adhk tarafından

Pülümür DDHD’den coşkulu kadın buluşması

Mart 25, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

Dün Pülümür Demokratik Halk Dayanışması Kadın Meclislerinin çağrısıyla saat 14:00’de DDHD Pülümür seçim bürosunda bir kadın buluşması gerçekleştirildi

HABER MERKEZİ (25-03-2019) Dün Pülümür Demokratik Halk Dayanışması Kadın Meclislerinin çağrısıyla saat 14:00’de DDHD Pülümür seçim bürosunda bir kadın buluşması gerçekleştirildi.

Pülümürlü kadınların yoğun katılım gösterdiği etkinlikte PDHD Kadın Meclisleri adına yapılan konuşmada etkinliğin geçmiş 8 Mart’a itafen kadınlarla bir araya gelmek ve dayanışmak amacıyla düzenlendiği vurgulandı.  Sonrasında söz alan Pülümür Halk Dayanışması Belediye başkan adayı Birgül Çiçek Ateş kadın dayanışmasının önemine vurgu yaparken Pülümür’de kadınların yaşamın her alanında en çok emek veren oldukları halde geri planda kaldıklarını, kadınların yaşamın her alanında öne çıkmaları ve özneleşmeleri gerektiğini ifade etti. Belediye Başkanı adayı olarak Pülümür’de ne yapılacaksa kadınlarla birlikte yapılacağına inandığını belirten Ateş kadınlara katılımdan kaynaklı teşekkür etti. Coşkunun ve paylaşımın güçlü olduğu etkinlik birlikte yemek yendikten sonra gerçekleştirilen müzik dinletisi ve halaylarla sonlandırıldı.

adhk tarafından

Ovacık’taki Halkçı-Demokratik-Devrimci Yerel Yönetim Modeli Dersim’e Taşınırken

Mart 25, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

Evet, seçimlerin kazanılması somut görev ve hedeftir Lakin tüm mesele belediyelerin kazanılması değil, demokratik-devrimci kazanımların biriktirilmesi, kitlelerin bilinçlendirilerek örgütlenmesi, onlar içinde kök salınmasıdır!

HABER MERKEZİ (25-03-2019) Doğru görüşlerin anlatılması kolay mı? Mantıken ‘’kolaydır’’ diye yanıt yapıştırmak mümkün. Fakat durum bu kadar pürüzsüz değil. Bilakis çetrefillidir. Teorik olarak doğru fikirlerin anlatılmasının doğru fikirlerden alınan avantajla kolay olduğu elbette söylenebilir. Teorik olarak bunu söylemek ne kadar mümkün olsa da, iş pratik gerçeğe geldiğinde soruya verilen rasyonel yanıt o kadar pürüzsüz değil, tersine sosyal yaşam gerçeğinde bu yanıt katıksız biçimde girifttir…

Bilimin gelişme tarihi ya da doğru görüşlerin egemen hale gelme süreçlerine bakıldığında, doğru fikirlerin benimsenmesinin oldukça zorlu mücadele ve emekler süreci gerektirdiği görülecektir. Öyle ki, doğru fikirlerin sübjektif olmaktan çıkıp olgulaştığı kimi şartlarda dahi, somut olgu haline dönüşmüş doğru fikri benimsetmek ya da bunları kabullendirmek-kabullenmek son derece meşakkatli bir mücadele sürecine vesile olmakta, olabilmektedir…

Bu sürecin temel sorunlarından biri, doğruya ya da olguya hangi açıdan veya hangi pencereden bakıldığıdır ki, bu son tahlilde hangi sınıf bakış açısı/hangi dünya görüşüyle bakıldığı, görüş ya da olgunun hangi felsefi bilimle yorumlandığıdır. Bu düzlemde şu sorundan bahsetmek yerinde olur. Aynı sınıf cephesinde bulunup bu sınıf adına hareket eden, dolayısıyla esasta aynı dünya görüşü ve felsefeyle dünyayı(olgu ve görüşü) yorumlayan farklı ideolojik-siyasi formasyonların, aynı siyasi vb süreçleri, bu süreçlerin olgu ve gerçeklerini yorumlamaları farklılaşabilmektedir. Bu da gösterir ki, aynı sınıf adına hareket edilip aynı dünya görüşü savunulmuş ya da benimsenmiş olsa da, bunlardaki kavrayış ve yorumlanış farklılaşabilmektedir. Bunun temel nedeni ise, bilimsel sosyalizm teorisi ve MLM bilime hakim olamama veya bunun kavranmasında önemli nüansların taşınmış olmasıdır. Siyasal gerçeklerin bütünlüklü olarak okunabilmesi ya da okunamaması, siyasi olgu ve süreçlerin yorumlanışına ışık tutan felsefi bilimin tam olarak içselleştirememesi, diyalektik ve tarihi materyalizm metodunun tam olarak uygulanamaması, yöntemlerde zayıflıkların taşınması, siyasi hedef ve görevlerin dar gurup açısından okunması ve daha biz dizi basit kaygıların güdülmesi bu farklılıklarda rol oynayan diğer etmenler olarak öne çıkmaktadır.

