01-2019)  Tutuklu yargılandığı dava duruşmasına SEGBİS ile katılan HDP’nin önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, açlık grevindeki Leyla Güven’e dair konuştu. Demirtaş, “Sayın Leyla Güven’in eylemi hukuki ve meşrudur. İmralı’da aile ve avukat görüşünün sağlanması talebi anayasal bir haktır. Güven bir politikacı olarak onurlu bir duruş sergiliyor” dedi.

Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın tutuklu yargılandığı dava duruşması Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi Sincan Cezaevi Kampüsü Salonu’nda görülmeye başlandı. Edirne F Tipi Kapalı Hapishane’sinde tutuklu bulunan Demirtaş, sağlık sorunları gerekçesiyle mahkemeye katılmama yönünde mazeret dilekçesi verdiği duruşmayı izlemek üzere yerli ve yabancı çok sayıda isim mahkeme salonunun önüne geldi.

HDP Meclis Başkanvekili Mithat Sancar ve milletvekilleri Hüseyin Kaçmaz, Abdullah Koç, Mehmet Tiryaki, Mahmut Celadet Gaydalı ve Habip Eksik’in de aralarında olduğu kalabalık bir partili grubunun yanı sıra Diyarbakır eski Baro Başkanı Ahmet Özmen duruşmayı takip etti.

Gelen yabancı heyetlerden bazı isimler ise akreditasyon gerekçesiyle duruşmaya alınmadı. İsveç Sosyal Demokrat Parti milletvekili Yılmaz Kerimo, EFA/Yeşiller Başkan Yardımcısı Lorena Lopez Lazcalle duruşmaya alınırken, Norveç Kızıl Parti Milletvekili Johan Petter Andresen, Danimarka Sosyal Demokrat Parti Milletvekili Lars Aslan Rasmussen, Danimarka Kızıl-Yeşil İttifak Milletvekili Søren Søndergaard  ve İsveç Elçiliği’nden bir diplamat ise duruşmaya alınmadı.

Demirtaş’ın Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığı ile katıldığı duruşma, kimlik tespiti yapılması ile başladı.

Demirtaş yaptığı savunmasına DTK Eşbaşkanı ve HDP Hakkari Milletvekili Leyla Güven’in PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın üzerindeki tecridin kaldırılması talebiyle 77’inci gününe giren açlık grevine değinerek başladı.

Demirtaş, Güven’e dair şunları söyledi: “77 gündür açlık grevinde olan sayın Leyla Güven, parlamentonun bir üyesidir. Barış, demokrasi için bedenini ölüme yatırmıştır. TBMM acilen heyet oluşturup, Leyla Güven’in ziyaretine göndermelidir. Leyla Güven’in talebi meşrudur. İmralı Hapishanesindeki tecrit kaldırılmalıdır. Parlamentonun sessizliği kabul edilemez. Parlamentodan bir heyet derhal hapishaneye gönderilmeli. Adalet Bakanı üst düzey bir yetkili hapishaneye gönderilmeli, bu konuda sorumluluk almalı. Güven’in eylemi hukuki ve meşrudur. İmralı’da aile ve avukat görüşünün sağlanması talebi anayasal bir haktır. Güven bir politikacı olarak onurlu bir duruş sergiliyor. Güven’i ve hapishanelerde açlık grevlerine girenleri selamlıyorum.”

Mahkemeye yönelik savunma yapmadığını söyleyen Demirtaş, “Öncelikle, savunmamın kamuoyuna, halka yönelik bir savunma olduğunu bir kez daha belirtiyorum. Çünkü mahkeme, başından beri politik bir tutum sergiledi. Aslında en doğrusu savunmamı kesmemdir. Fakat kamuoyuna karşı, halka karşı bir sorumluluğum var. İktidar, AKP Genel Başkanı başta olmak üzere halen beni suçlamaya devam ediyor. Benim yargılanmam medya üzerinde yapılıyor, kamuoyunda yapılıyor. İktidar yapıyor. Dolayısıyla benim de bunlara cevap vermem gerekiyor. Savunmamı bu çerçevede ele alıyorum artık” dedi.

Duruşma, Demirtaş’ın savunması ile devam ediyor.

Davaya dair

Yargılandığı davada “Örgüt kurma ve yönetme”, “Örgüt propagandası” ve “Suç ve suçluyu övme” iddialarıyla suçlanan Demirtaş hakkında 142 yıla varan hapis cezası isteniyor. Diyarbakır’da açılan dava, güvenlik gerekçesiyle Ankara 19’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’ne alınmıştı.