Devrimci sınıf örgütlü hareketinin en tepeden en tabana kadar hemen her sorunda bölünmüşlük göstermesi, farklı açılardan bakması ve gerçeğe ayrı pencerelerden bakması durumunun ne düzeyde olduğunu sade bir örnekle açıklarsak, Ovacık belediyesi isabetli bir örnek olur. Aslında Ovacık dışında aynı durumda Mazgirt belediyesi ve daha önce Hozat belediyesi de aynı zeminde değerlendirilebilir. Ovacık belediyesi öne çıkan daha çarpıcı bir örnek olduğu için onu konu etmek meselenin rahat anlaşılması için daha uygun örnektir.

Ovacık belediyesi, SMF’nin yerel yönetimler anlayışı ve programı temelinde anlam kazanıp vücut bulan halkçı, devrimci, sosyalist belediyeciliği ifade etmektedir. Kabul görecek/gören en ortak niteliği halkçı-demokratik bir belediye olmasıdır, bu zeminde bir yerel yönetimdir, yerel yönetim anlayışını temsil etmektedir. Bu niteliğin daha ilerisinde bir belediye(yönetim anlayışı) niteliği savunulabilir, buradan eleştiri yürütülebilir. Ancak, bu belediyenin halkçı, demokratik niteliği karşı çıkılamaz ortak bir zemindir. Dolayısıyla daha ileri nitelikte bir belediye ve yerel yönetim anlayışını savunanlar açısından da Ovacık belediyesi mevcut niteliğiyle ortak bir payda oluşturmaktadır. Mevcut nitelikteki Ovacık belediyesi olağan koşullarda, bütün ulusal-demokratik, demokratik, devrimci, sosyalist kesimlerin ortak bir değeri, kazanımı ve mevziisi olarak tanımlanmak, kabul edilmek durumundadır ki, niteliği dikkate alındığında normal olarak öyledir. Fakat pratik gerçekte durum çok daha başkadır.

Demokratik, devrimci, sosyalist cephe örgütlü güçleri Ovacık belediyesine bu bilinç ve kavrayışla yaklaşma, dolayısıyla onu destekleyip geliştirme yerine, onu baltalama, zayıflatma tutumuna düşmekte ya da girmektedirler. Demokratik, halkçı, devrimci-sosyalist yerel yönetim anlayışına oturan Ovacık belediyesi bu niteliğine rağmen ilginç bir şekilde aynı cephe örgütlü güçlerince destek değil, bilakis yıpratılma, karalanma hedefi haline getirilmektedir. Görev bizlerin ortak cephesindeki demokratik kazanımın desteklenerek geliştirilmesi iken, ilginç biçimde yerilmektedir… Teorik doğrunun pratik gerçekte farklılaşmasına çarpıcı bir örnektir bu.

Oysa Ovacık belediyesi, öyle ya da böyle tanımlandığı ‘’Kominist belediye’’ kimliğiyle küçümsenemez düzeyde olumlu etkiler yaratarak demokratik, devrimci, sosyalist cepheye olumlu katkılar, hizmetler sunmuştur. Geniş toplumsal kitleler nezdinde ‘’Komünizm’’e dair olumsuz önyargının belli düzeyde de olsa kırılmasına yol açarak beklenenin ötesinde olumlu rol oynamış, ulus ve gurup sınırlarını geride bırakarak evrensel katkılar sunmuştur. Diğer taraftan burjuvaziyi zorlayan ve içlerinde tartışmalara vesile olmuştur. ‘’bir proje’’, ‘’burjuvazi bilinçli olarak öne çıkarıp hesaplar güdüyor’’ vb vs şeklindeki yaklaşım ya da değerlendirmeler aslen ciddiyetten uzaktır. Elbette burjuvazinin belli hesaplar gütmesi mümkündür. Fakat burjuvazi ‘’Komünizm’’ propagandası yapma pahasına basit hesapların peşine düşmeyeceği açıktır. Dahası, burjuvazi oyun kurduğunda daha büyük çaplı oyunlar kurar, sadece küçük bir belediye üzerinden değil. Kaldı ki ‘’Komünizm’’ propagandası pahasına bunu hiç yapmaz. İktidardaki burjuvazi ciddi seçim kaybı tehdidiyle yüz yüzeyken, her tarafı bırakarak gelip 3 bin kişilik bir ilçe üzerinden hesaplar-oyunlar kurmaz. Bu bakımdan ilgili iddialar ciddiyetsizdir; ciddiyetsiz olmaktan da öteye hangi kaygılarla bu iddiaların dillendirildiği de bilinmeyen değildir… Ovacık belediyesinde uygulanan yönetim anlayışı ve pratiğinin Dersim iline taşınması noktasındaki adaylık durumu bütün bu spekülasyonlarını karalamaların ve iftiraların temelidir. Ki, Ovacık belediyesine dönük yaklaşım Ovacık belediye başkanı olup da şimdi Dersim belediye başkanlığına aday olan SMF üyesi şahsında odaklanmaktadır. Dolayısıyla belediye başkanı ile yönettiği belediyeye dönük reaksiyon bir ve aynıdır. Dersim belediye başkan adaylığına dönük eleştiriler SMF adayının şahsında odaklanırken fiilen Ovacık belediyesi pratiğinedir de… Ovacık’taki yerel yönetim anlayışı ve programı Dersim’e taşınmak istenmektedir. Dersim belediye başkan adaylığına karşı çıkanlar Ovacık modeline karşı çıkmaktadırlar!…

SMF ne yapmalıdır? Eleştiri ve eleştiri sınırlarını zorlayan yaklaşımlara demokratik hakkını kullanarak düzeyli yanıtlar vermiştir. Buraya takılmadan doğru perspektifiyle hareket edip kendi program ve anlayışını halka anlatmanın daha etkin yöntemlerini kullanarak çalışmalarını daha sıkı tempoyla hızlandırıp yürütmelidir. Kendi program ve anlayışının propagandasına paralel olarak faşist iktidar ve faşist düzen partilerinin siyasi teşhirini esas alan yönelimle çalışmalarını ileri kazanımlara göre biçimlendirmelidir. Evet, seçimlerin kazanılması somut görev ve hedeftir. Lakin tüm mesele belediyelerin kazanılması değil, demokratik-devrimci kazanımların biriktirilmesi, kitlelerin bilinçlendirilerek örgütlenmesi, onlar içinde kök salınmasıdır!

Seçimleri kazanma motivasyonuyla hareket edilmeli, çalışmalar bu ruhla yürütülmelidir. Fakat seçim sonuçlarında kazanma gibi kaybetme de tamamen mümkün ve doğaldır. Belediye yönetimlerini kazanmamak gerçekte kaybetmek anlamına gelmez. Her halükarda kazanımlarımız mevcuttur ve bunlar bugünden sağlanmış durumdadır. Dolayısıyla, en kötü ihtimal varsayımıyla, hiç bir belediyenin kazanılmaması bile moral bozukluğuna vesile olmamalıdır. Aynı çalışma ruhuyla örgütlenme çalışmaları sürdürülmeli, elde edilen olanak ve kazanımlar değerlendirilerek örgütlenme yelpazesi genişletilmelidir. Kitleleri kazanmaktan daha büyük kazanım olamaz. Her SMF’linin bilinci bu olmalıdır. Bahsedildiği gibi, bütün ufkumuz bir kaç belediye kazanmak değil, halk kitlelerini kazanıp örgütlemektir asıl olan. Perspektif ve yönelim bu olmalıdır. Yürüttüğümüz çalışmalar, ulaştığımız kitleler ve seçimler kampanyası sürecindeki tüm etkinliklerimiz boş değil, ciddi kazanımlar biriktiren bir süreçtir. Ama spekülasyona, karamsarlığa ve kırılganlığa yer yok ki, KAZANACAĞIZ! Kayyumu geldiği yere yolculayacak, Dersim belediyesini Dersim halkına armağan edeceğiz!…

Erken konuşmuyoruz; Ovacık’ta uygulanan Halkçı, Demokratik, Devrimci yerel yönetim anlayışı ve modelini Dersim’e taşıyacağız! Kayyumu defedip, dostlarımız ve halkımızla birlikte yöneteceğiz!

adhk tarafından

Bin yılların öfkesini isyana çevirenlere

Mart 23, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

“Üç öncü kadın yoldaşın anlatılması ve örnek alınması gereken çok pratiği var bu sayfalara sığdırılamayacak Aslında onlarda anlatılması gerekeni anlattılar duruşlarıyla Kendilerinden öncekilerden devraldıkları o güçlü silahı onurluca taşıyıp kendilerinden sonrakilere de yine aynı onurla devrettiler Yürünecek yolu, atılması gereken adımı ve göze alınması gereken bedeli öğretmişlerdir. “

HABER MERKEZİ (23-03-2019) O’nlar, kadına biçilen geleneksel rollere, erkek egemen zihniyetin dayattığı yaşama biçimlerine kendilerinden önceki direnişçi kadınlar gibi kavganın en ön saflarında yer alarak cevap olanlardı.

Zulmün olduğu yerde direnişte olmalı gerçekliğini pratikleştirip o büyük deryaya bir nehir olup akmada mütevazi bir adım, ardından büyük bir mücadeleydi O’nlarınki. Bedel; ne olursa olsun o büyük özgürlük için o bedelin ödenmesini bilince çıkaranlardı. Kadının özgürleşmesi savaşını ezilenlerin özgürleşmesi savaşıyla bütünleştirip hem ezilen cinsinin hem de insanlığın kurtuluşu savaşının militanlarıydı O’nlar. Duruşlarıyla tarihsel görevlerini yerine getirip ne yapılması gerektiğini pratikleriyle ortaya koyan komünist kadınlardı O’nlar. Savaşın kadının işi olmadığını söyleyen kendini bilmezlere, haklı savaşların nasıl tamda kadının işi olduğunu defalarca gösteren savaşçılardı O’nlar.