Gazete Patika

adhk tarafından

SMF yerel seçimler tanıtım etkinliği büyük bir coşkuyla gerçekleşti

Ocak 23, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

Sosyalist Meclisler Federasyonu(SMF) 2019 yerel seçimleri tanıtım etkinliğini Dersim merkez Arıkanlar Kıraathane’nde yoğun bir katılımla gerçekleştirdi Dersim Demokratik Halk Dayanışması adı altında yerel yönetim çalışmalarına başlayan SMF dün Dersim beş ilçede seçime girdiği beş sosyalist adayı tanıtım için halk toplantısı gerçekleştirdi

DERSİM (23-01-2019) SMF sözün, yetkinin, kararın Dersim halkına ait olduğunu vurgulayarak, “Biliyoruz biz ancak Sosyalist bir iktidarı kurmakla biz bu sistemden kurtulabiliriz. Biz dünya üzerinde canlı cansız tüm varlıkların, tüm insanlığın çıkarlarını savunuyoruz. Sosyalizm gelmeksizin yapılan bütün iyileştirmeler bu sistemin parçasıdır. Bunu görüyoruz. Fakat yerel seçimlerde üretimi denetleyen, buna halkı katan anlayışı savunarak birlikte yönetmek, emek alanının doğru temelde örgütlenmesi, temel ve hak özgürlüklere dayanan bir yönetim anlayışıyla hareket ederek yerel seçimlere giriyoruz’

Sosyalist Meclisler Federasyonu(SMF) 2019 yerel seçimleri tanıtım etkinliğini Dersim merkez Arıkanlar Kıraathane’nde yoğun bir katılımla gerçekleştirdi. Dersim Demokratik Halk Dayanışması adı altında yerel yönetim çalışmalarına başlayan SMF bugün Dersim beş ilçede seçime girdiği beş sosyalist adayı tanıtım için halk toplantısı gerçekleştirdi.

Divanda SMF üyesi Halkların demokratik partisi Milletvekili Dilşat Canbaz, Canan Ay ve Mazgirt Belediye başkanı Tekin Türker yer aldı. Solona ‘Söz Yetki Karar karar Dersim Halkına, Üretende yöneten de biz olacağız; Faşizme, Barajlara, Kayyumlara, erk iktidarını karşı söz yetki karar Dersim halkına, Devrimci, halkçı yerel yönetimleri geliştirelim, güçlendirelim, ileri taşıyalım, Paranın saltanatı varsa Halkın TKP’si var’ pankartları asıldı.

Toplantı Dersim Demokratik Halk Dayanışma Üyesi Canan Ay’ın yaptığı konuşmasıyla başladı. Ardından SMF temsilcisi Erdal Ataş konuşma gerçekleştirdi. Ardından sırasıyla TKP(Türkiye Komünist Partisi) MYK üyesi Mehmet Kuzlugil, Temel Demirel, Sibel Özbudun, Munzur Üniversitesi’nden ihraç edilen Tarih Bölümü başkanı Candan Maden, Mazgirt Belediye başkanı Tekin Türker söz aldı.

2019 Yerel seçimleri adaylar Derya Öz, Yılmaz Cesur, Birgül Çiçek Ateş’in söz aldığı programda şuan tutuklu bulunan Ovacık Belediye Başkan Adayı Hayati Güngören’in mektubunu ise Hayati adına Murat Kur okudu. Eski Grup Munzur solistlerinden AbdulKadir Demir de seçimlere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Son olarak Ovacık Belediye Başkanı Fatih Maçoğlu konuşma yaptı.

‘Birlikte yönetmek, emek alanının doğru temelde örgütlenmesi, temel ve hak özgürlüklere dayanan bir yönetim anlayışıyla hareket ediyoruz’

Devrimci halkçı yerel yönetim toplantısı kapsamında SMF temsilcisi Erdal Ataş, “Biz bu ülkenin demokrasi güçleri olarak bu sürecin nasıl ele alacağımıza dair ilkelerimizi ortaya koymuş bulunuyoruz. İttifak süreçleri, yerel seçimlere nasıl yaklaşmamız gerektiği konusunda nasıl yaklaşmamız gerektiğine dair perspektif ortay koyduk. Bu yüzden bu halk toplantısını gerçekleştirdik. Dünyadaki bütün halkların başına bela olmuş kapitalist sisteme karşı sosyalist davanın devamcısıyız. Yerel yönetimlerde birçok böğe alsak bile bu çok şey ifade etmeyecektir. Çünkü ancak Sosyalist bir iktidarı kurmakla biz bu sistemden kurtulabiliriz. Küçük bir azınlık tarafından sömürü düzeni yaratılmıştır. Biz dünya üzerinde canlı cansız tüm canlıların, tüm insanlığın çıkarlarını savunuyoruz. Sosyalizm gelmeksizin yapılan bütün iyileştirmeler bu sistemin parçasıdır. Bunu görüyoruz. Fakat yerel seçimler söz yetki karar halka üretimi denetleyen, buna halkı katan anlayışı savunuyoruz. Bunun yanında temel belli ilkelerle yerel yönetimlerde yer aldıklarını belirten Erdal “Birlikte yönetmek, Emek alanının doğru temelde örgütlenmesi, Temel ve hak özgürlüklere dayanan bir yönetim anlayışıyla hareket ediyoruz. Bütün sermaye partilerinin halk üzerinde sadece hizmet mesele üzerinden ele alınmasını karşıyız. Yani temel ihtiyaçlarının halka hizmet olarak gitmesine karşıyız” ifadelerini kullandı.