Büyük bir davaydı onların ki… Direnişleri büyük oluyordu, öfkesi de büyük olanların. Çünkü kadındı tarihin ilk ezileni, eşitsizliğin çıkış noktası; bilgeliği ‘cadı avı’ adı altında mahkum edilip darağaçlarına gönderilen;8 Martları yaratan emeği için direnirken diri diri yakılan; oy hakkını alabilmek için bedel ödemek zorunda kalan; kadının en temel insani hakları için mücadele ederken giyotinlere gönderilen, savaşlarda her türlü ‘fedakarlığın’ kendisinden beklenen olan; her gün defalarca burjuva medyanın olağanlaştırıp servis ettiği tacizin, tecavüzün, katliamın kendisine reva görünen; nasıl yaşayacağına, nasıl oturacağına, nasıl giyineceğine, ne kadar konuşacağına, ne kadar güleceğine her daim başkalarının karar verdiği oydu. Dağ başlarında özgürlük için silah elde çarpışırken toprağa düştüğünde bedeni teşhir edilende oydu. Ve o başkaldırıyordu yıkmak için bu çürümüş sistemi ve onun zihniyetini.

Çağırıyordu kavga bayrağını dalgalandıran Öncü; tarihin ilk ezilenini o büyük savaşa; öncüleşmesi, savaşması ve özgürleşmesi için. Onlar da cevap oldular o çağrıya, yönünü mücadelenin en kızgın alanlarına, dağlara çevirdiler, kendi ezilen cinsiyle beraber tüm ezilen ve sömürülenlerin kurtuluşu davasında bir nefer olabilmek için.

Deniz yoldaş; Akdeniz’de cevap olmuştu o çağrıya. Akdeniz’in ılık rüzgarlarını arkasına alıp Dersim’in sarp dağlarında asi bir gerilla olmaya adamıştı kendisini, Kürdistan dağlarına ve gerillaya yabancı olmasına rağmen çabuk alışmıştı Dersim dağlarına. Başlarda gerilla yaşamının bazı noktalarında zorlansa dahi, o zorluğu aşma çabası, ısrarı mücadelesindeki kararlığı simgeliyordu. Umutsuzluğa kapılmayan, her zorluğu öz iradesi ile aşmaya çalışan devrimci bir kadındı o, Torosların sarplıklarından aldığı direnciyle sarılıyordu mücadelesine yoldaşlarına… Bizlere göre biraz daha farklı bir yaşamın içerisinden gelmesi aramıza renklilik katıyordu. Çoğu kez onun renkliliği neşe ve moral olarak yansıyordu bizlere. Görev bilinci çok kuvvetli olan bir yoldaştı, kendisine verilen her görevi en iyi yapma çabası hiç eksilmedi kendisinde, mücadelenin büyütülmesinin göreve sahip çıkmak olduğu bilinciyle 3. Kongre sonrası “gerilla alanlarında olmalı, savaşın öznesi haline gelmeliyim’’ kavrayışı ile son anına kadar her pratiğinde görevine ve halkına sadık bir devrimci olmayı bildi…

Lori yoldaş; Dersim dağlarının yabancısı değildi aynı zamanda gerillanın da. Devrimci bir ailede büyümüş ve bu kişiliğini şekillendirmişti. Dağları çok seviyor, hele köyünün bulunduğu Bokır dağına büyük bir hayranlık ve sevgi duyuyordu. Aslında sadece kendi köyüne değil, Dersime, doğaya ve içindeki her canlıya aşık bir yoldaştı. Daha onu tanıdığım ilk gün bu sevgisinin farkına varmıştım ki onunla tanışan herkes bunu rahatlıkla anlayabiliyordu. Doğadaki her bir canlıya bir yoldaşı gibi değer veren bir yoldaştı. Gerillayı küçük yaşlardan itibaren tanıması onda her zaman gerillaya katılma arzusunu büyütmüştü. Kendisi de söylüyordu; “ben küçüklükten beri gerillaya katılmak istiyordum’ diye tabii böyle söylediğinde bazı yoldaşlarda; ‘madem küçüklükten beri istiyordun niye bu kadar geç katıldın’ diye espri yapıyorlardı. Kendisi de dahil hepimiz gülüyorduk. Lori yoldaşın, yoldaşlık bağları çok kuvvetliydi. Yoldaşlarına olan bağlılığı her pratiğinde hissettiriyordu kendisini. Her bir yoldaşının üstüne titrer, her sıkıntıları ve sorunları ile ilgilenmeye çalışır; bir yoldaşının üzgün olması bile onu derinden etkiler, kendini kötü hissederdi; çalışkanlığı, doğaya ve yoldaşlarına olan bağlılığı, halkına olan inancı, düşmana karşı her fırsatta dile getirdiği amansızlığı yüreğimizde bıraktığı derin bir izdir.