İttifak meselesine değinen Erdal,  “Genel anlayışa karşı çıkmadan bazı ortak projelerimiz devam edecektir. Egemenlerin tüm baskıları karşısında AKP-MHP karşısında ittifak gücüyle bu meseleye karşı birlikte olacağız. Genel yaklaşımımız sadece benim doğrum meselesi değil, kitlelerle Marksist, Maoist anlayışla birlikte dar grupçu bir anlayışla değil i tüm ittifak güçleriyle bu mücadele yürütülebilir. Biz ittifak anlayışla mücadele etmeye devam edeceğiz” sözlerini kullandı.

‘Dersim’in farklı yöneticilik anlayışıyla ortaya çıkarmış olduğu projeyi destekleyeceğiz’

Daha sonra konuşma yapan TKP(Türkiye Komünist Partisi) MYK üyesi Mehmet Kuzlugil ve TKH(Türkiye Komünist Hareketi) temsilcisi Aysel Tekerek ittifakın önemine değindi. Mehmet, “Ülke patronların elinde . Biz sermaye düzeninin kendi temel aktörleri dışında halkın, sosyalistlerin kendi yönetmesi anlamlı olandır. Çok zor bir dönemdeyiz. Ama bu zor dönem aynı zamanda her şeyin çatırdağı bir dönemdeyiz. Biz paranın saltanatına karşı kendi bayrağımızı yükseltmek istiyoruz. Dersim’in farklı yöneticilik anlayışıyla ortaya çıkarmış olduğu projeyi destekleyeceğiz. Halkçı katılımcı belediyeciliğin bizim bayrağımızı yükselteceğine inanıyoruz’ derken Aysel ise, “Komünistler çalmaz çırpmaz, halktan çalınanları halka geri iade eder. Komünistler yağmalamaz. 2019 seçimlerinde bu farkı Ovacıkta gördük. Bu yüzden sonuna kadar Sosyalistleri sonuna kadar destekleyeceğiz ”dedi.

Temel Demirer, ‘Kalbim sizinle. Ovacık da Hayati’yle, Mazgirt de Derya ve Tekin ile Hozat da Yılmaz, kalbim Pülümür de Birgül ve Merkezde Fatih ile atıyor’

Ardından yazar Temel Demirer, “ Munzur’un suyunu içeli tam elli yıl oldu. Altmışlı yılların sonuydu buraya geldim. Munzur’un suyunu içtikten sonra Kalbim mercanda, Vartinik de,  Kutuderesi’ nde Seyit Rıza’nın torunlarında kaldı. Ben bir Çorumluyum. Dersim’e bir Çorumluyu emanet ettik. Kalbim burada kaldı. Elli yıl sonra yine Dersimdeyim.   Kalbim sizinle. Ovacık da Hayati’yle, Mazgirt de Derya ve Tekin ile Hozat da Yılmaz, kalbim Pülümür de Birgül ve Merkezde Fatih ile atıyor. Onlara dair hiçbir şey söylemeyeceğim. Onlar bir geleneğin takipçisidir. Onların hayattaki en büyük iteleyeni bu gelenektir. O geleneğe dair kimsenin laf edebileceği tek bir olumsuz söz olamaz. O gelenek kan, bedel ve mücadelenin eserdir” ifadelerine yer verirken ardından Sibel Özbudun Seçimlere ilişkin değerlendirmelerde bulunarak söz alarak  “AKP bu seçimlere olabildiği kadar yükleniyor. 165 yaşında kişiler oy kullanıyor. Mezardan oy çıkartıp kullanıyor.   Bu kaybetme ihtimalinin yaratmış olduğu korkudur”dedi. Bunun yanı sıra artık yandaşların değil sıradan insanların iktidara geldiği, halkın söz sahibi olduğu bu süreçte SMF ve sosyalistlerin yanında olduğunun altını çizdi.

Üniversite de Tarih bölümü başkanıyken ihraç edilen Candan Maden “Sekiz yıldır Dersim de oturuyorum. İlk kez bir belediyeyi sosyalistler olarak alacağız. Buna inanıyorum. Cüssesi küçük anlamı büyük bir yerde yine belediyeyi aldığımız zaman herkesin gözü yine bizde olacağız. Sermaye partileri hepsi Hizmet sözcüğünü kullanıyor. Fakat biliyoruz ki bu hizmet yandaşlara gidiyor. Biz bunu kullanmayacağız” ifadelerinin yanı sıra Dersim de mevcutta var olan ulaşım, su gibi temel sorunlara değindi.

‘Hayalleriniz ulaşılmaz ise hayallerinizi değil, yol ve yöntemlerinizi değiştirin’

Konfüçyüs’ün bir sözüyle konuşmaya başlayan Tekin Türker ise“ Hayalleriniz ulaşılmaz ise hayallerinizi değil, yol ve yöntemlerinizi değiştirin. Biz şeffaf, demokratik yöntemi esas alarak yönetime halkı katıyoruz. Biz evrensel enternasyonal mücadeleyi savunan bir anlayışı savunuyoruz. Mücadeleyi gerici egemene karşı veriyoruz. Dostlarımıza karşı değil. Yerel yönetimde demokrasi şöleni içerisinde mücadele edeceğiz. Hedefimiz gerici sınıflardır. Yerel yönetimleri buradan ele alıp, değerlendiriyoruz”

Daha sonra Sırasıyla 2019 yerel seçimlerde ilçelerden aday olan Derya öz, Yılmaz Cesur, Birgül Çiçek Ateş ve Fatih Mehmet Maçoğlu halkı selamlayarak konuşma yaptı.

Şuan tutuklu bulunan Ovacık Belediye başkan Adayı Hayati Güngören’nin ise gönderdiği mektup Murat Kur tarafından okundu.

adhk tarafından

Ölüm orucu direnişçisi Kadir ve Esat’ın TTB’li hekimlerce muayene talebi karşılanmıyor

Ocak 22, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

Van F Tipi Hapishane’de başlattıkları ölüm orucunun 127’nci gününde hapishane idaresi ile görüşmelerin ardından taleplerinin kabul edildiğini belirten tutsaklar Kadir Karabak ve Esat Naci Yıldırım’ın TTB’li hekimler tarafından muayene istekleri hala kabul edilmiş değil. Tutsaklar hapishane koşullarına mahkum ediliyor

HABER MERKEZİ (22-01-2019) Hapishanenin havalandırma alanlarının tel kafesle kapatılması, yayınların kendilerine verilmemesi, baskın yapılarak gerçekleştirilen sayımların düzeltilmesi gibi taleplerle ölüm orucuna başlayan TKP/ML dava tutsağı Kadir Karabak ve MKP dava tutsağı Esat Naci Yıldırım, direnişlerinin 127. gününde (21 Ocak) talepleri konusunda kazanım sağladıklarını ve hapishane idaresi ile bu konuda anlaşmaya vardıklarını belirterek direnişlerini sonlandırdıklarını duyurdular. Tutsaklar son bir haftadır talepleri konusunda hapishanede iyileştirmeler yapıldığını ve taleplerinin yerine getirilmeye başlandığını aktardılar.

Ambulansla götürüldükleri hastaneden aynı gün ring aracıyla geri gönderildiler

Tutsaklar dün sabah saatlerinde hapishaneden ambulansla Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırılmış, ancak burada TTB üyesi olan hekimlerce tedavi görme talepleri yerine getirilmediği için tedaviyi reddetmişlerdi. Bunun üzerine hastane doktoru tarafından taleplerinin gerçekleştirilemez olduğu kendilerine söylenen tutsaklar bu kez ring aracıyla hapishaneye geri götürüldüler.

Tutsaklar hapishane koşullarında tedavilerini kendileri yapıyorlar

Hapishaneye geri götürülen tutsaklar, hapishane koşullarında ve kendi imkanları dahilinde beslenmeye çalışmaktadırlar. Hem hijyen hem beslenme hem de tedavi konularında oldukça yetersiz ve kötü olan hapishane koşullarının tutsakların sağlığını olumsuz etkileyeceği ortadadır. Tutsakların yakınları bu konudan oldukça endişeli durumdadır.

OCML VP’den tutsaklara selamlama

Diğer yandan Avrupa’nın çeşitli bölgelerinde yapılan eylemlerle tutsaklar Karabak ve Yıldırım için duyarlılık çağrısı yapılmaya ve TC devletinin Türkiye hapishanelerindeki uygulamaları teşhir edilmeye devam ediliyor. Bu eylemlerden bir hafta sonu Fransa’da gerçekleşti.

Burada siyasi tutsakların serbest bırakılması, PKK lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecritin sonlandırılması ve 76 gündür açlık grevinde olan HDP’li vekil Leyla Güven’e destek amacıyla Avrupa’nın dört bir yanında olduğu gibi eylemler gerçekleştirildi. Bu eylemlere katılan OCML VP üyeleri, burada Karabak ve Yıldırım’ın direnişini selamladırlar.