Mercan yoldaş; Kürdistan’da doğup büyümüştü, sonra şehirlere gitmiş fakat çok ayrı kalamamıştı büyüdüğü coğrafyadan. Sistemin kendisine sunduklarını elinin tersiyle itip halkının kurtuluşu görevini alıp omuzlarına yol aldı Kürdistan dağlarında, Kürdistan dağları gibi güçlü ve baş eğmeyen bir yapısı vardı. Gerilladaki tüm kadın yoldaşlara örnekti öncülüğüyle. Geleneksel kadını bilincinde yıkmış, erkek egemenlikçi anlayışı her pratiğinde yıkan bir yoldaştı. Mercan gibi bir kadın komutanımız olduğu için tüm kadınlar olarak şanslı olduğumuzu düşünüyorduk. Gerilla içerisinde kadın olarak karşılaştığımız zorlukları aşmamızda kendi gücünü bizimle paylaşmasını çok iyi biliyor ve her pratiğinde yansıtıyordu bunu. Savaşta kadının öncüleşmesi ve önderleşmesinin somut karşılığıydı bizim için. Öncülüğü, önderliği tartışmasız bütün yoldaşlar tarafından hayranlık ve coşkuyla karşılanırdı. Mercan’ın olduğu yerde moraller bozuk olamaz ve herkesin emek sarf ettiği bir çalışma vardı. Savaşta kadın yoldaşların öne çıkması için tüm gücüyle çabalıyordu, onun planlarını dinledikçe heyecanlanıyorduk hepimiz. Bazı planlarını yarım bıraktı fakat fikirleri ve duruşuyla çok şey bıraktı bizlere tamamlamamız gereken.

Mücadeleye atılan kadının savaş vermek zorunda olduğu sadece düşman olmuyor maalesef, bin yıllardır süregelen bir zihniyetle de savaşmak zorunda kadın. Hem de bu savaşı yoldaşlarına karşı verebilmek en güç olanı ama onlarda bu zor savaştan hakkıyla çıkmasını başarıyor, ellerindeki silahı düşmana, bilinçlerindeki silahı da tüm erkek egemen zihniyete yöneltmesini biliyorlardı.

Üç öncü kadın yoldaşın anlatılması ve örnek alınması gereken çok pratiği var bu sayfalara sığdırılamayacak. Aslında onlarda anlatılması gerekeni anlattılar duruşlarıyla. Kendilerinden öncekilerden devraldıkları o güçlü silahı onurluca taşıyıp kendilerinden sonrakilere de yine aynı onurla devrettiler. Yürünecek yolu, atılması gereken adımı ve göze alınması gereken bedeli öğretmişlerdir. Yaşamlarının baharında hesapsızca toprağın koynuna düşenler, devrim ağacını son damlasına kadar kanlarıyla sulayanlar ne yapmamız gerektiğini tırnaklarıyla bilinçlerimize kazımışlardır.

LORİN

adhk tarafından

Ayten Beçet için Adli Tıp Kurumu önünde toplanan kitleye polis saldırısı

Mart 23, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

Tecridi protesto etmek amacıyla bu sabah Gebze Kadın Kapalı Hapishanesi’nde yaşamına son veren Ayten Beçet’in cenazesinin kaldırıldığı Yenibosna Adli Tıp Kurumu önünde toplanan gruba polis saldırdı

HABER MERKEZİ (23-03-2019) Tecridi protesto etmek amacıyla bu sabah Gebze Kadın Kapalı Hapishanesi’nde yaşamına son veren Ayten Beçet’in cenazesinin kaldırıldığı Yenibosna Adli Tıp Kurumu önünde toplanan kitleye polis saldırdı.

PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecridi protesto etmek amacıyla bu sabah Gebze Kadın Kapalı Hapishanesi’nde yaşamına son veren Ayten Beçet’in cenazesinin kaldırıldığı Yenibosna Adli Tıp Kurumu önünde toplanan kitleye polis saldırdı. Saat 16.00’da HDP’nin il ve ilçelerin katılımıyla yapılacak olan açıklama öncesi toplanan kitleye müdahale eden polis, gözaltı yapmaya çalışıyor. Aralarında HDP İstanbul İl Eş başkanı Esengül Demir’in de bulunduğu grup, alandan uzaklaştırılıyor.

Kitlenin konuya ilişkin açıklama yapması bekleniyor.

Kaynak: M/A

adhk tarafından

ADKH Viyana ve Innsbruck’ta 8 Mart ve siyasal süreç konulu panel düzenledi

Mart 23, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

Viyana ve Innsbuck’ta Avrupa Demokratik Kadın Hareketi(ADKH), 8 Mart ve son siyasal süreç konulu panel gerçekleştirdi

AVUSTURYA (23-03-2019) Viyana Demokratik Kadın Hareketi’nin düzenlediği panele HDP-SMF ittifak milletvekili Dilşad Canbaz katıldı konuşmasında ‘kadın mücadelesinin genel durumu ve devletin yeniden yapılanması’ üzerine sunumlar yaptı. Tecriti ve Sosyalistlerin sürece bakışını değerlendirdi katılımcılardan gelen soru cevap bölümünden sonra panel bitirildi.

Dilşat Canbaz Kaya Viyana’da açlık grevi direnişçilerini ziyaret etti

Dilşat Canbaz Kaya, panel öncesi 21 Mart perşembe günü Viyana’da açlık grevi direnişçilerini ziyaret etti. Burada bir konuşma yapan Kaya, açlık grevi direnişçilerine başarılar diledi.

Avrupa Demokratik Kadın Hareketi’nin 8 Mart vesilesiyle düzenlediği panellerden biride Avusturya Innsbruck’da gerçekleştirildi.

22 Mart akşamı Innsbruck ‘ta yapılan Panelde, 8 Mart ve Türkiye’deki siyasal süreç konuşuldu. Panelde konuşmacı olan HDP-SMF milletvekili Dilşad Canbaz Kaya; Tecrit, Cezaevlerinde tutsakların durumu ve özelde kadın tutsakların durumu, kadın katliamları, Ortadoğu’daki genel durum, Türkiye’de rejim değişikliği ve yerel seçimler üzerine konuşmasını yaptı. 3 saat süren panel soru cevap kısmıyla sonlandı.

adhk tarafından

MKP: Devrimci Güçlerin Ortak Mücadele Silahını Selamlıyoruz!

Mart 22, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

Maoist Komünist Partisi Merkez Siyasi Büro yazılı bir açıklama yaparak HBDH’nin 4’üncü yılını selamlayarak, “Birleşik mücadelemiz 4’üncü yılında büyük atılımlar yapacak dinamiğe sahiptir” dedi

MKP (22-03-2019) Maoist Komünist Partisi (MKP) Merkez Siyasi Büro, Halkların Birleşik Devrim Hareketi’nin 4. Yılına ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. Yapılan açıklama da birleşik mücadelenin önemine değinilerek “Devrimci Güçlerin Ortak Mücadele Silahını Selamlıyoruz!” denildi.

Yapılan açıklamayı öneminden dolayı siz okurlarımızla paylaşıyoruz:

“HBDH’nin 4. Yıldönümü Vesilesiyle;

Devrimci Güçlerin Ortak Mücadele Silahını Selamlıyoruz!

İstisnasız olarak tüm devrimler tarihi ve devrim süreçleri, devrimden çıkarı olan halk kitleleri ve örgütlü politik güçlerinin devrime endeksli birleşik cephelerde ortaklaşmış, mücadelelerde kurumsallaşma yolunu izlemiştir; bu zeminde gelişmiş, ilerlemiştir. Ne tek tek devrimci-komünist partilerin üstün çabalarıyla ne de tek tek kahramanların can feda kahramanlıklarıyla… İşçi sınıfı ve emekçi halkların ve mazlum ulusların mücadele tarihinde öncü örgütlerinin tayin edici rolü inkar edilemez, hatta tek tek şahsiyetlerin rolü ve yaratılan kahramanlıkların anlamlı yer ve itici rolleri de yadsınamaz. Ancak, bütün bunlara karşın son tahlilde belirleyici olan temel olgu; geniş halk kitleleri ve bunların siyasi temsilcileri ya da örgütlülüklerinin ortak sınıf çıkarları ile genel devrimci görevler paydasında ve bu devrim pratiğinin asgari müştereklerinde birleşik mücadele ve hareketi yaratmaları olmuştur. Devrimleri-devrim mücadelelerini geliştiren, ilerleten ve büyüten de budur.

12 Mart 2016 tarihinde kuruluşunu ilan eden HBDH, üzerinde yükseldiği ilerici-devrimci toplumsal mücadelelerin tüm deneyim-tecrübe ve birikimlerini sahiplenerek böylesi bir misyon ve rolle ortaya çıkmış; Türkiye-Kuzey Kürdistan emekçi-ezilen halklar nezdinde büyük bir sempati ve ilgi odağı, karşı-devrim cephesin de ise kaygılarının ve korkularının artmasına sağlayan devrimci bir irade olmuştur.

Kuruluşundan bugüne kadar geçen süre zarfında yaşamın her alanında devrimci bir özne, devrimci bir müdahale olma noktasındaki tavrından ve perspektifinden şaşmayan HBDH, karşı devrimin/faşist Türk hakim sınıfları devletinin imha amaçlı saldırıları karşısında bir direniş odağı ve öncüsü olma iddiasından geri adım atmamış ve bu doğrultuda bir çok kadın-erkek yiğit kadro ve savaşçısını yitirmiştir. Türkiye-Kuzey Kürdistan’ının her bir alanında, Karadeniz’de, Dersimde, Serhad’da, Amed’de, Botan’da, Amanoslar’da, Başur’da, Rojava’da, Efrin’de kadrosundan komutanına, savaşçısına kadar en ön saflarda ezilen-sömürülen emekçi halkların mücadeleleri ve direnişlerinin içinde olmuştur. Ulaşlar, Alişerler, Taylanlar, Delaller, Mercanlar, Atakanlar, Şahinler nezdinde yitirdiklerimizi saygı ve minnetle bir kez daha anıyoruz.

Devrimler mücadelesinin önemli mevzilerinden olan HBDH’nin  yetersizliklerine rağmen devrim mücadelesindeki kararlılığı-ısrarı tartışılmaz bir yerdedir. Geçmişten bugüne tecrübeleri üzerinden oluşan HBDH, geçen 3 yıl zarfında edindiği deneyim ve tecrübeler ışığında bu eksikliklerini aşarak üstlendiği rol ve misyonu oynayacaktır. Çünkü HBDH bu dinamiklere sahiptir. HBDH, 4. mücadele yılında bu eksikliğini giderecek ve mücadeledeki boşlukları dolduracak, “Faşizm yenilecek, halklarımız kazanacak” şiarını ete kemiğe büründürecektir.

Faşist saldırganlığa karşı, halkların birleşik örgütlü direnişini örgütleyerek cevap olalım!

Türkiye-Kuzey Kürdistan halklarının faşizmin azgınlaşan saldırıları karşısında örgütlenmekten ve örgütlü bir mücadele yürütmekten başka bir şansı ve çıkar yolu yoktur. Yaşamın her bir alanında ve Türkiye-Kuzey Kürdistan coğrafyasının her bir köşesinde faşist AKP-MHP iktidarında somutlaşan tekçi, ırkçı, şoven egemen Tük ulusu paradigmasına dayanan ‘’T.C’’ devletinin soykırımcı faşist barbarlığına karşı, genel devrimci görev ve mücadele paydalarında  geniş halk yığınlarını birleştiren ortak mücadele zemini olabildiğince güçlü ve olanaklıdır. Faşizm yalnızca, halkların devrimci öncülerine değil, en dinamik kesimlerine değil, toplumun ilerici-demokrat-aydın tüm kesimlerine saldırmakta ve toplumun büyük bir çoğunluğunu faşizm karşısında aynı saflara itmektedir. Bu kesimlerin örgütlenmesi-bir araya getirilmesi dahi, toplumu atomlarına kadar bölüp parçalayarak halkları birbirine düşmanlaştırmaya çalışan, topluma karamsarlık aşılayan faşizme vurulacak en büyük darbedir.

Halkların devrimin öncülerine ihtiyacı vardır. İşçisinden köylüsüne, memurundan işsizine, kadınından gencine, öğrencisinden öğretmenine, aydınından sanatçısına, akademisyeninden çevrecisine, LGBTİ+’sından tüm ötekileştirilenlerine, Alevi’sinden tüm ezilen inançlar topluluğuna, Kürt ulusundan tüm ezilen milliyetlerine kadar faşizm karşısında isyanını-öfkesini-tepkisini biriktiren, kuşanan her kesimin birleşik mücadeleye; öfkelerini, tepkilerini, isyanlarını, direnişlerini yan yana getirmeye-birleştirmeye ihtiyacı vardır. Bunu küçükten büyüğe, basitten karmaşığa, yerelden genele her bir alanda, her bir semtte, her bir iş kolunda, her bir okulda, öfkelerin-tepkilerin biriktiği her bir yerde yapmalı, irili ufaklı, küçük-büyük tüm renkleriyle, mücadeleleri  birleştirmeli, faşizme karşı barikat olacak direniş ve mücadele mevzileri oluşturmalıyız. Halkların bizlerden, öncülerinden beklentisi budur.

120’li günleri çoktan geçmiş olan ve yiğit Kürt kadını Leyla Güven öncülüğünde gelişen açlık grevleri direnişi karşısındaki sorumluluğumuz gereği, demokratik cephede mücadele birliği bilinciyle gerekli sahiplenme duyarlılığı sergilenmeli, bu meşru-demokratik direniş desteklenmeli, insani  talep ve direniş karşısındaki duyarsızlığa set olunmalıdır.

Aynı şekilde 21 Mart/Newoz’a, bu direniş ve diriliş gününe böylesi bir birleştirici yönelimle hazırlanmalıyız, yerel seçimleri en geniş direniş mevzileri oluşturmanın nüveleri haline getirmeliyiz. Ve gelişen-gelişecek olan tüm demokratik tepkilerin birleştirici, ileri taşıyıcı özneleri olmalıyız.

Birleşik mücadelemiz 4.yılında büyük atılımlar yapacak dinamiğe sahiptir. Yeter ki cüret edelim, ileri çıkalım kazanma bilinciyle görevlerimize sarılalım.”

adhk tarafından

Dersim’de kayyumun elini sıkmayan 2’si SÖH üyesi toplam 5 kişi gözaltına alındı!

Mart 21, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

DERSİM (21-03-2019) 21 Mart Perşembe günü Dersim Demokratik Halk Dayanışması seçim bürosu önünde otururken koruma ve polis ordusu eşliğinde gezen vali ve kayyum Tuncay Sonel, yoldaşlarımıza elini uzattı

Bu talebi geri çeviren SÖH üyesi yoldaşlarımız Doğancan Sariataş ve A. Baran, bir SYM üyesi yoldaşımız dahil 5 kişi kolluk güçleri tarafından gözaltına alındı.

Yoldaşlarımız Tunceli Emniyet Müdürlüğü’nde bekletilmektedir. Gelişmeleri aktaracağız…

adhk tarafından

Hamburg’da Newroz meşaleli yürüyüş ile kutlandı

Mart 21, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

Hamburg’da Demokratik Kürt Toplum Merkezinin çağrısı ile 20 Mart Çarşamba akşamı meşaleli Newruz yürüyüşü yapıldı

HAMBURG (21-03-2019) Newruz coşkuyla kutlandı Hamburg Altona tren istasyonunda saygı duruşu ile başlayan yürüyüş hamburg Sternschanze istasyonuna meşaleli yürüyüş gerçekleştirildi. Konuşmalarda Leyla Güven ve açlık grevlerine dikkat çekilerek tüm herkesin bugün dünden daha duyarlı olmaya çağırılarak sternscahanze tren istasyonunda yakılan ateşlerin etrafında halaylar çekilerek bildiriler okundu konuşmalar gerçekleştirildi.

ADHK, ATİK, Bir-Kar’ın katıldığı Newruz yürüyüşünde ADHK’nın açıklaması okundu sloganlar ve halaylar ile Newruz kutlaması sorunsuz sona erdi .

adhk tarafından

DDHD’den Dersim’de coşkulu Newroz kutlaması

Mart 21, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

Dersimde Demokratik Halk Dayanışması(DDHD) Derrsim’de coşkulu Newroz kutlaması gerçekleştirdi Newroz etkinliği açılış konuşmasını yapan Gönül Sonbahar, “Tarih bilincinin hepimize öğrettiği şey, hiçbir diktatörlük ve zulmün ebedi olmadığı yönündedir”

DERSİM (21-03-2019) Halaylar ve zılgıtlarla başlayan Newroz kutlaması Dersim Demokratik Halk Dayanışması (DDHD) bileşenleri tarafından Dersim merkez seçim bürosu önünde yapıldı. Basın açıklamasını DDHD adına Gönül Sonbahar okudu. Okunan basın açıklamasının ardından Newroz ateşi yakıldı, halaylar çekilerek etkinlik devam etti.

‘Newroz, ezilen ulus ve milliyetler için mücadele enerjisidir’

Gönül Sonbahar, “Zulümden, baskıdan ve sömürüden kurtulmaya azmeden halkların mücadelesini anlatan Newroz, bugünün ezilenlerine, yaşadıkları dünyayı kendi kurtuluşları doğrultusunda değiştirmeye çalışanlara ilham olmaya devam ediyor” diyerek sözlerine şöyle devam etti: “Ortadoğu halkları Dehak zulmüne karşı mücadele vererek onu, hayatlarından söküp attıkları gün onlar için bayram oldu.  Bugünün tarihsel gerçekliğinde de Türkiye ve Ortadoğu halklarının hayatına çullanan emperyalist haydutlar ile onların yerli işbirlikçileri olan, faşist diktatörlerin zulmü altında acı çekmekte olan ezilen ve sömürülen halklar var. Newroz, ezilen ulus ve milliyetler için mücadele enerjisidir”

‘Ezilen halklar kendi meşruluğuna ve haklılığına dayanarak zaferini ilan edeceklerdir’

Gönül, “Tarih bilincinin hepimize öğrettiği şey, hiçbir diktatörlük ve zulmün ebedi olmadığı yönündedir. Tıpkı şimdi yaşadığımız topraklarda, Ortadoğu’da ve yer kürenin her yerinde emperyalist işgal ve talana; sömürgeciliğe, asimilasyona karşı verilen mücadelelerin sayısız biçim ve yöntemle sürdüğünü biliyoruz. Ezilen halklar kendi meşruluğuna ve haklılığına dayanarak zaferini ilan edeceklerdir” ifadelerini kullandı.

Daha sonra DDHD Dersim belediye başkan adayı Fatih Mehmet Maçoğlu, “Ezilen tüm halkların yarını barış olsun” diyerek Newroz ateşini yaktı.

Newroz programı yakılan ateşin başında çekilen halaylar ve sloganlarla devam etti.

adhk tarafından

Fransa Mulhouse’da Newroz Coşkuyla Karşılandı

Mart 21, 2019 de ANASAYFA adhk tarafından

Fransa Mulhouse da her yıl olduğu gibi bu yılda demokratik kitle örgütlerinin katılımıyla Newroz çoşkulu şekilde karşılanıp kutlandı

Fransa Mulhouse (21-03-2019) Kürt Kültür Merkezi’nin organize ettiği Newroz’a ADHK, ADKH, SYM, üye ve taraftarlarının da katıldığı kitle pazar yerinde toplanıp Türkiye Kuzey/Kürdistan da Devrim şehitleri adına yapılan saygı duruşu ardından bir meşaleli yürüyüş gerçekleştirdi. Yürüyüş sırasında sık sık, “katil erdoğan” “Kürdistan faşizme mezar olacak” Biji Newroz” “Newroz pirozbe” kürtçe türkçe ve fransızca sologanlar eşliğinde açlık grevinde olan Leyla Güven’in resimlerinin olduğu dövizler taşındı. Yürüyüş sonrası pazar alanında Newroz ateşinin yakılmasıyla halaylar ve sloganlar eşliğinde etkinlik sonlandırıldı.